- Üyelik Tarihi
- 1 Kas 2005
- Mesajlar
- 4,662
- Aldığı Beğeniler
- 29
- Konum
- İstanbul - Eyüpsultan
- Takım
- Galatasaray
Bir ismi “Gani/Zengin” olan Sevgili peygamberimiz (s.a.v) iki âlemin de en zengin insanı idi.
Onun hikmet dolu, yoğun mânâlı sözlerinden, hal ve hareketlerinden nasip alabilmekte biz ümmeti için en büyük zenginliktir. Bir Mü’min, Peygamberimizin hadis-i şeriflerinden bir tanesini bile duyup öğrense, büyük bir servete kavuşmuş gibi sevinir.
O, cömertlikte öyle bir zengindi ki, hicretten birkaç sene sonra bütün Arap Yarımadasına hâkim olup çok büyük servetlere sahip olabilecek imkânlar elinde iken, hepsini ihtiyaç sahiplerine dağıtan bir cömertlik sergileyerek en güzel örnek oldu.
Öyle bir rehber ki, ona uyduğumuz zaman hayâtımızın karanlıkları kaybolup yolumuz aydınlanır, işlerimiz yoluna girer, yaşantımıza bir düzen ve disiplin gelir.
Peygamberimiz Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
“Bir baba evlâdına güzel bir terbiyeden daha üstün bir miras bırakamaz” Yine Tirmizî’de yer alan bir rivayette şöyle buyuruluyor: “Kişinin çocuğunun terbiyesiyle bir kerecik meşgul olması, onun için bir sa’ (2120 grama denk gelen bir ölçü birimi) yi*yeceği sadaka olarak vermesinden daha hayırlı*dır.”
Resûlullah’ın bu son derece özlü hadîsinden alı*nacak çok önemli dersler vardır. Her anne-baba ölümlerinden sonra evlâtlarını ele güne muhtaç bırakmamak için çırpınır. Onlara servetler bırakmak ister. Bu insan fıtratının ve ebeveynlik şefkatinin gereğidir. Ancak ser*vet biriktireyim, benden sonra çocuklarım rahat etsin düşüncesiyle evlâtlarının ruh zenginliğini ihmâl edenler acaba ne derece evlâtlarına iyilik etmektedirler? Oysa asıl zenginlik ruh zenginliğidir. Bu da çocuğunun yete*neklerinin alabildiğine geliştirilmesiyle olur. Bu da iyi bir eğitimle gerçekleşir.
Tebessüm Zenginliği
“(Ashabtan bazıları): ‘Ey Allah’ın Resûlü! Zenginler tüm sevapları alıp götürdüler. Onlar da bizim gibi namaz kılarlar, bizim gibi oruç tutarlar, üstelik fazla mallarından sadaka verirler!’ dediler. Hz. Peygamber: ‘Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler vermiştir: Her bir tesbih (“Sübhanellah” demek) sadakadır, her bir tekbir (“Allahü Ekber” demek) sadakadır, her bir tahmid (Elhamdü lillah) sadakadır, her bir tehlil (Lâilâhe illellah) sadakadır, iyiliği tavsiye sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır…’ (Müslim, II, 697). Başka bir rivayette: ‘Kardeşine karşı tebessümün sadakadır; iyiliği tavsiye etmen sadakadır; kötülükten sakındırman sadakadır; yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimsenin gözü olman sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır” (Tirmizî, Birr 36).
Kanâat Zenginliği
Hz. Peygamber’e bir adam geldi. “Beni dünya ve ahirette muhtaç etmeyecek, bana yetecek şeyleri size soracağım” dedi. Resûl-i Ekrem, “İstediğini sor” buyurdu.
Soru: Ey Allah’ın Elçisi, insanların en âlimi olmak istiyorum?
Cevap: Allah’tan kork, buyruklarını yerine getir, yasaklarından sakın, insanların en bilgilisi olursun.
Soru: İnsanların en zengini olmak istiyorum?
Cevap: Kanaatkâr ol, insanların en zengini olursun.
