- Üyelik Tarihi
- 20 Ağu 2006
- Mesajlar
- 3,305
- Aldığı Beğeniler
- 26
- Takım
- Diğer
"DIŞIMIZ HALK, İÇİMİZ HAK İLEDİR"
Nakşibendî silsilesinin 15inci halkası Şâh-ı Nakşibend (k.s.) hazretleri buyurdu ki:
" Dışımız halk, içimiz Hak iledir.
" Bizim yolumuz sohbettir.
" Halvette (uzlette-riyâzatta) şöhret vardır, şöhret ise âfettir.
" Hayır ve bereket cemiyette, bir araya gelmektedir. Bu da sohbet ile olur.
" Sohbet ise bir kimsenin arkadaşında fâni olmasıyla, arkadaşını kendisine tercih etmesiyle hâsıl olur.
" Bizim sohbetimizde bulunan kimseler arasında, bazılarının kalblerindeki muhabbet tohumu, başka şeylere bağlılıkları sebebiyle gelişmez, büyümez.
" Biz böyle kimselerin kalblerini başka şeylere olan bağlılıktan temizleriz.
" Bizim sohbetimizde bulunanlardan bazılarının da, kalblerinde muhabbet tohumu yoktur.
" Biz, böyle olanların da kalblerinde muhabbet hâsıl etmek için çok himmet ederiz, yardımcı oluruz.
" Kendilerine, nâil olduğunuz bu dereceye nasıl ulaştınız? diye sual olunduğunda,
Resûlüllaha (s.a.v.) tâbi olmakla... diye cevap vermişlerdir.
***
Nakşibendî silsilesinin 18inci halkasını teşkil eden Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s.) hazretleri ise, bu yolun gâyesini şöyle hulâsa etmişlerdir:
Eğer şeyhlik ve mürşidlik makamına oturmuş olsaydım, âlemdeki şeyhlerden hiçbir şeyh (kendisine intisab edecek) bir tek mürid dahi bulamazdı. Lâkin ben, gayb âleminden, başka bir işle emrolundum. O da; şerîatın tervîci ve milletin teyîdidir. [Yani benim vazifem; şerîatı yaymak, İslâmı ve Müslümanları kuvvetlendirmeye çalışmaktır.](1)
Demek ki tasavvufta Nakşî yolunun usûl ve gâyesi; bir kenara çekilip ağır riyâzatlarla ve kendi nefsiyle meşgul olmak değildir.
Bilakis halkın arasına karışıp, onlara hizmet etmek ve bu esnada Haktan da hiçbir an uzaklaşmamaktır.
Hizmetten asıl maksad ise, İslâm dininin yayılması ve mensuplarının izzet ve itibarının artmasıdır. Hele de kerâmet gibi hârikulâde şeylerle meşgul olmak, bu yolun esasları arasında hiç mi hiç yer almamaktadır.
Onlar, en büyük kerâmetin, İslâma ve insanlığa hizmet olduğunu belirtmişler, bütün mesâilerini bu yönde sarf etmişlerdir.
***
DERVİŞLİK VE GÖNÜL HUZÛRU NEDİR?
Silsile-i Nakşibendiye-i Müceddidîn kolu hazerâtının 31inci halkası olan Mazhar-ı Îşân Cân-ı Cânân (k.s.) hazretleri, talebesi Senâullâh Sebnehlîye yazdığı mektupta şöyle diyordu:
" Dervişlik demek, sadece bir şeyhe bağlanmak demek değildir. Dervişlik, gönlünü toparlayıp kul olduğunu düşünmek ve kulluğu ile meşgul olmak, kalbe dağınıklık getirmemek, vakitlerini hep hâlis niyet üzere Allah Teâlânın dinine hizmetle geçirmektir.
" İstenmediği halde Allah Teâlâ tarafından maddî bir nîmet gelirse, bunu kabul etmeli, sıkılmamalıdır. Çünkü istenmeden gelen şeyler tevekkülü bozmaz. Hele bu zamanda gönül dağınıklığını giderir, huzura vesîle olur. Fakat maddî şeylere kıymet vermemek de, elbette ki mühim bir şarttır. Tasavvuf ehlinin kârı da işte bu gönül huzûrudur.
***
TAKVÂNIN AZLIĞI KALBİ ÖLDÜRÜR
Ömer b. Hattâbdan Ahnef b. Kaysa (r.anhümâ):
Ahnef, çok gülenin heybeti azalır.
Şakacı olanlar, bu yüzden hafife alınırlar.
