Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
İnsanımızın en çok etkilendiği konulardan birisi duâ meselesi. Genellikle duâlarımızın kabul olmamasından şikâyetçi oluyoruz. "Daha nasıl duâ edeyim, olmuyor işte" diyen insanlarımızın sayısı çok fazla. Fakat bu yeni bir problem değil. Çok eskilere de uzansak bu tür şikâyetleri duymak mümkün. "Benim duâlarım kabul olmuyor" deyip duâyı terk edenlere de rastlamak mümkün. Neden duâlarımız kabul olmuyor? Biz mi duâ etmesini bilmiyoruz, yoksa yanlış duâlar mı ediyoruz? Duâlarımızın kabul olması için ne yapmamız lâzım? Bir türbeye gidip mum mu yaksak? Bir ağaca çaput mu bağlasak?

Tek bilmemiz gereken duânın mahiyeti. Duâ nedir? Niçin duâ edilir? Kime duâ edilir? Duânın gayesi nedir? Bunun gibi konuları bildikten sonra, aslında her duâmızın karşılığını gördüğümüzü anlayabiliriz.


Bediüzzaman'ın ifadelerinden anladığımıza göre duâ bir ibadettir ve ibadet maksadıyla yapılırsa, ahirette bize büyük kazanç olarak karşımıza çıkacaktır. Demek ibadet maksadıyla ve ihlâsla yapılan duâlar, kesin netice vermektedir.

"Eğer desen: "Birçok defa duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir; her duâya cevap var," ifade ediyor.

"Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her duâ için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlûbu vermek Cenâb-ı Hakkın hikmetine tâbidir. Meselâ, hasta bir çocuk çağırır: "Yâ hekim, bana bak."

"Hekim "Lebbeyk," der. "Ne istersin?" Cevap verir.

"Çocuk "Şu ilâcı ver bana" der.


"Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binâen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

"İşte, Cenâb-ı Hak Hakîm-i Mutlak, hâzır, nâzır olduğu için, abdin duâsına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzûruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat, insanın hevâperestâne ve heveskârâne tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbâniyenin iktizâsıyla, ya matlûbunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

"Hem, duâ bir ubûdiyettir; ubûdiyet ise, semerâtı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi duâ ve ibâdetin vakitleridir; o maksadlar, gâyeleri değil. (&) Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bâzı duâların evkât-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; duâ ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına ilticâ eder. Eğer duâ çok edildiği halde, beliyyeler def" olunmazsa, denilmeyecek ki, "Duâ kabul olmadı." Belki denilecek ki, "Duânın vakti, kazâ olmadı." Eğer Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle, belâyı ref" etse, nurun alâ nur, o vakit duâ vakti biter, kazâ olur.

"Demek duâ, bir sırr-ı ubûdiyettir. Ubûdiyet ise, hâlisen livechillâh olmalı. Yalnız aczini izhâr edip, duâ ile Ona ilticâ etmeli; Rubûbiyetine karışmamalı. Tedbîri Ona bırakmalı, hikmetine itimad etmeli, rahmetini ittiham etmemeli." (23. Söz'den)

Üstad Bediüzzaman'ın ifadelerinden her şey çok açık bir şekilde anlaşılıyor. Bizlerin sıkıntısı ise, dünyevî konulardaki duâlarımızla ilgili. Rabbimiz bizim duâlarımızı işitendir. Dilediği zaman bizim her istediğimizi yerine getirebilecek güç ve kudrettedir. Ancak biz sadece içinde bulunduğumuz durumun farkındayız. Rabbimiz ise geçmiş ve gelecek her şeyi bilen ve yaratandır. O bizim için isterse duâmızın karşılığını verir, istemezse vermez. O'nun isteğimizi yerine getirmesi de, getirmemesi de bizim için en hayırlı olandır. Biz ona itimad etmeliyiz. İhlâsla ve samimiyetle duâya devam etmeliyiz.

