Hiç tanımadığınız birinden aldığınız sıcak bir gülümseme'nin, içten
bir 'Merhaba'nın hayatınızda ne denli önemli yer tutacağını
söyleseler gülüp geçerdiniz değil mi?
Elif, sınıfın kapısında durmakta ve gelen geçene bakmaktadır.
Dalgındır. O sırada arkasından uzanan bir çift el, gözlerini kapatır
ve kişi: " Bil bakalım ben kimim?" diye sorar. Elif,
"Ooof... Bilmiyorum" der. Sonra Elif'in yüzünü
kapatan kız, ellerini kaldırıp, gülümseyerek Elif'e bakıp
"Tanımıyorsun ki bilesin " deyince Elif çok şaşırmıştır ve "E..
Tanışırız o zaman" diyerek elini uzatır, tokalaşırlar ve tanışırlar.
Elif ve Nilgün aynı okula giden, orta sonda okuyan ve ortak arkadaşlar
bulunan iki öğrencidirler. Nilgün , insanlarla iletişim kuvvetli,
kendine güveni yüksek, herkes tarafından sevilen ama kimi zaman
zararsızca kapris yapmayı seven, rahat ve esnek, iyi bir insandır. Elif
ise birçok kişiden farklı bir karaktere sahiptir. Hem çok duygusal
hem de aşırı sinirli bir yapısı vardır. Oda çok iyi niyetli ve arkadaş
canlısıdır. Aslında her insana güvenmenin yanlış olduğunu bilir ama
yinede sonunda üzüleceğini bile bile hayatındaki insanlara güvenmeyi
tercih eder çünkü içlerinde bu güveni hak edecek biri mutlaka vardır
ona göre.. Elif'in karşısına bir kez çıkıp da gönlüne girdiyseniz, ona
bir defa olsun iyiliğiniz dokunduysa, siz ne yaparsanız yapın onun
gözünde kötü bir insan olamazsınız, o gönülden asla çıkmazsınız ama
verdiğiniz ilk izlenim kötüyse sonsuza dek öle kalırsınız. Elif,
etrafına karşı çok fedakar ve itaatkardır ama bu özgüveni kendisine
karşı sağlayamaz. Bunun sebebi de 'Koruma' adı altındaki aile
baskılarıdır. Belirli zamanlar ve belli saatler dışında dışarı
çıkmasına, arkadaşlarıyla birlikte olmasına izin yoktur. Anne ve
babasıyla da öyle parlak bir iletişimleri, "Hoş geldin", "İyi akşamlar"
gibi cümleler haricinde de pek fazla diyalogları yoktu. Elif'in evde,
sevdiği tek kişi, kendisinden iki yaş büyük olan ablası Selin dir .
Bazen ablasıyla " Abla, sen olmasan ben bir dakika bile duramam bu
evde, bıktım böyle yaşamaktan Sanki burası hapishane, bizler suçlu,
annemle babamda gardiyanlarımız" diye konuşmaktadır.
Elif ve Nilgün zamanla iyi arkadaş olmuşlar, liseyi de birlikte
okumuşlardır.Mezun olunca da bağlarını koparmadılar, daha da güçlendi
arkadaşlıkları. Sevgi, saygı ve güven üzerine kurulmuş, yaşam boyu
sürecek bir dostluk halini almıştı. Her anı birlikte ama boş geçirilen
kısa ömürlü arkadaşlıklardan değildi onların dostluğu.. Tıpkı
tanıştıkları günkü gibi saf, temiz ve içtenlikle sürüp gidecek olan
bir dostluktur yada onlar, o zamanlar gençliğin verdiği rahatlıkla
öyle sanıyorlardı!
Aradan beş sene geçti, yirmi bir yaşına geldiler, ikisinin de
sorumlulukları vardı artık. Üstelik Nilgün evlenmişti ve ev, iş, para
kazanma, yaşam mücadelesi, aile hayatı derken insan kendine bile vakit
ayıramıyordu . Böyle oluncada Elif ve Nilgün, eskisi kadar sık
görüşemiyorlardı. Elif, henüz evli olmadığı için bu tür davranışların
bilincinde değildi ve anlamda veremiyordu çünkü ona göre ne olursa
olsun sevdiklerimiz ihmal edilmemeliydi. Yarım saat-bir saat olsun
daha az uyuyup, o zamanı, bize değer veren insanlarla geçirerek
gönüllerini almak hiç de zor değildi..
