Dinle bu ney’i, nasıl anlatıyor Ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor:
Söz söylemek için önce dinlemek gerekir
Bu söz, can memesindeki süttür Emen olmadıkça güzel akmaz
Dinleyen susuz ve arayıcı olursa vaaz eden ölü bile olsa söyler
Kulakta, gözde Hakk’ın mührü var, işitemiyor; yoksa örtülerin arkasında nice suretler, nice sesler var!
Kulak, gerçeği anlayabilirse, göz kesilir Yoksa söz kulakta kalır, gönle kadar inemez
Şu baş kulağını alaya, yalana, dolana kapat da apaydın can şehrini bir gör!
Bir müddet dudaksız, kulaksız ol da sonra dudak gibi tatlı şeylere eş ol!
Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma!
Basiretli kişinin önünde susmak, sana fayda verir “Kur’ân okunurken susun, dinleyin” emri, bu yüzden gelmiştir
Söz söylemede yücelik aramayın! Dinlemek, söylemekten yeğdir
İnsan, kulağıyla gelişir; duya duya canlanır Hayvansa boğazıyla, yemekle-içmekle gelişir
Kulağın varsa kendi kulağınla dinle, duy! Niçin sersemlerin kulağına kapılıyorsun?
Ey dil, sen de hem bitmez tükenmez bir hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin!
Bu dil çakmak taşıyla, çakmak demiri gibidir Dilden çıkansa ateşe benzer
Bir söz bir âlemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder
Bil ki ağızdan bir kere çıkan söz, yaydan fırlayan ok gibidir
Oğul, o ok, gittiği yerden dönmez; seli baştan bağlamak gerek
Sûkut denizdir, söylemek ırmağa benzer Deniz seni aramakta iken, sen ırmağı arama!
Gönüldeki söz, gönlü özleştirir, geliştirir Susmakla can, yüzlerce gelişmeye nâil olur
Söz dile geldi mi öz harcanır gider Az harca da güzelim öz, elde kalsın
Az söyleyen adamda derin bir düşünce vardır Kabuğa benzeyen söz arttı mı, iç yok olur
Güzelim, sonunda değil mi ki çenemiz bağlanacak, çenemi az oynatmamız daha doğru
(I/1, 1627, 2378, 2379, II/679, 862, III/101, V/2148, I/1600, IV/2072, 3316, VI/291, 3343, I/1702, 1593, 1597, 1658, 1659, IV/2062, V/1175-1177, VI/0445)
Mesnevi
Söz söylemek için önce dinlemek gerekir
Bu söz, can memesindeki süttür Emen olmadıkça güzel akmaz
Dinleyen susuz ve arayıcı olursa vaaz eden ölü bile olsa söyler
Kulakta, gözde Hakk’ın mührü var, işitemiyor; yoksa örtülerin arkasında nice suretler, nice sesler var!
Kulak, gerçeği anlayabilirse, göz kesilir Yoksa söz kulakta kalır, gönle kadar inemez
Şu baş kulağını alaya, yalana, dolana kapat da apaydın can şehrini bir gör!
Bir müddet dudaksız, kulaksız ol da sonra dudak gibi tatlı şeylere eş ol!
Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma!
Basiretli kişinin önünde susmak, sana fayda verir “Kur’ân okunurken susun, dinleyin” emri, bu yüzden gelmiştir
Söz söylemede yücelik aramayın! Dinlemek, söylemekten yeğdir
İnsan, kulağıyla gelişir; duya duya canlanır Hayvansa boğazıyla, yemekle-içmekle gelişir
Kulağın varsa kendi kulağınla dinle, duy! Niçin sersemlerin kulağına kapılıyorsun?
Ey dil, sen de hem bitmez tükenmez bir hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin!
Bu dil çakmak taşıyla, çakmak demiri gibidir Dilden çıkansa ateşe benzer
Bir söz bir âlemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder
Bil ki ağızdan bir kere çıkan söz, yaydan fırlayan ok gibidir
Oğul, o ok, gittiği yerden dönmez; seli baştan bağlamak gerek
Sûkut denizdir, söylemek ırmağa benzer Deniz seni aramakta iken, sen ırmağı arama!
Gönüldeki söz, gönlü özleştirir, geliştirir Susmakla can, yüzlerce gelişmeye nâil olur
Söz dile geldi mi öz harcanır gider Az harca da güzelim öz, elde kalsın
Az söyleyen adamda derin bir düşünce vardır Kabuğa benzeyen söz arttı mı, iç yok olur
Güzelim, sonunda değil mi ki çenemiz bağlanacak, çenemi az oynatmamız daha doğru
(I/1, 1627, 2378, 2379, II/679, 862, III/101, V/2148, I/1600, IV/2072, 3316, VI/291, 3343, I/1702, 1593, 1597, 1658, 1659, IV/2062, V/1175-1177, VI/0445)
Mesnevi