(Zenginlik, ihtiyaç azlığıdır. Kanaatkâr olan, çalışıp çabaladıktan sonra kısmetiyle yetinir, fazla şeye ihtiyaç duymaz. Maddeten en zengin insandan çok daha mutlu ve huzurludur.)
Soru: İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum?
Cevap: İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.”
(Halka hizmet eden, halkın gerçek efendisidir. Halka hizmet, Hakk’a hizmettir. Gerçek evliya, insanlara karışıp eziyetlerini çekme pahasına onlara hizmet edendir.)
Mânâ ve lafız itibariyle çok güzel ve zengin olan hadis-i şerifler bir gül bahçesidir. Onun güzelliklerini gönül gözü açık olanlar görür, onun nâmelerini gönül kulağı açık olanlar işitir, onun kokusu da ancak gönül dünyası ile alınır. Hadis-i şeriflerden Hz. Muhammed Mustafa’nın kokusu gelir. Önemli olan önce sağlıklı bir burun ile o kokuyu alma arzusu ve sevdasına sahip olmaktır. Zira ancak derdine devâ arayan, maksadına erişir.
Gönül Zenginliği
Hz. Peygamber, ümmetine nasihat için kendini miskin ederdi; yani, zenginler, zenginliğin “ bağışlama” olduğunu bilsinler diye öğüt veren davranışlarda bulunurdu.
Allah’ın Habîbi, iki cihan pâdişahı olmana rağmen dünya zenginliğine bel bağlamayıp, her zaman, ‘El-fakru fahrî’ der idi.
İsmail Beliğ’in Gül-i Sadberg isimli eserinde şöyle der:
N’ola erbâb-ı kemâl itse hazer
Cühelâ sohbetidir dîne zarar
“Câhilin sohbeti dinde noksanlıktır.” Hadîs-i şerifine telmihte bulunulmuş. Aynı sanatla aşağıdaki beyitte “Gerçek zenginlik, gönül zenginliğidir.” Hadîsine işaret adilmiş:
Dense lâyıkdır ana ehl-i gınâ
Kendü nefsinde ide cûd ü sehâ
Neccarzâde Şeyh Rızâ (1679-1760) “Değişmem” redifli na’tında şöyle der:
Bir mûr-ı zâifim reh-i aşkında Habîbâ
Dergâhını bir mülk-i Süleymân’a değişmem
Bu beyitte Hz. Süleyman’ın zenginliği, bütün hayvanların dilinden anladığı ve bir karınca beyi ile olan hâdiseye telmihte bulunuluyor. Şair kendini bir küçük karınca gibi görmeyi arzuluyor; fakat Hz. Muhammed’in yolunda bir karınca… Onun kapısını Hz. Süleyman’ın zengin saltanatına değişmeyeceğini belirtiyor.
Sermâye-i ömrümdür o gencîne-i lü’lü
Dürc-i lebini la’l-i Bedehşân’a değişmem
Şeyh Rızâ, Peygamber Efendimizin inci hazînesine benzettiği ağzını, Bedehşan incisine değişmeyeceğini söylüyor. Çünkü o mübarek ağzın kendisi için ömür sermayesi olduğunu savunuyor. Nasıl böyle düşünmesin ki, Peygamber Efendimizin ağzından çıkan her mübârek söz, insanlar için inci değerinde değil midir. O söze riayet edildiği takdirde sonsuz huzura ve mutluluğa erilecektir.