Elif bir yandan bunları konuşmak istiyor, bir yandan da "Böyle şeyler
söylersem çok bencil bir arkadaş durumuna düşerim galiba" diye içinden
kendi kendini sınıyor ve karar vermekte zorlanıyordu. An geldi,
söyleme istedikleri dilinin ucuna kadar geldi ama hep kendini
engelledi çünkü Nilgün 'ü kırmak, bir bakıma boş yere sorun çıkarıp
arkadaşlıklarını tehlikeye sokmak, hayatında isteyeceği en son şeydi.
Onlar eskiden tüm korkularını, heyecanlarını, aşklarını, sevinçlerini
herkes den önce birbirleriyle paylaşırlardı.
Ne yani? Şimdi büyüdüler, ekmek kavgasına düştüler diye yada içlerinden
biri evlendi diye dostluğu randevuyla mı yaşayacaklardı? Ne garip
dünya!...
Elif ve Nilgün, arkadaşlıklarının dokuzuncu senesini doldurmak
üzereydiler fakat telefonlar, konuşmalar, görüşmeler hiç yok denecek
kadar azalmıştı. Yalnızca Elif, Nilgün'ü arıyordu ve sohbetleri çok
sıradan geçiyordu. Nilgün'e göre kasıtlı bir sebep yoktu, her zamanki
gibi vakitsizlikten ve yorunluktan ibaretti durum oysa Elif,
sevilmediğini düşünüyordu artık. Öyle ya , oda çalışıyordu, evli
değildi ama onunda bir ailesi, yerine getirmesi gereken sorumlulukları
vardı. Buna rağmen o, arkadaşlıklarını bir köşede unutup bırakmıyordu.
Elif'in ailesiyle yaşadığı sorunlarda gün geçtikçe artıyordu. üstelik
koruyucu meleği, biricik ablası bir süre önce evlenip şehir dışına
gelin gitmişti. Nilgün'de arkadaşıyla hiç ilgilenmiyordu. Elif,
kendisini çok yanız hissediyordu. Bazen "Hayır, artık aramayacağım.
Hep ben arıyorum" diye kendi kendine söyleniyor, kendince Nilgün'e
kızıyor; bazen ise "Neyse, olsun. Biz zamanında kocaman, güzel bir
dostluk yakaldık hem arkadaşlıklarda karşılık beklenmez. Bu seferde
böyle oldu, ne yapalım? Canımız sağ olsun" derdi. Arkadaşını kaybetmek
istemiyordu.
Bir gün yine, Elif, Nilgün'ü aradı.
Elif: Alo ne yapıyorsun?
Nilgün: İyi.. İşte.. Oturuyorum.
Elif: Bebek sesleri geliyor, nerdesin sen?
Nilgün: Bir akrabadayız, sizin oralarda
Elif: İyi..
Nilgün: Sen ne yapıyorsun?
Elif: Hiiç.. Bende eve gidiyorum, yoldayım.
Nilgün: Tamam
Elif: Hadi iyi aşamlar
Nilgün: İyi akşamlar.
Bu konuşma, tahmin edilemeyecek kadar soğuk geçmişti ama Elif, artık
bu ikilemden çok sıkılmıştı ve son bir adım daha atacaktı. O an yine
telefon açtı;
Elif: Alo, bak ne diyeceğim madem bizim o taraftasın, on dakikalığına
çıkta yüzünü görelim bari. Ne zamandır görüşemiyoruz! Belki cennete
giderim ( Güler )
Nilgün: Kusura bakma görüşemem. Ben, birazdan eve gideceğim.
Elif, hiç bir şey söylemez ve telefonu kapatırlar.
Canı çok sıkılmıştır. O, hayatında ilk kez çok sevdiği bir insanı
gönül defterinden silmiş ve ilginç başlayıp güzelce devam eden bir
dostlukta böylece tüm anlamını yitirmişti. Elif, şimdiye kadarki tüm
arkadaşlılarında fedakar ve vefalı davranan ama kıymeti bilinmeyen
taraftı. Son olarak en yakın arkadaşıyla olumsuzluklar yaşadı, aile içi
sorunları düzelmedi, ablası yanı başında değildi. Tüm bunların ardı
sıra gelmesi, onu büyük bir bunalıma doğru sürüklüyordu. Nilgün'le
yaşadığı bu olaydan sonra bir daha hiç kimseyle arkadaşlık kurmamaya
yemin etti, hayata küstü ve daima yalnızlığı tercih etti oysa o, dost
canlısıydı ve insanlara yakın olmayı severdi. Dolayısıyla yalnız
kalmayı kaldıramıyor ancak yaşadıkları sebebiyle kimseyi görmekte
istemiyordu. Geçirdiği buhran'ın doruk noktasına ulaştığı bir gün
ailesi, onu odasında yanında üç boş hap kutusu ve elinde küçük bir
kağıt parçasıyla, cansız olarak buldu. Kağıtta şu yazıyordu;
"Yiyorsun, içiyorsun
Gülüyorsun, ağlıyorsun
Çalışıyorsun, geziyorsun
Öyleyse yaşıyorsun Ademoğlu..
