Seleme ibni Verdân’dan rivayet edildiğine göre, demiştir ki:
— Enes ibni Malik’i gördüm, insanlarla musafaha ediyordu da, bana sordu:
— Sen kimsin? Ben de dedim ki:
— Leys Oğullarının azadlısıyım. Bunun üzerine üç defa başımı okşadı ve :
— Allah sana bereket versin, dedi.[14]
İki adamın karşı karşıya gelip el tutuşmalarına «Musafaha» denir. Karşılaşma halinde müslümanların musafaha etmeleri, üzerinde ittifak edilen sünnetlerden biridir. Berâ Hazretlerinden rivayet edilen bir hadîs-i şerifin mânâsı şöyle:
— Birbirleriyle karşılaşıp da musafaha eden iki müslüman yoktur ki, birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanmış olmasın.
Tek elle musafaha edilmesiyle sünnet tamamlanmış olur. İki elle yapılması musafahanın kemâlinden sayılmıştır. Musafahadan önce selâm verilmesi şartiyle bu sünnet tahakkuk eder. Yabancı kadınlarla, şehvet celbedecek durumdaki çocuklarla musafaha edilmez.
Bâzı camilerde sabah veya ikindi vakıflarında namaz kılındıktan sonra cemaatın birbirleriyle musafaha etmesi mekruhtur, bid’at sayılmıştır. Çünkü musafaha ilk karşılaşmada meşru kılınmıştır. Bir arada bulunan kimselerin namazdan sonra müsafahada bulunmaları sonradan ortaya çıkan bir âdet olduğundan bu sünnet olamaz. Ancak daha önce cemaatle tanışmamış olup, namaza iştirak eden kimsenin, namazdan sonra dilediği kimselerle selâm verdikten sonra musafaha etmesi meşru bir hareket olur.
Musafaha ederken hamd ve istiğfarda bulunmak, salâvat getirmek müstühabdir. Karşılaşma halinde musafaha yapılması, karşılaşanlar arasında emniyet ve selâmet telkini içindir. Birbirlerine karşı güven ve sevgiyi doğurur.
Çocukların başını okşamak da, onlarla musafaha yerine geçer.
Berâ ibni Azib’den rivayet edildiğine göre, demiştir kit «Kardeşine musafaha etmek, selâm vermenin tamamındandır.»[15]
İlk karşılaşmada selâmdan sonra musafaha yapıldığına göre, musafaha selâmı tamamlayıcı, birbirine emniyet ve güveni takviye edici bir hareket oluyor. Yalnız selâmla yetinmek, bu kemâl mertebesine erişmemek demektir
Edebu’l Mufred – İmam Buhari (ra)
Tirmizî; (43) Kitabu’l-İstizan, Hadîs : 2731, 2732. Fadîu’llah: C. II, s. 432-433.