Vedat Ali Tok’un “Na’t Tahilleri” adlı eserinde, Bekir Sıtkı Erdoğan (1929-)’nın na’tının iki beyitine bakarak açıklamalarındaki zenginlikle, Peygamberimizin manevî zenginliğe olan işaretine birlikte nazar edelim:
Bu cevhergâha kitlendik, şükür yok âh anahtar yok,
Biraz aysak hazîneymiş kanâat yâ Resûlullah…
Dünya, insanlar için cezbedici birtakım güzellikler taşır. Kendine bağlar. İnsan daha fazla güzelliklere, zenginliklere sahip olma arzusu duyar. Elindekiyle yetinmeyen, elindekilere şükretmeyen insanda daha fazla kazanma hırsı baş gösterebilir. İç huzuru, gönül zenginliği olmayınca da mutsuzluk başlar. Mal hırsına kapılan insan kendi kendini kitlemiş demektir. Anahtarı şükürdür. Ama şükretmesini bilmeyince tabiî olarak, kitlendiği mahpesten kurtulamayacaktır. Hâlbuki kanâat, yani elindekiyle yetinmek en büyük hazînedir. Peygamber Efendimiz: “Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesad ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi...” Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder." ve yine diyor ki “En büyük hazine kanâattir.” Bekir Sıtkı Erdoğan, bir bakıma bu sözlere telmihte bulunuyor.
Müslüman, kendini sorgulayan, iç muhasebesi yapan insandır. Günah işlerse ona –en azından- pişman olandır. İşte şair de bu rûh hâli içindedir. Geçen zamanlar bomboş geçmiştir. Allah katında kul olma nâmına, elinde geçer akçesi yoktur. İş işten geçmek üzeredir. Fırsatları değerlendirememenin üzüntüsünü duymaktadır.
Bekir Sıtkı Erdoğan, Hz. Muhammed (s.a.v)’e iltica eder. Çünkü Onun gösterdiği hedef Müslümanların kurtuluşu için bir sığınaktır. Söyledikleri ise Kur’ân’a dâvetten ibarettir. Hz. Muhammed’i anlamak, Onu gereğince tanımak ise insanı insan yapan en büyük liyâkat demektir.
Bizim sensiz nasıl yetsin ki mahcûb âhımız arşa?
Yarın sen kurtarırsan var berâat yâ Resûlullah
beytinde Hz. Muhammed’in, Müslümanlar için sığınacak bir kanat olduğu ifadesi vardır. O olmazsa, Onun şefâati olmazsa, günahkâr Müslümanlar nasıl kurtulacaktır azaptan? Peygamber Efendimiz, bizim için şefâatçi olursa ancak felâha ermemiz mümkündür…
Salât ve selâm, dünya ve ahiretin en zengin olan “Gani” (s.a.v) Efendimize olsun….
Musa Tektaş
Moralhaber.net
Onun hikmet dolu, yoğun mânâlı sözlerinden, hal ve hareketlerinden nasip alabilmekte biz ümmeti için en büyük zenginliktir. Bir Mü’min, Peygamberimizin hadis-i şeriflerinden bir tanesini bile duyup öğrense, büyük bir servete kavuşmuş gibi sevinir.
O, cömertlikte öyle bir zengindi ki, hicretten birkaç sene sonra bütün Arap Yarımadasına hâkim olup çok büyük servetlere sahip olabilecek imkânlar elinde iken, hepsini ihtiyaç sahiplerine dağıtan bir cömertlik sergileyerek en güzel örnek oldu.
Öyle bir rehber ki, ona uyduğumuz zaman hayâtımızın karanlıkları kaybolup yolumuz aydınlanır, işlerimiz yoluna girer, yaşantımıza bir düzen ve disiplin gelir.
Peygamberimiz Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
“Bir baba evlâdına güzel bir terbiyeden daha üstün bir miras bırakamaz” Yine Tirmizî’de yer alan bir rivayette şöyle buyuruluyor: “Kişinin çocuğunun terbiyesiyle bir kerecik meşgul olması, onun için bir sa’ (2120 grama denk gelen bir ölçü birimi) yi*yeceği sadaka olarak vermesinden daha hayırlı*dır.”
Resûlullah’ın bu son derece özlü hadîsinden alı*nacak çok önemli dersler vardır. Her anne-baba ölümlerinden sonra evlâtlarını ele güne muhtaç bırakmamak için çırpınır. Onlara servetler bırakmak ister. Bu insan fıtratının ve ebeveynlik şefkatinin gereğidir. Ancak ser*vet biriktireyim, benden sonra çocuklarım rahat etsin düşüncesiyle evlâtlarının ruh zenginliğini ihmâl edenler acaba ne derece evlâtlarına iyilik etmektedirler? Oysa asıl zenginlik ruh zenginliğidir. Bu da çocuğunun yete*neklerinin alabildiğine geliştirilmesiyle olur. Bu da iyi bir eğitimle gerçekleşir.
