İnsanın kanaatkâr olması gerekir. Yoksa bütün dünya insanın olsa, yine de doymaz. Çünkü Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"İnsanoğlunun bir vadi dolu altını olsa, ikincisi de olsun diye temenni eder. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doldurur." (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Onun için insan, nefsinin kanaatkâr olması için çalışmalıdır. Yoksa insan, mal ile zengin olmayı yine isteyecek ve bu sefer hırs meydana gelecektir. İnsan, hırs ile malın peşinden koşarken, bir gün Azrail aleyhisselam onun göğsüne oturup ruhunu alacaktır. İnsanın dünyaya bu şekildeki muhabbeti çok tehlikelidir.
Allah-u Zülcelal'e ibadet, insan için ne büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelal’e ibadetten geri kalmayalım. Özellikle namaz, insan için çok büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelal, namaz kılan insan için kendi kapısını açmıştır. Namaz ile O'ndan ihtiyaçlarımızı istiyoruz. O da ihtiyaçlarımızı yerine getiriyor. Çünkü namaz öyle bir nimettir ki, onunla insanların günahları af ve mağfiret oluyor.
Ebu Zer radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: "Hz. Peygamber (sav) yaprakların döküldüğü bir kış mevsiminde dışarı çıktı, ağacın birinden bir dal kopardı, bu daldaki yapraklar dökülmeye başlayınca:
- Ey Ebu Zer! Dedi. Ben de:
- Buyur, ya Resulallah! Dedim. Şöyle buyurdu:
- Mümin bir kul, Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle namaz kıldığı zaman, günahları bu ağaçtaki yaprakların döküldüğü gibi dökülür." (Ahmed bin Hanbel)
Onun için namaz ve diğer ibadetlerden geri kalmayalım. Görüyoruz; bu ahir zamanda günahlar bir deniz gibi dalgalandığı için illaki bir hata ve günah işliyoruz. Eğer bize sevap kazandıracak bir hayır yapmazsak, o günahlar gitgide çoğalacaktır. Fakat sevap kazandıracak hayır işlerde bulunursak, Allah-u Zülcelâl o günahlarımızı affedecektir.
Allah-u Zülcelâl çok merhamet sahibidir. Bakın ayet-i kerimede ne buyuruyor: "Allah, kullarını selam yurduna (cennete) çağırır..." (Yunus; 25)
İşte, Allah-u Zülcelâl kullarını cennete çağırıyor. Cennet selamet yurdu, tehlikelerden uzak kurtuluş yeridir. Allah-u Zülcelâl bizleri cehennem ateşinden muhafaza etmek için oraya çağırıyor.
İşte herkes kendi kendine: "Acaba kalbimde Allah rızası için bir istek var mı? Yoksa dünya keyif ve sefasına mı meraklıyım?" diye düşünmelidir. Kendimizi kurtarmak için ister Allah-u Zülcelal'in korkusundan, ister cehennem azabından kurtulmak için ister cennete girmek için isterse Allah'ın rızası için ibadet yapalım.
Bunların hepsi Allah-u Zülcelal'in yanında makbuldür. Fakat hepsinden daha ziyade, O'nun rızası için ibadet yapmak; cennete girmek veyahut cehennemden kurtulmak için ibadet yapmaktan daha makbuldür. Fakat nihayetinde, bunların herhangi biri için de olsa, ibadet yapmamız gerekir.
Bu ahir zamanda kendimizi temizlemek için ibadet yapalım. Çünkü ibadet, Allah-u Zülcelâl’e karşı işlenen günahları temizler. Allah-u Zülcelâl o ibadet dolayısı ile kendisine karşı yapılan günahları affeder.
Allah-u Zülcelâl kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin, âmin.
"İnsanoğlunun bir vadi dolu altını olsa, ikincisi de olsun diye temenni eder. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doldurur." (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Onun için insan, nefsinin kanaatkâr olması için çalışmalıdır. Yoksa insan, mal ile zengin olmayı yine isteyecek ve bu sefer hırs meydana gelecektir. İnsan, hırs ile malın peşinden koşarken, bir gün Azrail aleyhisselam onun göğsüne oturup ruhunu alacaktır. İnsanın dünyaya bu şekildeki muhabbeti çok tehlikelidir.
Allah-u Zülcelal'e ibadet, insan için ne büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelal’e ibadetten geri kalmayalım. Özellikle namaz, insan için çok büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelal, namaz kılan insan için kendi kapısını açmıştır. Namaz ile O'ndan ihtiyaçlarımızı istiyoruz. O da ihtiyaçlarımızı yerine getiriyor. Çünkü namaz öyle bir nimettir ki, onunla insanların günahları af ve mağfiret oluyor.
Ebu Zer radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: "Hz. Peygamber (sav) yaprakların döküldüğü bir kış mevsiminde dışarı çıktı, ağacın birinden bir dal kopardı, bu daldaki yapraklar dökülmeye başlayınca:
- Ey Ebu Zer! Dedi. Ben de:
- Buyur, ya Resulallah! Dedim. Şöyle buyurdu:
- Mümin bir kul, Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle namaz kıldığı zaman, günahları bu ağaçtaki yaprakların döküldüğü gibi dökülür." (Ahmed bin Hanbel)
Onun için namaz ve diğer ibadetlerden geri kalmayalım. Görüyoruz; bu ahir zamanda günahlar bir deniz gibi dalgalandığı için illaki bir hata ve günah işliyoruz. Eğer bize sevap kazandıracak bir hayır yapmazsak, o günahlar gitgide çoğalacaktır. Fakat sevap kazandıracak hayır işlerde bulunursak, Allah-u Zülcelâl o günahlarımızı affedecektir.
Allah-u Zülcelâl çok merhamet sahibidir. Bakın ayet-i kerimede ne buyuruyor: "Allah, kullarını selam yurduna (cennete) çağırır..." (Yunus; 25)
İşte, Allah-u Zülcelâl kullarını cennete çağırıyor. Cennet selamet yurdu, tehlikelerden uzak kurtuluş yeridir. Allah-u Zülcelâl bizleri cehennem ateşinden muhafaza etmek için oraya çağırıyor.
İşte herkes kendi kendine: "Acaba kalbimde Allah rızası için bir istek var mı? Yoksa dünya keyif ve sefasına mı meraklıyım?" diye düşünmelidir. Kendimizi kurtarmak için ister Allah-u Zülcelal'in korkusundan, ister cehennem azabından kurtulmak için ister cennete girmek için isterse Allah'ın rızası için ibadet yapalım.
Bunların hepsi Allah-u Zülcelal'in yanında makbuldür. Fakat hepsinden daha ziyade, O'nun rızası için ibadet yapmak; cennete girmek veyahut cehennemden kurtulmak için ibadet yapmaktan daha makbuldür. Fakat nihayetinde, bunların herhangi biri için de olsa, ibadet yapmamız gerekir.
Bu ahir zamanda kendimizi temizlemek için ibadet yapalım. Çünkü ibadet, Allah-u Zülcelâl’e karşı işlenen günahları temizler. Allah-u Zülcelâl o ibadet dolayısı ile kendisine karşı yapılan günahları affeder.
Allah-u Zülcelâl kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin, âmin.
Son düzenleme: