- Üyelik Tarihi
- 3 Nis 2006
- Mesajlar
- 158
- Aldığı Beğeniler
- 1
- Takım
- Diğer
Dine dil uzatmak kişiyi İslâm'dan çıkarır. Kim dine küfrederse karısı kendisinden boş olur. Dine küfreden eşiyle kaldığı takdirde zina etmiş ve çocukları da veled-i zina olmuş olur. Çocukları ona mirasçı olamazlar. O kimse öldürülür, yıkanmaz, kefenlenmez, cenaze namazı kılınmaz ve müslümanların kabrine defnolunmaz. Ancak, bu kimse cahil ise, onun durumu farklıdır. Fakat söylediği sözün manasını biliyor ise şaka yaparak dahi söylese aynı şekilde İslâm'dan çıkar. Aziz ve celil olan yüce Allah şöyle
buyurmaktadır: "Eğer anlaşmalarından (ahidlerinden) sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa siz de küfrün bu önderlerini öldürün (onlarla savaşın)." (Tevbe, 12)
"Onlara (o tarz konuşmalarının sebebini) sorsan, "dalmışız, oyalanıyorduk" diyeceklerdir. (Ey Muhammed! Onlara) de ki: Siz Allah ile, âyetleri ile ve Peygamberi ile alay mı ediyorsunuz?" "Boşuna özür dilemeyin. Zira siz, imanınızdan sonra küfrettiniz. İçinizden bir zümreyi affetsek bile, suçlu olmaları dolayısıyla bir zümreye de azab ederiz." (Tevbe, 65-66)
Kim imandan sonra kâfir olursa şüphesiz ki onun ameli boşa gider. Şimdi bu hüküm, günümüz insanlarına tamamen uyar mı? Öyle bir cehalet ki boyutlarını idrak edemiyorlar. Namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar bununla birlikte dine sövüyorlar! Gece namazları kılıyor, fakat subhanallah dine, Allah'a sövmede adeta mütehassıs oluyorlar! Şeyh el-Bânî bu konuda İmam Ebu Hanife'nin görüşünü tercih ediyor ve diyor ki; "dine söven insanlar tekfir olunamazlar. Çünkü onlar cahildirler.
" Nitekim İbn Teymiye, Cehmiye fırkasından olan insanlarla tartıştıktan sonra onlara şöyle demiştir: "Eğer ben sizin söylediklerinizi söylesem kâfir olurdum fakat sizleri tekfir etmiyorum çünkü sizler cahilsiniz." Bilinmesi zarureti diniyeden olmayan meselelerde cehalet birçok ulemaya göre mazerettir. Yani namaz, oruç, zekat gibi dinin bir gereği olduğu konusunda üzerinde hiçbir kimsenin ihtilaf etmeyeceği zarureti diniyeden olan meselelerden birini kişi inkâr etse veya onunla alay etse kâfir olur. Ancak henüz yeni müslüman olmuş ve içkinin haram olduğunu bilmeyen kimsenin içkinin haram olduğunu inkâr etmesi ve mubahtır demesi onu kâfir yapmaz. "Eğer anlaşmalarından (ahitlerinden) sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa..." (Tevbe, 12) Yani bu iki şeyden birini kim yaparsa kâfir olur ve öldürülür:
a. Zımmilerden kim ahdini bozarsa öldürülür.
b. Zımmilerden kim dine dil uzatırsa öldürülür. Âyet-i kerimede buyuruluyor ki; "Küfrün önderlerini öldürün (onlarla savaşın). Zira onların yeminleri yoktur." Anlaşmalarına ve ahitlerine riayetleri yoktur. Küfrün önderlerinin, ahdini bozan herkes olduğunu söylemiştik. Huzeyfe (ra) her ne kadar bu âyetin beyan ettiği kimselerden (Tevbe 12) sadece dört veya beş kişi olduğunu söylemişse de bir bedevi gelip ona;
"Ey Muhammed'in sahabeleri! Sizlerden bazı sözler işitiyoruz fakat ne demek olduğunu anlamıyoruz" demiştir. Bedevi; "Şu kanlarımızı akıtan develerimizi gasbeden ve şunu şunu yapanlar küfrün önderleri değiller mi
dir" diye sormuştur. Huzeyfe (ra) da ona; Bu söylediklerin sadece kâfirlerdir. Küfrün önderleri değil. "Küfrün önderlerini öldürün (onlarla savaşın) onların ahitleri yoktur. Belki böylece (küfürden ve düşmanlıktan) vazgeçerler." Evet kâfirlerin düşmanlıktan vazgeçmesi, düşmanlığına son vermesi ancak mü'minlerden korkmasıyla ve kendilerinin öldürülmesiyle olur. Bu nedenle aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlu tutulacaksın. İman edenleri de teşvik et. Ola ki Allah, kâfirlerin şiddet ve kuvvetini önler." (Nisa, 84)
Bugün bütün dünya Afganlılara saygı göstermektedir. Acaba niçin? Çünkü onlar küfrün önderlerine karşı savaşmaktadırlar. Hatta Birleşmiş Milletler'de bile Afganlıların ağırlığı hissedilmektedir. Amerika başkanı Reagan'a bir çok devlet başkanları gitmiştir. Reagan onlarla görüşmeyi kabul etmemiştir. Şu Mısır'ın devlet başkanı mübarek olmayan Mübarek kaç gün Amerika'da bekledi. Reagan'a adamlar gönderdi. Özellikle kendisi ile görüşmek için geldiğini söyledi. Reagan ona; "vaktim yok" diye cevap verdi. Ve onun yanına Dışişleri Bakanı 'nı değil Dışişleri Bakan Yardımcısını gönderdi. Yahutta Dış İşleri Bakanlığı'nda herhangi bir sekreteri gönderdi. Şairin dediği gibi;
Zelilin yaşantısına özenen de zelildir,
Nice yaşantı vardır ki ölüm ondan daha azizdir.
Fakat Hikmetyar gidince Reagan onunla görüşmede ısrar eder.
Pakistan'ın Amerika elçisi Hikmetyar'a gider ve ona; "Hikmetyar, Reagan seninle görüşmek ister" der. Hikmetyar da "Afgan şura meclisinden bu hususta izin almadım" der. Elçi; "bu basittir" der ve sonra İslâmabad'a telefon açar, Afgan liderleri Şura Meclisi ile bağlantı kurar, onlardan şu cevabı alır: "Biz ona tam yetki verdik. Ne yaparsa biz onu kabul ederiz" derler. Durmadan Hikmetyar'a baskı yaparlar. Hatta onu Reagan'la görüşüleceği, saat sekizde özel bir köşeye yerleştirirler. Pakistan elçisi sevinerek gelir. Hikmetyar'a; "Afgan Şura Meclisi senin Reagan'la görüşmeni onayladı" der. Hikmetyar; "fakat ben buna muvafakat etmiyorum" der. İşte bu Pakistan elçisini çıldırtır.
Aklını kaybedecek olur. Bu adamın cebinde 10 rupi bile bulunmaz. Reagan bununla görüşmek için ısrar eder. Elçi Hikmetyar'a; "Sen deli misin? Sen düşünerek mi bunu yapıyorsun? Atmış tane kral ve devlet başkanı Reagan'la görüşmek için isimlerini listeye kaydetmişler, bekliyorlar. Sen, o seninle görüşmek istediği halde onunla görüşmek istemiyorsun. O seninle saat onbirbuçukta görüşmek istiyor. Hikmetyar; "Hayır görüşmeyeceğim. Şayet ısrar ederseniz, Amerika'dan derhal giderim" der. Acaba Hikmetyar niçin böyle der? Çünkü yüce Mevla Küfrün önderlerini öldürün buyurmuştur. Şairlerin şu sözleri ne kadar manidardır.
"İzzet ve şerefin bineği küheylanların sırtıdır, Küheylanları ancak gece yürümeler ve sabahlanmalar ortaya çıkarır.
Diğer bir şair şöyle demiştir:
Yemin olsun ki yaşayacak olursam ölümü gülümseyerek karşılayan Parça parça olması önem taşımayan her saçı başı birbirine karışmışa Savaşı; anne, mızrağı; kardeş ve kılıcı da baba yapacağım
Evet... Bu adamın mesleği, düşman öldürmek. Ölüme seve seve gitmek. Hani derler ya; "cihad merde, düğün bayram". Başka bir şair de şöyle diyor:
Onlar geniş adımlıdır, savaş sevincinden ve aşkından dolayı Atların kişnemesi kendilerini eğerden aşağı atarcasına hoplatır.Atlarını beyazlarla kefenlemiş, bayrakları ise oklarının başındaki düşman kelleleridir.
Evet... Bu kahraman kılıcının üzerine bayrağı çekme yerine cengaver birinin kellesini bayrak ediniyor. Vallahi savaş... savaş...! Bu ümmetin şanını cihad yüceltmiştir. Nitekim bu hususta Rasulullah (sav) cihaddan geri kalacaklar hakkında şunu buyurmuştur: "Allah sizin kalbinize acziyet sokacak, düşmanlarınızın kalbinden de sizden çekinme duygusunu çekip alacaktır. Sahabeler: Ey Allah'ın Rasulü kalbimize sokulacak o acziyet nedir deyince, Rasulullah da; O dünyayı sevmek ve ölümden nefret etmektir" buyurmuştur.
Evet...Dünya sevgisi.... Dünya sevgisi... Bırakın onu, yüce Mevla'nın buyurduğu gibi;
"Onlarla, yeryüzünden fitne kalkıncaya ye din yalnız Allah'ın oluncaya kadar, savaşın.'
(.el-Zûfal, 39)
Ta ki şirk yaygınlaşmasın. Ta ki yeryüzünde din yalnızca Allah'ın olsun. Allah'ın dinine kılıçsız, silahsız ve pasiflikle yardımda bulunacaklarını zannedenler, Allah'ın dininin gelişim seyrini bilmeyen ve vehme kapılan kimselerdir. Bu nedenle yahudiler Tunus'a girip orada Filistin Kurtuluş Örgütü mensuplarını bombaladıklarında hiç kimse ses çıkaramamıştı. Uçaklar Irak'ın nükleer santralini bombalarken üç arap devleti yanmış, fakat buna dair hiçbir top patlamamıştır.
Silahları neredeydi? Onlar zor günler için, sıkıntılı günler içinmiş! Uçaklar, tanklar zor günler için saklanıyormuş! Peki o zor günler ne zaman olacakmış? Şöyle bir hikaye anlatırlar:
Birisi varmış durmadan silahını parlatır dururmuş. Bir gün hanımı ona: "Bu tabancayla uğraşmaktan başka işin gücün kalmadı!" demiş. Adam da: "Bu zor günler içindir" diye cevap vermiş ve bir gün eve hırsız girmiş, evin eşyalarını toplamaya başlamış. Kadın sese uyanır ve kocasını kaldırarak, "Bey, silahım alda hırsızı uzaklaştır" demiş. Yine kocası; "Hanım, bu zor günler içindir... Zor günler içindir!" diye cevap vermiş. Ve hırsız eşyaları toplayıp gitmiş. Silahsa zor günler için bekletilmiş (!)
Yine bir gün aynı adam dışarıda hanımıyla birlikte gezinirken hanımının güzelliğini gören hırsızlar gelmiş adamın elinden karısını alıp kaçırmışlar. Kadın, göz yaşlan içinde; "silahını kullan, beni kurtar" diye feryad etmiş. Ama nafile... Kocası; "Ben bunu zor günler için bekletiyorum" demiş. Karısı hırsızlarla birlikte uzaklaşmış, silah ise zor günler için kalmıştır. (!)
Evet! Bunlar askeri güçlerini ne güne saklıyorlar? Zor günler için mi? Dünya müslümanlarının çoğunluğu güç ve kuvvetlerini zor günler için beklettiklerini söylemektedirler. Halbuki yüce Mevla;
"Yeminlerini (ve ahitlerin!) bozan ve Peygamberi (yurdundan) çıkarmaya kalkışan bir kavimle, size karşı ilk defa onlar başlamış oldukları halde neden savaşmazsınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz?" (Tevbe, 13) buyurmaktadır.
Âyet-i kerimede savaşın gerektiğine dair iki husus zikredilmektedir. Bunlardan biri; sizi (yani müminleri) ve Peygamberi yurtları olan Mekke'den çıkarmalarıdır. Diğeri ise; mallarına el koymalarıdır. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde kula: Senin şurada şu sözü söylemene engel ne idi, diye sorulacak, kul da: Ey Rabbim insanlardan korkmaktı, diyecektir. Aziz ve celil olan Allah da: Ben'den korkman sana daha fazla yakışırdı, buyuracaktır." Bu sözümü bitirirken, kendim için de sizin için de Allah'dan af dilerim.
Şehid Abdullah azzamın cihad derslerinden alıntı..