Tebessüm Zenginliği
“(Ashabtan bazıları): ‘Ey Allah’ın Resûlü! Zenginler tüm sevapları alıp götürdüler. Onlar da bizim gibi namaz kılarlar, bizim gibi oruç tutarlar, üstelik fazla mallarından sadaka verirler!’ dediler. Hz. Peygamber: ‘Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler vermiştir: Her bir tesbih (“Sübhanellah” demek) sadakadır, her bir tekbir (“Allahü Ekber” demek) sadakadır, her bir tahmid (Elhamdü lillah) sadakadır, her bir tehlil (Lâilâhe illellah) sadakadır, iyiliği tavsiye sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır…’ (Müslim, II, 697). Başka bir rivayette: ‘Kardeşine karşı tebessümün sadakadır; iyiliği tavsiye etmen sadakadır; kötülükten sakındırman sadakadır; yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimsenin gözü olman sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır” (Tirmizî, Birr 36).
Kanâat Zenginliği
Hz. Peygamber’e bir adam geldi. “Beni dünya ve ahirette muhtaç etmeyecek, bana yetecek şeyleri size soracağım” dedi. Resûl-i Ekrem, “İstediğini sor” buyurdu.
Soru: Ey Allah’ın Elçisi, insanların en âlimi olmak istiyorum?
Cevap: Allah’tan kork, buyruklarını yerine getir, yasaklarından sakın, insanların en bilgilisi olursun.
Soru: İnsanların en zengini olmak istiyorum?
Cevap: Kanaatkâr ol, insanların en zengini olursun.
(Zenginlik, ihtiyaç azlığıdır. Kanaatkâr olan, çalışıp çabaladıktan sonra kısmetiyle yetinir, fazla şeye ihtiyaç duymaz. Maddeten en zengin insandan çok daha mutlu ve huzurludur.)
Soru: İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum?
Cevap: İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.”
(Halka hizmet eden, halkın gerçek efendisidir. Halka hizmet, Hakk’a hizmettir. Gerçek evliya, insanlara karışıp eziyetlerini çekme pahasına onlara hizmet edendir.)
Mânâ ve lafız itibariyle çok güzel ve zengin olan hadis-i şerifler bir gül bahçesidir. Onun güzelliklerini gönül gözü açık olanlar görür, onun nâmelerini gönül kulağı açık olanlar işitir, onun kokusu da ancak gönül dünyası ile alınır. Hadis-i şeriflerden Hz. Muhammed Mustafa’nın kokusu gelir. Önemli olan önce sağlıklı bir burun ile o kokuyu alma arzusu ve sevdasına sahip olmaktır. Zira ancak derdine devâ arayan, maksadına erişir.
Gönül Zenginliği
Hz. Peygamber, ümmetine nasihat için kendini miskin ederdi; yani, zenginler, zenginliğin “ bağışlama” olduğunu bilsinler diye öğüt veren davranışlarda bulunurdu.
Allah’ın Habîbi, iki cihan pâdişahı olmana rağmen dünya zenginliğine bel bağlamayıp, her zaman, ‘El-fakru fahrî’ der idi.
İsmail Beliğ’in Gül-i Sadberg isimli eserinde şöyle der:
N’ola erbâb-ı kemâl itse hazer
Cühelâ sohbetidir dîne zarar
“Câhilin sohbeti dinde noksanlıktır.” Hadîs-i şerifine telmihte bulunulmuş. Aynı sanatla aşağıdaki beyitte “Gerçek zenginlik, gönül zenginliğidir.” Hadîsine işaret adilmiş:
Dense lâyıkdır ana ehl-i gınâ
Kendü nefsinde ide cûd ü sehâ
Neccarzâde Şeyh Rızâ (1679-1760) “Değişmem” redifli na’tında şöyle der:
Bir mûr-ı zâifim reh-i aşkında Habîbâ
Dergâhını bir mülk-i Süleymân’a değişmem
Bu beyitte Hz. Süleyman’ın zenginliği, bütün hayvanların dilinden anladığı ve bir karınca beyi ile olan hâdiseye telmihte bulunuluyor. Şair kendini bir küçük karınca gibi görmeyi arzuluyor; fakat Hz. Muhammed’in yolunda bir karınca… Onun kapısını Hz. Süleyman’ın zengin saltanatına değişmeyeceğini belirtiyor.