Günümüzdeki gelişmelerle ilgili de çok beklentilerimiz var. İslâmî gelecekle ilgili beklentilerde insanımız duâlarının kabul olmadığını düşünüyor. "Acaba neden duâmız kabul olmuyor?" sorusu yine gündemimizde. Bununla ilgili yine Risâle-i Nur'a başvuruyoruz. On Altıncı Lem'a'nın baş kısmında bir soru var:

"Ehl-i keşiften rivayeten bu geçen ramazanda Ehl-i Sünnet ve Cemaat için bir ferec, bir fütühât olacağını haber verdikleri halde zuhur etmedi. Böyle ehl-i velâyet ve keşif, neden hilaf-ı vâki haber veriyorlar? Benden sordular. Ben de birden sünûhat kabilinden olarak verdiğim cevabın muhtasarı şudur:

"Hadis-i şerifte vârit olmuştur ki, "Bazen belâ nâzil oluyor; gelirken karşısına sadaka çıkar, geri çevirir."


"Şu hadisin sırrı gösteriyor ki, mukadderat, bazı şerâitle vukua gelirken geri kalır. Demek, ehl-i keşfin muttalî olduğu mukadderat mutlak olmadığını, belki bazı şerâitle mukayyet bulunduğunu ve o şerâitin vuku bulmamasıyla o hadise de vukua gelmiyor. Fakat o hadise, ecel-i muallâk gibi, Levh-i Ezelînin bir nevî defteri hükmünde olan Levh-i Mahv-İspatta mukadder olarak yazılmıştır."

Üstad, devamında "Verilen haber, muallak oldukları şerâiti bulamadıkları için, vukuâ gelmemişler. Yani şartı yerine gelmeyince vukua gelmiyor" mânâsında izahta bulunuyor.

Şimdilerde de mü'minler çok duâ ediyorlar. Fakat şartların yerine getirilmesi konusunda kusurlarımız çok fazla. İbadetlerde eksiklik var. Sabah namazına kalkamayan, namazlarını vaktinde kılamayan, giyim kuşamında Allah (cc) ve Peygamberimizin (asm) rızasına dikkat etmeyen, fakat duâya da devam eden milyonlarca mü'min kardeşimiz var. Müslüman olmasına rağmen, hâl ve davranışlarıyla konuşmalarıyla sanki gayrimüslim gibi davranan insanlarımızın fazlalığı bize gösteriyor ki, eğer insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanır. Bu eksikliklerimizin ve yanlışlarımızın, duâlarımızın kabul edilmesinde engel teşkil ettiğini anlamış oluyoruz.

İslâm büyüklerinden İbrahim bin Ethem, Basra çarşısında gezerken şöyle bir soruya muhatap olmuştur: "Ey Ethem! Allah, Kur'ân da "Bana duâ edin, duâlarınızı kabul edeyim" buyuruyor. Biz duâ ediyoruz; ama Allah duâlarımıza karşılık vermiyor."

Bunun üzerine İbrahim bin Ethem şöyle demiştir:

"Çünkü sizin kalplerinizi on şey öldürmüş:

" Allah'ı biliyorsunuz; ama O'nun hakkını vermiyorsunuz, edâ etmiyorsunuz.

" Kur'ân'ı okuyorsunuz; ama onunla amel etmiyorsunuz.

" Peygamberinizi sevdiğinizi iddiâ ediyorsunuz; ama onun (asm) sünnetini terk ediyorsunuz.

" Şeytanın, düşmanınız olduğunu iddiâ ediyorsunuz; sonra da ona uygun hareket ediyorsunuz.

" Cenneti çok arzu ettiğinizi ifade ediyorsunuz; onun için çalışmıyorsunuz.

" Cehennemden korktuğunuzu söylüyorsunuz; ondan kaçmıyorsunuz.

" Ölümün hak olduğunu söylüyor; fakat onun için hazırlık yapmıyorsunuz.

" İnsanların ayıplarıyla uğraşıp; kendi ayıplarınızı unutuyorsunuz.

" Allah'ın nimetlerini yiyor; fakat şükrünü edâ etmiyorsunuz.

" Ölülerinizi defnediyorsunuz; fakat ibret almıyorsunuz"


Duâ hayatımızın bir parçası. Günün her vaktinde ve her hadise karşısında sığınıp yardım isteyeceğimiz tek bir kapımız var. Kendimizi, aklımızı, kalbimizi bir daha kontrol edip gözden geçirelim. Hayatımıza yeniden şekil verelim. Başkalarının değil kendi kusurlarımızın tâmirine çalışalım. Böylece ileride belki duâlarımızın daha makbul olduğunu görebiliriz.

(Erdoğan AKDEMİR )
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
çok harika idi..yüreğine sağlık ALLAH razı olsun...
 
Üst Alt