Dostluklarda, senden daha fazla bir şey istemiyor ki zaten! "
Elif'in ablası, olanları biliyordu ve onun isteğiyle bu durum, Nilgün'e
haber verilmedi. Ancak aradan geçen yedi ayın sonunda Nilgün, bir gün
alışveriş yaparken Handan'ı gördü. Handan, pek görüşmedikleri,
eski-ortak bir arkadaşıydı Elif ve Nilgün'ün.
Handan: Merhaba ne haber?
Nilgün: İyi. Ne olsun? Koşturuyoruz işte
Handan: Şey.. Cenazede görmedim seni. Burada değildin herhalde.
Duymuştuk çok yoğun çalıştığını.
Nilgün: (Şaşkın) Ne cenazesi?
Handan: (Tereddütlü) Nasıl yani? Haberin yok mu?
Nilgün: (Tedirgin) Ne diyorsun Handan? Söylesene Allah aşkına!
Handan: Nilgün.. Şey.. Ben..
Nilgün: Söyle
Handan: Ama..
Nilgün: Hadi
Handan: (Korku ve endişeyle) Elif!...
Nilgün: (Telaşlı) Ne? Elif mi? Ne oldu Elif'e? Neden?
Handan: Elif intihar etmiş. Yedi ay'ı geçti neredeyse.. sen bilmiyor
muydun? Özür dilerim
Nilgün: Bana kimse bir şey söylemedi. ( Ağlar ve orada öylece düşüp kalır )
Nilgün, iki ay boyunca, girdiği şoktan dolayı kendini bilmeden yaşadı
ve yavaş yavaş kendini toplamaya başlıyordu ancak çok üzgün ve
pişmandı. Sürekli, Elif'i hayalinde görmekteydi. Elif yaşarken ona
ayıramadığı tüm zamanları, o yaşamını yitirdikten sonra her gün
mezarını ziyarete giderek geçiriyordu.
Elif, hayatını kaybedeli bir sene geçmişti. Bir gün Selin, Nilgün'ün
evine gelmiş ve kapıdan, elindeki defteri uzatarak " Bu, kardeşimin
şiir defteri. Sana verilmesini istemiş vasiyetinde." ( Gider )
Nilgün kapıyı kapatır, çok duygulanmıştır. Hemen okumaya başlar.
Elif, şiirleri çok severdi, Nilgün ise nefret ederdi ama Elif,
hayattayken, Nilgün'e de şiirleri sevdirmek için uğraşırdı hep, kendi
yazdığı şiirleri ilk önce okuturdu. Aslında bu, Nilgün'ün de hoşuna
giderdi.
Nilgün, tüm şiirleri kimi zaman tebessümle kimi zaman gözyaşlarıyla
okuyordu. Son sayfaya geldiğinde ise adeta hıçkırıklara boğuldu;
Vasiyetimdir; Öldüğümü söylemeyin kimseye
Arkadaşlarım gelmesin cenazeme
Yaşarken yanımda olmayan
Mezarımın başında gözyaşı dökmesin boş yere
Üzülecek oldukları için değil
Dostlukları yalan olduğu için
Haber vermeyin diyorum onlara
Gelişleri de yalan olur, gidişleri de nasılsa..
Güya vefa borcunu ödemeye gelen sevgili dostlar:
Çok yol almışsınız, zahmet olmuş ama boşa yorulmuşsunuz
Bir zamanlar sizler için sevgiyle kat ettiğim yolları
Nasıl bir kalemde harcadıysanız
Şimdi bende tıpkı sizin gibi
Ne aştığınız bu yolları
Ne akıttığınız sahte gözyaşlarını
Umursamıyorum!...
Nede olsa insan, sevgiyi hayattayken bilir, anlar
Oysa ben şimdi, toprağa karışmış bir canlıyım
Anlayamam ve affedin size geri dönemem
Bu sevginiz için artık çok geç!!!
bir 'Merhaba'nın hayatınızda ne denli önemli yer tutacağını
söyleseler gülüp geçerdiniz değil mi?