Sermâye-i ömrümdür o gencîne-i lü’lü
Dürc-i lebini la’l-i Bedehşân’a değişmem
Şeyh Rızâ, Peygamber Efendimizin inci hazînesine benzettiği ağzını, Bedehşan incisine değişmeyeceğini söylüyor. Çünkü o mübarek ağzın kendisi için ömür sermayesi olduğunu savunuyor. Nasıl böyle düşünmesin ki, Peygamber Efendimizin ağzından çıkan her mübârek söz, insanlar için inci değerinde değil midir. O söze riayet edildiği takdirde sonsuz huzura ve mutluluğa erilecektir.
Vedat Ali Tok’un “Na’t Tahilleri” adlı eserinde, Bekir Sıtkı Erdoğan (1929-)’nın na’tının iki beyitine bakarak açıklamalarındaki zenginlikle, Peygamberimizin manevî zenginliğe olan işaretine birlikte nazar edelim:
Bu cevhergâha kitlendik, şükür yok âh anahtar yok,
Biraz aysak hazîneymiş kanâat yâ Resûlullah…
Dünya, insanlar için cezbedici birtakım güzellikler taşır. Kendine bağlar. İnsan daha fazla güzelliklere, zenginliklere sahip olma arzusu duyar. Elindekiyle yetinmeyen, elindekilere şükretmeyen insanda daha fazla kazanma hırsı baş gösterebilir. İç huzuru, gönül zenginliği olmayınca da mutsuzluk başlar. Mal hırsına kapılan insan kendi kendini kitlemiş demektir. Anahtarı şükürdür. Ama şükretmesini bilmeyince tabiî olarak, kitlendiği mahpesten kurtulamayacaktır. Hâlbuki kanâat, yani elindekiyle yetinmek en büyük hazînedir. Peygamber Efendimiz: “Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesad ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi...” Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder." ve yine diyor ki “En büyük hazine kanâattir.” Bekir Sıtkı Erdoğan, bir bakıma bu sözlere telmihte bulunuyor.
Müslüman, kendini sorgulayan, iç muhasebesi yapan insandır. Günah işlerse ona –en azından- pişman olandır. İşte şair de bu rûh hâli içindedir. Geçen zamanlar bomboş geçmiştir. Allah katında kul olma nâmına, elinde geçer akçesi yoktur. İş işten geçmek üzeredir. Fırsatları değerlendirememenin üzüntüsünü duymaktadır.
Bekir Sıtkı Erdoğan, Hz. Muhammed (s.a.v)’e iltica eder. Çünkü Onun gösterdiği hedef Müslümanların kurtuluşu için bir sığınaktır. Söyledikleri ise Kur’ân’a dâvetten ibarettir. Hz. Muhammed’i anlamak, Onu gereğince tanımak ise insanı insan yapan en büyük liyâkat demektir.
Bizim sensiz nasıl yetsin ki mahcûb âhımız arşa?
Yarın sen kurtarırsan var berâat yâ Resûlullah
beytinde Hz. Muhammed’in, Müslümanlar için sığınacak bir kanat olduğu ifadesi vardır. O olmazsa, Onun şefâati olmazsa, günahkâr Müslümanlar nasıl kurtulacaktır azaptan? Peygamber Efendimiz, bizim için şefâatçi olursa ancak felâha ermemiz mümkündür…
Salât ve selâm, dünya ve ahiretin en zengin olan “Gani” (s.a.v) Efendimize olsun….
Musa Tektaş
Moralhaber.net