Bu ara hayatımızın merkezinde bulunan bir kelime; “virüs”...
Peki virüs sadece göremediğimiz ve vücudumuzun bir noktasında konuşlanan birşey midir?
Dilimizle oluşturduğumuz ve ağzımızın içinde bekleyen,kalbin ve nefsin tetiklemesiyle bizleri rahatsız eden ve gitgide bağımlılık kazandığımız virüsler ?
İşte tam bu noktada;
Yaşlı babaannesiyle caddede yürümekten utanır genç kız.
Şalvarlı ve sakallı babasının iş yerine gelmesi, mahçup eder genç adamı.
Çünkü o genç kız ile o genç adamın gençlikleri “kullanılmaya” elverişlidir ve ikisinin de “kullanılmalarına” tek en engel, kökleridir.
Ve çünkü onların kökleri misk gibi İslâm kokmaktadır.
Öyleyse ne yapıp edip, gençleri kendi köklerinden utanır hale getirmek lazımdır.
…
Maalesef, her türlü sineğin hücumuna açık bir kâse baldır bizim gençliğimiz.
Ve o kâseye üşüşen sinekler halindeki pek çok ideoloji, iki yüz yıldır korkunç bir uğultu halinde vızlayıp durmakta.
Tanzimat’tan beri bu böyledir ve hedef İslâm’dır.
Dikkatle bakarsanız, o sinek bulutunun gerisinde Yahudi’yi ve onun da gerisinde İblis’i hayal meyal seçebilirsiniz.
İslâm’ı ve onu çağrıştıran her şeyi “eski, sıradan, geri” olarak topluma benimsetmek gayedir.
Hedef kitle ise, tabii ki gençler.
…
Ne yazık ki iyi çalıştılar ve topluma öyle kompleksler, öyle takıntılar aşıladılar ki en halis ve sadık bir mü’min bile zaman zaman İslam terminolojisine ait sözleri telaffuz etmekten çekinir hale geldi.
“Selam aleyküm” dersek hor görüleceğimiz kimi ortamlar, bizi “İyi günleeer!” diye gevelemeye mecbur etmedi mi hiç?
Ve yine ne yazık ki çoğumuz da farkında olmadan bu kültürel küflenmeyi aydın olmanın, okumuş olmanın bir gereği zannederek benimsedik.
…
Fazla uzattım, bir başka yazıda devam edeceğim inşAllah (c.c.)
Selametle ???? (görsel 2014 yılında Konya gezisinden)
Peki virüs sadece göremediğimiz ve vücudumuzun bir noktasında konuşlanan birşey midir?
Dilimizle oluşturduğumuz ve ağzımızın içinde bekleyen,kalbin ve nefsin tetiklemesiyle bizleri rahatsız eden ve gitgide bağımlılık kazandığımız virüsler ?
İşte tam bu noktada;
Yaşlı babaannesiyle caddede yürümekten utanır genç kız.
Şalvarlı ve sakallı babasının iş yerine gelmesi, mahçup eder genç adamı.
Çünkü o genç kız ile o genç adamın gençlikleri “kullanılmaya” elverişlidir ve ikisinin de “kullanılmalarına” tek en engel, kökleridir.
Ve çünkü onların kökleri misk gibi İslâm kokmaktadır.
Öyleyse ne yapıp edip, gençleri kendi köklerinden utanır hale getirmek lazımdır.
…
Maalesef, her türlü sineğin hücumuna açık bir kâse baldır bizim gençliğimiz.
Ve o kâseye üşüşen sinekler halindeki pek çok ideoloji, iki yüz yıldır korkunç bir uğultu halinde vızlayıp durmakta.
Tanzimat’tan beri bu böyledir ve hedef İslâm’dır.
Dikkatle bakarsanız, o sinek bulutunun gerisinde Yahudi’yi ve onun da gerisinde İblis’i hayal meyal seçebilirsiniz.
İslâm’ı ve onu çağrıştıran her şeyi “eski, sıradan, geri” olarak topluma benimsetmek gayedir.
Hedef kitle ise, tabii ki gençler.
…
Ne yazık ki iyi çalıştılar ve topluma öyle kompleksler, öyle takıntılar aşıladılar ki en halis ve sadık bir mü’min bile zaman zaman İslam terminolojisine ait sözleri telaffuz etmekten çekinir hale geldi.
“Selam aleyküm” dersek hor görüleceğimiz kimi ortamlar, bizi “İyi günleeer!” diye gevelemeye mecbur etmedi mi hiç?
Ve yine ne yazık ki çoğumuz da farkında olmadan bu kültürel küflenmeyi aydın olmanın, okumuş olmanın bir gereği zannederek benimsedik.
…
Fazla uzattım, bir başka yazıda devam edeceğim inşAllah (c.c.)
Selametle ???? (görsel 2014 yılında Konya gezisinden)