Elif, sınıfın kapısında durmakta ve gelen geçene bakmaktadır.
Dalgındır. O sırada arkasından uzanan bir çift el, gözlerini kapatır
ve kişi: " Bil bakalım ben kimim?" diye sorar. Elif,
"Ooof... Bilmiyorum" der. Sonra Elif'in yüzünü
kapatan kız, ellerini kaldırıp, gülümseyerek Elif'e bakıp
"Tanımıyorsun ki bilesin " deyince Elif çok şaşırmıştır ve "E..
Tanışırız o zaman" diyerek elini uzatır, tokalaşırlar ve tanışırlar.
Elif ve Nilgün aynı okula giden, orta sonda okuyan ve ortak arkadaşlar
bulunan iki öğrencidirler. Nilgün , insanlarla iletişim kuvvetli,
kendine güveni yüksek, herkes tarafından sevilen ama kimi zaman
zararsızca kapris yapmayı seven, rahat ve esnek, iyi bir insandır. Elif
ise birçok kişiden farklı bir karaktere sahiptir. Hem çok duygusal
hem de aşırı sinirli bir yapısı vardır. Oda çok iyi niyetli ve arkadaş
canlısıdır. Aslında her insana güvenmenin yanlış olduğunu bilir ama
yinede sonunda üzüleceğini bile bile hayatındaki insanlara güvenmeyi
tercih eder çünkü içlerinde bu güveni hak edecek biri mutlaka vardır
ona göre.. Elif'in karşısına bir kez çıkıp da gönlüne girdiyseniz, ona
bir defa olsun iyiliğiniz dokunduysa, siz ne yaparsanız yapın onun
gözünde kötü bir insan olamazsınız, o gönülden asla çıkmazsınız ama
verdiğiniz ilk izlenim kötüyse sonsuza dek öle kalırsınız. Elif,
etrafına karşı çok fedakar ve itaatkardır ama bu özgüveni kendisine
karşı sağlayamaz. Bunun sebebi de 'Koruma' adı altındaki aile
baskılarıdır. Belirli zamanlar ve belli saatler dışında dışarı
çıkmasına, arkadaşlarıyla birlikte olmasına izin yoktur. Anne ve
babasıyla da öyle parlak bir iletişimleri, "Hoş geldin", "İyi akşamlar"
gibi cümleler haricinde de pek fazla diyalogları yoktu. Elif'in evde,
sevdiği tek kişi, kendisinden iki yaş büyük olan ablası Selin dir .
Bazen ablasıyla " Abla, sen olmasan ben bir dakika bile duramam bu
evde, bıktım böyle yaşamaktan Sanki burası hapishane, bizler suçlu,
annemle babamda gardiyanlarımız" diye konuşmaktadır.
Elif ve Nilgün zamanla iyi arkadaş olmuşlar, liseyi de birlikte
okumuşlardır.Mezun olunca da bağlarını koparmadılar, daha da güçlendi
arkadaşlıkları. Sevgi, saygı ve güven üzerine kurulmuş, yaşam boyu
sürecek bir dostluk halini almıştı. Her anı birlikte ama boş geçirilen
kısa ömürlü arkadaşlıklardan değildi onların dostluğu.. Tıpkı
tanıştıkları günkü gibi saf, temiz ve içtenlikle sürüp gidecek olan
bir dostluktur yada onlar, o zamanlar gençliğin verdiği rahatlıkla
öyle sanıyorlardı!
Aradan beş sene geçti, yirmi bir yaşına geldiler, ikisinin de
sorumlulukları vardı artık. Üstelik Nilgün evlenmişti ve ev, iş, para
kazanma, yaşam mücadelesi, aile hayatı derken insan kendine bile vakit
ayıramıyordu . Böyle oluncada Elif ve Nilgün, eskisi kadar sık
görüşemiyorlardı. Elif, henüz evli olmadığı için bu tür davranışların
bilincinde değildi ve anlamda veremiyordu çünkü ona göre ne olursa
olsun sevdiklerimiz ihmal edilmemeliydi. Yarım saat-bir saat olsun
daha az uyuyup, o zamanı, bize değer veren insanlarla geçirerek
gönüllerini almak hiç de zor değildi..