Çok konuşanlar çok hata yaparlar.
Çok hata yapanların hayâları azalır.
Nakşibendî silsilesinin 15inci halkası Şâh-ı Nakşibend (k.s.) hazretleri buyurdu ki:
" Dışımız halk, içimiz Hak iledir.
" Bizim yolumuz sohbettir.
" Halvette (uzlette-riyâzatta) şöhret vardır, şöhret ise âfettir.
" Hayır ve bereket cemiyette, bir araya gelmektedir. Bu da sohbet ile olur.
" Sohbet ise bir kimsenin arkadaşında fâni olmasıyla, arkadaşını kendisine tercih etmesiyle hâsıl olur.
" Bizim sohbetimizde bulunan kimseler arasında, bazılarının kalblerindeki muhabbet tohumu, başka şeylere bağlılıkları sebebiyle gelişmez, büyümez.
" Biz böyle kimselerin kalblerini başka şeylere olan bağlılıktan temizleriz.
" Bizim sohbetimizde bulunanlardan bazılarının da, kalblerinde muhabbet tohumu yoktur.
" Biz, böyle olanların da kalblerinde muhabbet hâsıl etmek için çok himmet ederiz, yardımcı oluruz.
" Kendilerine, nâil olduğunuz bu dereceye nasıl ulaştınız? diye sual olunduğunda,
Resûlüllaha (s.a.v.) tâbi olmakla... diye cevap vermişlerdir.
***
Nakşibendî silsilesinin 18inci halkasını teşkil eden Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s.) hazretleri ise, bu yolun gâyesini şöyle hulâsa etmişlerdir:
Eğer şeyhlik ve mürşidlik makamına oturmuş olsaydım, âlemdeki şeyhlerden hiçbir şeyh (kendisine intisab edecek) bir tek mürid dahi bulamazdı. Lâkin ben, gayb âleminden, başka bir işle emrolundum. O da; şerîatın tervîci ve milletin teyîdidir. [Yani benim vazifem; şerîatı yaymak, İslâmı ve Müslümanları kuvvetlendirmeye çalışmaktır.](1)
Demek ki tasavvufta Nakşî yolunun usûl ve gâyesi; bir kenara çekilip ağır riyâzatlarla ve kendi nefsiyle meşgul olmak değildir.
Bilakis halkın arasına karışıp, onlara hizmet etmek ve bu esnada Haktan da hiçbir an uzaklaşmamaktır.
Hizmetten asıl maksad ise, İslâm dininin yayılması ve mensuplarının izzet ve itibarının artmasıdır. Hele de kerâmet gibi hârikulâde şeylerle meşgul olmak, bu yolun esasları arasında hiç mi hiç yer almamaktadır.
Onlar, en büyük kerâmetin, İslâma ve insanlığa hizmet olduğunu belirtmişler, bütün mesâilerini bu yönde sarf etmişlerdir.
***
DERVİŞLİK VE GÖNÜL HUZÛRU NEDİR?
Silsile-i Nakşibendiye-i Müceddidîn kolu hazerâtının 31inci halkası olan Mazhar-ı Îşân Cân-ı Cânân (k.s.) hazretleri, talebesi Senâullâh Sebnehlîye yazdığı mektupta şöyle diyordu:
" Dervişlik demek, sadece bir şeyhe bağlanmak demek değildir. Dervişlik, gönlünü toparlayıp kul olduğunu düşünmek ve kulluğu ile meşgul olmak, kalbe dağınıklık getirmemek, vakitlerini hep hâlis niyet üzere Allah Teâlânın dinine hizmetle geçirmektir.
" İstenmediği halde Allah Teâlâ tarafından maddî bir nîmet gelirse, bunu kabul etmeli, sıkılmamalıdır. Çünkü istenmeden gelen şeyler tevekkülü bozmaz. Hele bu zamanda gönül dağınıklığını giderir, huzura vesîle olur. Fakat maddî şeylere kıymet vermemek de, elbette ki mühim bir şarttır. Tasavvuf ehlinin kârı da işte bu gönül huzûrudur.
***
TAKVÂNIN AZLIĞI KALBİ ÖLDÜRÜR
Ömer b. Hattâbdan Ahnef b. Kaysa (r.anhümâ):
Ahnef, çok gülenin heybeti azalır.
Şakacı olanlar, bu yüzden hafife alınırlar.
Çok konuşanlar çok hata yaparlar.
Çok hata yapanların hayâları azalır.