Tilkinin biri karnı acıkınca av aramaya çıkmış. Bir ağacın dalında asılı duran bir davul görmüş. Rüzgar vurup da ağacın dalları sallandıkça, davul da sallanıyor ve kuvvetli bir ses çıkartıyormuş. Tilki davulu bir av zannetmiş ve davulun çıkarttığı yüksek sesi duyunca:
"Bu kadar çok ses çıkartan şeyin eti de çok olur" diyerek büyük bir hırsla davula doğru yönelmiş. Davul, ağacın ortasında bir yerde asılı olup, etrafında bir çok dallar ve dikenler bulunduğundan, tilki davula ulaşıncaya kadar bir çok zahmetler çekmiş. Binbir zahmet ve meşakkate katlandıktan sonra nihâyet hedefine ulaşan tilki, davulu kaptığı gibi ipini boynuna takıp sürüklerken, davulun gergin derisi bir dikene takılıp yırtılınca davuldan çıs diye bir ses, içindende pis bir koku çıkmış. Büyük bir hayali ve iştahı olan tilki, davulun yırtılan yerinden başını sokup içinin bomboş olduğunu görünce büyük bir hüsrâna uğramış. Çektiği onca zahmete mi üzülsün, yoksa aç kaldığına mı yansın bilememiş ve feryâda başlamış.
Hazret-i Mevlânâ, bu meseli dünyâ hırsı ile kalb gözleri kör olan gâfillerin ahvâlini beyân etmek için anlatıyor,
"Dünyâya âşık olanların hâli, tıpkı bu tilkinin hâli gibidir" buyuruyor. Tilki, insandaki tamah ve hırsın remzidir, orman dünyâyı, davul da dünyânın tantanasını remzeder. Hikâyedeki tilki gibi, dünyânın tantanasına aldanan tamahkâr insan, ömür boyu hiç durmadan hevâsının peşinden koşar, koşar ama emeline aslâ nâil olamaz. Çünkü gâfil insanın peşinden koştuğu hevâ, tıpkı davulun içindeki boşluk ve hava gibidir. Gâfil insanın büyük bir hırsla peşinden koştuğu dünyâ da, tıpkı bir gölge ve hayâl gibidir. Hiç gölge yakalanabilir mi? Bu elbette mümkün değildir. Aslâ yakalayamayacakları bir gölgenin peşinde koşan insanlar, bir gün kendilerine ecel eriştiğinde, ömürlerini boşa sarfettiklerini anlayıp büyük bir hüsrâna uğrarlar ama o gün artık pişmanlık hiç fayda vermez.
Hazret-i Mevlânâ, gözleri açık olan irfân sâhibleri hakkında da şöyle diyor :
Onlar, Hakk'a ibâdet ve tâ'at sürmesini gözlerine çekdikleri için, ormandaki davulun sesine hiç aldırmazlar ve ölümsüz avı avlamaya bakarlar ve hep onu ararlar.
"Bu kadar çok ses çıkartan şeyin eti de çok olur" diyerek büyük bir hırsla davula doğru yönelmiş. Davul, ağacın ortasında bir yerde asılı olup, etrafında bir çok dallar ve dikenler bulunduğundan, tilki davula ulaşıncaya kadar bir çok zahmetler çekmiş. Binbir zahmet ve meşakkate katlandıktan sonra nihâyet hedefine ulaşan tilki, davulu kaptığı gibi ipini boynuna takıp sürüklerken, davulun gergin derisi bir dikene takılıp yırtılınca davuldan çıs diye bir ses, içindende pis bir koku çıkmış. Büyük bir hayali ve iştahı olan tilki, davulun yırtılan yerinden başını sokup içinin bomboş olduğunu görünce büyük bir hüsrâna uğramış. Çektiği onca zahmete mi üzülsün, yoksa aç kaldığına mı yansın bilememiş ve feryâda başlamış.
Hazret-i Mevlânâ, bu meseli dünyâ hırsı ile kalb gözleri kör olan gâfillerin ahvâlini beyân etmek için anlatıyor,
"Dünyâya âşık olanların hâli, tıpkı bu tilkinin hâli gibidir" buyuruyor. Tilki, insandaki tamah ve hırsın remzidir, orman dünyâyı, davul da dünyânın tantanasını remzeder. Hikâyedeki tilki gibi, dünyânın tantanasına aldanan tamahkâr insan, ömür boyu hiç durmadan hevâsının peşinden koşar, koşar ama emeline aslâ nâil olamaz. Çünkü gâfil insanın peşinden koştuğu hevâ, tıpkı davulun içindeki boşluk ve hava gibidir. Gâfil insanın büyük bir hırsla peşinden koştuğu dünyâ da, tıpkı bir gölge ve hayâl gibidir. Hiç gölge yakalanabilir mi? Bu elbette mümkün değildir. Aslâ yakalayamayacakları bir gölgenin peşinde koşan insanlar, bir gün kendilerine ecel eriştiğinde, ömürlerini boşa sarfettiklerini anlayıp büyük bir hüsrâna uğrarlar ama o gün artık pişmanlık hiç fayda vermez.
Hazret-i Mevlânâ, gözleri açık olan irfân sâhibleri hakkında da şöyle diyor :
Onlar, Hakk'a ibâdet ve tâ'at sürmesini gözlerine çekdikleri için, ormandaki davulun sesine hiç aldırmazlar ve ölümsüz avı avlamaya bakarlar ve hep onu ararlar.