Elif bir yandan bunları konuşmak istiyor, bir yandan da "Böyle şeyler
söylersem çok bencil bir arkadaş durumuna düşerim galiba" diye içinden
kendi kendini sınıyor ve karar vermekte zorlanıyordu. An geldi,
söyleme istedikleri dilinin ucuna kadar geldi ama hep kendini
engelledi çünkü Nilgün 'ü kırmak, bir bakıma boş yere sorun çıkarıp
arkadaşlıklarını tehlikeye sokmak, hayatında isteyeceği en son şeydi.
Onlar eskiden tüm korkularını, heyecanlarını, aşklarını, sevinçlerini
herkes den önce birbirleriyle paylaşırlardı.
Ne yani? Şimdi büyüdüler, ekmek kavgasına düştüler diye yada içlerinden
biri evlendi diye dostluğu randevuyla mı yaşayacaklardı? Ne garip
dünya!...
Elif ve Nilgün, arkadaşlıklarının dokuzuncu senesini doldurmak
üzereydiler fakat telefonlar, konuşmalar, görüşmeler hiç yok denecek
kadar azalmıştı. Yalnızca Elif, Nilgün'ü arıyordu ve sohbetleri çok
sıradan geçiyordu. Nilgün'e göre kasıtlı bir sebep yoktu, her zamanki
gibi vakitsizlikten ve yorunluktan ibaretti durum oysa Elif,
sevilmediğini düşünüyordu artık. Öyle ya , oda çalışıyordu, evli
değildi ama onunda bir ailesi, yerine getirmesi gereken sorumlulukları
vardı. Buna rağmen o, arkadaşlıklarını bir köşede unutup bırakmıyordu.
Elif'in ailesiyle yaşadığı sorunlarda gün geçtikçe artıyordu. üstelik
koruyucu meleği, biricik ablası bir süre önce evlenip şehir dışına
gelin gitmişti. Nilgün'de arkadaşıyla hiç ilgilenmiyordu. Elif,
kendisini çok yanız hissediyordu. Bazen "Hayır, artık aramayacağım.
Hep ben arıyorum" diye kendi kendine söyleniyor, kendince Nilgün'e
kızıyor; bazen ise "Neyse, olsun. Biz zamanında kocaman, güzel bir
dostluk yakaldık hem arkadaşlıklarda karşılık beklenmez. Bu seferde
böyle oldu, ne yapalım? Canımız sağ olsun" derdi. Arkadaşını kaybetmek
istemiyordu.
Bir gün yine, Elif, Nilgün'ü aradı.
Elif: Alo ne yapıyorsun?
Nilgün: İyi.. İşte.. Oturuyorum.
Elif: Bebek sesleri geliyor, nerdesin sen?
Nilgün: Bir akrabadayız, sizin oralarda
Elif: İyi..
Nilgün: Sen ne yapıyorsun?
Elif: Hiiç.. Bende eve gidiyorum, yoldayım.
Nilgün: Tamam
Elif: Hadi iyi aşamlar
Nilgün: İyi akşamlar.
Bu konuşma, tahmin edilemeyecek kadar soğuk geçmişti ama Elif, artık
bu ikilemden çok sıkılmıştı ve son bir adım daha atacaktı. O an yine
telefon açtı;
Elif: Alo, bak ne diyeceğim madem bizim o taraftasın, on dakikalığına
çıkta yüzünü görelim bari. Ne zamandır görüşemiyoruz! Belki cennete
giderim ( Güler )
Nilgün: Kusura bakma görüşemem. Ben, birazdan eve gideceğim.
Elif, hiç bir şey söylemez ve telefonu kapatırlar.
Canı çok sıkılmıştır. O, hayatında ilk kez çok sevdiği bir insanı
gönül defterinden silmiş ve ilginç başlayıp güzelce devam eden bir
dostlukta böylece tüm anlamını yitirmişti. Elif, şimdiye kadarki tüm
arkadaşlılarında fedakar ve vefalı davranan ama kıymeti bilinmeyen
taraftı. Son olarak en yakın arkadaşıyla olumsuzluklar yaşadı, aile içi
sorunları düzelmedi, ablası yanı başında değildi. Tüm bunların ardı
sıra gelmesi, onu büyük bir bunalıma doğru sürüklüyordu. Nilgün'le
yaşadığı bu olaydan sonra bir daha hiç kimseyle arkadaşlık kurmamaya
yemin etti, hayata küstü ve daima yalnızlığı tercih etti oysa o, dost
canlısıydı ve insanlara yakın olmayı severdi. Dolayısıyla yalnız
kalmayı kaldıramıyor ancak yaşadıkları sebebiyle kimseyi görmekte
istemiyordu. Geçirdiği buhran'ın doruk noktasına ulaştığı bir gün
ailesi, onu odasında yanında üç boş hap kutusu ve elinde küçük bir
kağıt parçasıyla, cansız olarak buldu. Kağıtta şu yazıyordu;
"Yiyorsun, içiyorsun
Gülüyorsun, ağlıyorsun
Çalışıyorsun, geziyorsun
Öyleyse yaşıyorsun Ademoğlu..
