Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Cabir_

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
19 Mar 2007
Mesajlar
16
Aldığı Beğeniler
0
DUÂ
Sözcük anlamı:
Duâ, davet ve davâ mastarları gibi mastar olup, çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek demektir.
Ayrıca isim olarak duâ, küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya olan talep ve niyaz demektir.

İslamî bir terim olarak duâ: Allahın yüceliği karşısında kulun, aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardım dilemesi demektir. Duânın ana hedefi insanın Allaha halini arzetmesi ve Ona niyazda bulunması olduğuna göre, bu, Allah ile kendine inanan kul arasında bir diyalogu ve yakın ilgiyi ortaya koyar. İşte bundan dolayı duâya münâcât (Allah ile gizliden ve ruhsal konuşma) adı da verilmiştir. Ki insan, varlığını kabul ettiği o Yüce Güç karşısında duyduğu saygı ve ümit hisleri sebebiyle kendisinden daha üstün olanla irtibat ihtiyacını duymaktadır.

Duâ tüm dinlerde vardır. Muhteva, şekil ve anlatım biçimine göre bazı türlere ayrılır. Asıl ve en yaygın olanı, yalvarıp yakarmaktır. Duâlarda insan, kötülükten kurtulmayı veya iyiye kavuşmayı diler. Bunu yaparken de önce Allaha hamd ve şükür eder. Allahı üstün vasıflarıyla yüceltir.

İslam dışında ve ilkel dinlerde duâ:

İlkel topluluklarda görülen müşterek duâ, aile reisi, kabile başkanı veya rahibin yakarışlarına cemaatin katılması (âmin demesi) şeklinde olmaktadır. Kötülüklerden korunma veya dünya nimetlerinden faydalanma isteği duânın iptidai halinin tespitinde en belirleyici özelliktir. Hint mistisizminde Upanişadlardan kaynaklanan ve yoganın psikotekniğine dayanan ibadetsiz bir duâ türü vardır. Hinduizmde duâ inandırıcı sözlerle yapılır; ortak duâ sembolü bir çeşit besmele olan omdur. Budizmde yüce varlığa karşı belirli bir duâ söz konusu olmamakla beraber Budaya duâ etmek ve ondan istekte bulunmak geleneği hakimdir. Şintoizmde duâ, mabed veya evde tanrılara pirinç ve pirinç şarabı sunmakla yerine getirilir.

Duâ esnasında kutsal eşyanın öpülmesi, okşanması, çıplak ayakla etrafında dönülmesi gibi hususlar ilkel kabile dinlerinin özelliklerindendir. Hemen bütün ilkel kabile dinlerinde güneş doğarken ve batarken, ekim ve hasat zamanlarında kurallara bağlı olarak duâ edilir.

Yahudilikte duâ:

Yahudilikte duâ Allaha yaklaşma vesilesi kabul edilir. İbranice tephillah duâ anlamına gelir. Tevratta duâ için genel bir kavram ve belli bir sıra olmamakla birlikte altmış altı cümle doğrudan veya dolaylı olarak duâ ile ilgilidir. Yahudiler ayakları bitiştirmek, diz çökmek, baş eğmek, elleri göğe açmak ve Kudüse yönelmek suretiyle duâ ederler.Bilhassa ll. Tapınakın yıkılışından sonra yahudilerde toplu duâ da yaygınlaşmıştır. Günümüzde yahudiler günde üç defa (sabah, öğle ve akşam) duâ ederler. Ayrıca sinagogda cumartesi (sabbat) ve bayram günlerinde bunlara ek olarak duâlar ilave edilir. Sabah duâsında duâ atkısı talet (tallit) kullanılır, duâ kayışı da sol pazıya ve alna takılır. Duâ dili İbranice olmakla birlikte bazı eski Aramice duâlar da okunur. Duâ öncesinde temizlik yapmak ve özel âyin elbisesi giymek gerekir. Duâların büyük bir kısmını ihtiva eden Mezmurlar hem yahudi hem de hıristiyanlarca duâ sırasında okunmaktadır.

Hıristiyanlıkta duâ:

Hıristiyanlıkta duâ dini hayat açısından büyük bir önem taşır. Duâ Tanrıya ulaşma, Onu tanıma ve vicdanın sesi olarak nitelendirilir. Duânın temelinde Allaha güven ve yüce bir inanış vardır.

Günümüzde hıristiyanların günlük (sabah, öğle ve akşam), haftalık (Pazar), ve yıllık (paskalya) olarak keşişler ve rahipler gözetiminde manastırlarda yaptıkları duâ geleneği oldukça uzun bir geçmişe sahiptir (M.S.150). Rabbin duâsı Hıristiyanlık için toplu ibadetin doruk noktasını teşkil eder. Katolik kilisesinde günde yedi ayrı duâ saati bulunmaktadır. Ortodoks kilisesinin geleneğinde gün batarken okunan Vesperum günün ilk duâsını teşkil eder. Genel olarak kiliselerdeki duâ şekilleri pek fazla değişiklik göstermez.