Dostluklarda, senden daha fazla bir şey istemiyor ki zaten! "
Elif'in ablası, olanları biliyordu ve onun isteğiyle bu durum, Nilgün'e
haber verilmedi. Ancak aradan geçen yedi ayın sonunda Nilgün, bir gün
alışveriş yaparken Handan'ı gördü. Handan, pek görüşmedikleri,
eski-ortak bir arkadaşıydı Elif ve Nilgün'ün.
Handan: Merhaba ne haber?
Nilgün: İyi. Ne olsun? Koşturuyoruz işte
Handan: Şey.. Cenazede görmedim seni. Burada değildin herhalde.
Duymuştuk çok yoğun çalıştığını.
Nilgün: (Şaşkın) Ne cenazesi?
Handan: (Tereddütlü) Nasıl yani? Haberin yok mu?
Nilgün: (Tedirgin) Ne diyorsun Handan? Söylesene Allah aşkına!
Handan: Nilgün.. Şey.. Ben..
Nilgün: Söyle
Handan: Ama..
Nilgün: Hadi
Handan: (Korku ve endişeyle) Elif!...
Nilgün: (Telaşlı) Ne? Elif mi? Ne oldu Elif'e? Neden?
Handan: Elif intihar etmiş. Yedi ay'ı geçti neredeyse.. sen bilmiyor
muydun? Özür dilerim
Nilgün: Bana kimse bir şey söylemedi. ( Ağlar ve orada öylece düşüp kalır )
Nilgün, iki ay boyunca, girdiği şoktan dolayı kendini bilmeden yaşadı
ve yavaş yavaş kendini toplamaya başlıyordu ancak çok üzgün ve
pişmandı. Sürekli, Elif'i hayalinde görmekteydi. Elif yaşarken ona
ayıramadığı tüm zamanları, o yaşamını yitirdikten sonra her gün
mezarını ziyarete giderek geçiriyordu.
Elif, hayatını kaybedeli bir sene geçmişti. Bir gün Selin, Nilgün'ün
evine gelmiş ve kapıdan, elindeki defteri uzatarak " Bu, kardeşimin
şiir defteri. Sana verilmesini istemiş vasiyetinde." ( Gider )
Nilgün kapıyı kapatır, çok duygulanmıştır. Hemen okumaya başlar.
Elif, şiirleri çok severdi, Nilgün ise nefret ederdi ama Elif,
hayattayken, Nilgün'e de şiirleri sevdirmek için uğraşırdı hep, kendi
yazdığı şiirleri ilk önce okuturdu. Aslında bu, Nilgün'ün de hoşuna
giderdi.
Nilgün, tüm şiirleri kimi zaman tebessümle kimi zaman gözyaşlarıyla
okuyordu. Son sayfaya geldiğinde ise adeta hıçkırıklara boğuldu;
Vasiyetimdir; Öldüğümü söylemeyin kimseye
Arkadaşlarım gelmesin cenazeme
Yaşarken yanımda olmayan
Mezarımın başında gözyaşı dökmesin boş yere
Üzülecek oldukları için değil
Dostlukları yalan olduğu için
Haber vermeyin diyorum onlara
Gelişleri de yalan olur, gidişleri de nasılsa..
Güya vefa borcunu ödemeye gelen sevgili dostlar:
Çok yol almışsınız, zahmet olmuş ama boşa yorulmuşsunuz
Bir zamanlar sizler için sevgiyle kat ettiğim yolları
Nasıl bir kalemde harcadıysanız
Şimdi bende tıpkı sizin gibi
Ne aştığınız bu yolları
Ne akıttığınız sahte gözyaşlarını
Umursamıyorum!...
Nede olsa insan, sevgiyi hayattayken bilir, anlar
Oysa ben şimdi, toprağa karışmış bir canlıyım
Anlayamam ve affedin size geri dönemem
Bu sevginiz için artık çok geç!!!
SEVGİYE VE DOSTLUĞA VAKİT AYIRMAK İÇİN
NEFES ALIYOR OLMANIZ YETERLİ