İslamda duâ:

Kurân-ı Kerimde duâ ile ilgili âyetler geniş bir yer tutar. 200 kadar âyet doğrudan doğruya duâ ile ilgilidir. Ayrıca tevbe, istiğfar gibi kulun Allaha yönelişini ve Ondan dileklerini ifade eden çok sayıda âyet vardır. Konuyla ilgili âyetlerin bir kısmında insanların Allaha duâ etmeleri emredilmiş, duânın usul, âdâb ve tesirleri üzerinde durulmuştur.

Duânın gereği:

Yüce Kurânımız incelendiğinde insanlarda dini eğilimin fıtrî (yaratılıştan, genlerine işlenmiş) olduğunu görürüz. Araf suresi 172, 173. âyetlerde, şu şekilde açıklamalar buluruz:

Hani Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: Rabbiniz değil miyim? onlar: Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz. demişlerdi. Kıyamet günü, biz bundan habersizdik demeyesiniz.

Şöyle de demeyesiniz: Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenlerin yüzünden bizi helak mı edeceksin?

Ve bu âyetlerden Allahı tanıma ve Onun terbiyesine girmenin henüz dünyada hayat bulmadan evvelden başladığını anlarız. Görünürdeki gerçekler de bunun böyle olduğunu gösterir. Ayrıca,

İsra suresi, âyet 44:
Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler Onu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, Onu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini anlamıyorsunuz. O Halimdir, Gafûrdur.

Rad suresi âyet 13:
Gök gürültüsü Onu hamd ile tespih eder; melekler de Ondan ürpererek.. Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. O, tuzak kuranların hilelerini başlarına geçirmede çok güçlü olduğu halde, onlar ona karşı mücadele edip duruyorlar.

Hadid suresi âyet 1:
Göklerde ve yerdeki herşey Allahı tespih etmektedir. Azizdir O, Hakîmdir.

Haşr suresi âyet 1:
Göklerde ne var yerde ne varsa Allahı tespih etmektedir. Azizdir O, Hakîmdir.

Saff suresi âyet 1:
Göklerde ne var yerde ne varsa Allahı tespih etmektedir. Azizdir O, Hakîmdir.

Cuma suresi âyet 1:
Göklerdekiler ve yerdekiler; o Melik, o Kuddüs, o Azîz, o Hakîm Allahı tespih ediyorlar.

Teğabun suresi âyet 1:
Göklerdekiler ve yerdekiler Allahı tespih ediyorlar. Onundur mülk ve yönetim; Onun içindir tüm övgüler. Herşeye gücü yetendir O.

Özellikle de Zariyat suresi 56. âyette şöyle buyrulur:
Ben cin ve insi (bilmediğiniz ve bildiğiniz her şeyi) sadece bana ibadet/kulluk etsinler diye yarattım.

Bu gerçeklerden ve toplumdaki ateist ve din karşıtı kimselerin de dara geldikleri zamanlar gayri ihtiyarı Allaha sığınmaları, dini eğilimin, kulluğun, duâya ihtiyacın, Allaha yalvarmanın; kısacası, canlı cansız her şeyin Allah ile ilişkisinin fıtri (yaratılıştan genlere yerleştirilmiş) olduğunu gösterir.

Kurânı Kerimde, insanın çaresizlik içinde ve zor şartlarda duâya başvurma şeklindeki genel psikolojik makanizması üzerinde ısrarla durulmuştur. Bazı âyetlerde dini yöneliş veya duânın belirgin veya zayıf hale geldiği durumlar açıklanırken aynı zamanda bu yönelişin insan tabiatında fıtri ve külli bir motif olarak bulunduğu da ortaya konmuştur.

Âyetlerin ifadesiyle, insan bir tehlike ve sıkıntıya düşünce bütün samimiyetiyle Allaha yönelir; yatarken, otururken, ayakta dururken bıkmadan usanmadan duâ edip, iyilik ve başarı ister.
Bununla birlikte bazı âyetlerde de insanın ihtiyaç ve sıkıntısının giderildiği, kendini emniyet içinde ve başarılı gördüğü durumlarda duâ isteğinin zayıfladığı, Allahtan yüz çevirdiği, kendi güç ve yeterliliğini gözünde büyütüp bencil ve nankör olduğu, zalimce hareket ettiği vurgulanmaktadır:

Yunus suresi âyet 12:
İnsana zorluk dokunduğu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır. Ama sıkıntısını çözdüğümüzde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider. Haksızl
ığa aşırılığa sapanlara, yapmakta oldukları işte böyle süslü gösterilmiştir.

İsra suresi âyet 11:
İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor. İnsan çok acelecidir.

Lokman suresi âyet 32:
Karabulutlar gibi dalga kendilerini kuşattığı zaman, Allaha dini Ona özgüleyerek yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden sadece bir kısmı doğru yolu tutar. Bizim âyetlerimize ancak gaddar nankörler karşı çıkarlar.

Fussılet suresi âyet 49:
İnsan hayır istemekten/hayır için duâ etmekten bıkıp usanmaz. Kendisine bir şer dokunmaya görsün, hemen ümidini keser, yıkılır.

Zümer suresi âyet 8:
İnsana bir zarar/zorluk dokununca, Rabbine yönelerek Ona duâ eder. Sonra ona bir nimet lütfettiğinde, önceden Ona yalvarmakta olduğunu unutur. Onun yolundan saptırmak için Allaha eşler, ortaklar isnat eder. De ki: Birazcık nimetlen küfrünle. Hiç kuşkusuz sen, ateş halkındansın.

Fussılet suresi âyet 51:
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan yatar. Kendisine şer dokununca, hemen duâya koyulur.

Araf suresi âyet 189, 190 :
O, sizi bir candan yaratan, ve ondan da, kendisine ısınsın diye, eşini yapandır. Ne zaman ki o, onu örtüp bürüdü, o zaman o hafif bir yük yüklendi. Ve bununla gidip geldi. Ne zamanki zevce ağırlaştı o zaman onlar (o ikisi) Rablerine duâ ettiler: Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun ki kesinlikle şükredenlerden olacağız.

Ne zaman ki onlara (o ikisine) salih (bir çocuk) verdi, o ikisine verdiği şey hakkında onun için ortaklar kıldılar. Onların ortak koştuğu şeylerden Allah münezzehtir, yücedir.


Tevbe suresi âyet 75, 76:
Onlardan, Eğer Allah lütfundan bize verirse, mutlaka bağışta bulunacağız ve iyilerden olacağız diye Allaha söz verenler vardır.
Sonra, Allah, onlara lütfundan verince, onda cimrilik ederler ve ilgisizce sırt çevirirler.

Yunus suresi âyet 22, 23:
Size karada ve denizde yolculuk ettiren Odur. Gemilerde bulunduğunuzda gemiler içindekileri tatlı bir rüzgarla götürür, yolcular neşeyle eğlenirken şiddetli bir fırtına gelip çatar, dalgalar her yandan saldırıp onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca, dinlerini Allah için arındırarak Ona yalvarırlar:- Bizi bundan kurtarırsan, hiç kuşkusuz, şükredenlerden oluruz.

Sonra O, onları kurtarınca, bir de bakarsın ki, yeryüzünde haksız yere azgınlık ederler. Ey insanlar! Gerçekten, şimdiki hayatın geçici yararları için azgınlığınız, bizzat kendi zararınızadır! Sonra dönüşünüz bizedir. Yaptıklarınızı size bildireceğiz.

Nahl suresi âyet 53, 54:
Ve iyilik olarak sahip olduğunuz ne varsa, Allahtandır. Size bir zarar dokunduğunda, yalnız Ona sığınırsınız.
Sonra, zararı sizden giderince, içinizden kimileri, Rablerine hemen tanrılar ortak ederler.

Lokman suresi âyet 31, 32:
Âyetlerini size göstermek için, gemilerin denizde, Allahın nimetiyle kayıp gittiğini görmedin mi? İşte gerçekten bunda, çok sabırlı ve çok şükreden bir kimse için, âyetler vardır.

Gerçek şu ki, gölgeler gibi bir dalga onu kapladığında, Onun için dinlerini arındırarak Allaha yalvarırlar; ve onları karaya çıkararak kurtardığında ise, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar.(şükredici olur) Ama, âyetlerimizi ancak, tam hain ve nankör inkar eder.

Zümer suresi âyet 8:
İnsana bir zarar/zorluk dokununca, Rabbine yönelerek Ona duâ eder. Sonra ona bir nimet lütfettiğinde, önceden Ona yalvarmakta olduğunu unutur. Onun yolundan saptırmak için Allaha eşler, ortaklar isnat eder. De ki: birazcık nimetlen küfrünle. Hiç kuşkusuz sen, ateş halkındansın.

Zümer suresi âyet 49:
İnsana bir zorluk/zarar dokunduğunda bize yalvarır yakarır; sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimizde şöyle der: Bu bir ilim sayesinde verildi bana.Hayır, öyle değil; o bir fitnedir ama onların çokları bilmiyorlar.
 

bypolat

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
27 Kas 2005
Mesajlar
475
Aldığı Beğeniler
4
Takım
Fenerbahçe
dua da bir ibadettir...

allah razı olsun kardeş.

selam ve dua ile.
 

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
Rabbim hakkıyla dua edenlerden eylesin inşaAllah..
 
Üst Alt