Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Cabir_

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
19 Mar 2007
Mesajlar
16
Aldığı Beğeniler
0
Ebu Hüreyre Tedlis yapardı:

Tedlis: Ravinin görmediği, dinlemediği, çağdaşı olmasına rağmen hiç karşılaşmadığı birinin adını kullanarak, ondan duymuş gibi hadis rivâyet edilmesidir. Hadis ilminde bunun bir çok türü incelenir. Neticede hepsi mutlak surette kötülenmiştir. Konunun uzmanlarından Şube, Zina yapmam benim için Tedlis yapmamdan daha iyidir., Tedlis yalanın kardeşidir. derdi. Tüm hadis kitaplarında Ebu Hüreyrenin tedlis yaptığı belirtilir. Ayrıca Rasülüllahtan duyduğu ile Kabdan duyduğunu birbirine karıştıran birisidir diye tanınır. Ebu Hüreyre itham edilen ilk ravi olma özelliğne sahiptir. Hz. Aişe, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali Ebu Hüreyreyi yalancılıkla itham etmişlerdir. Bu hususla ilgili Mustafa Sadık Er Rafiî tarafından Ebu Hüreyre hakkında müstekıl bir kitap yazılmış, yalan rivâyetleri tek tek sayılıp, hepsinin analizi yapılmıştır.
Hz. Aişe, duyduğu Ebu Hüreyrenin bir yalanıyla ilgili haber yollamış, yalan söylememesini ihtar etmiştir. Buna karşı Ebu Hüreyre,  Ayşe, elinde ayna - tarak, ayna karşısında süslenirken ben Rasülüllah ile beraberdim. Ondan hadis öğreniyordum. diyerek kendini küstahça savunmaya çalışmıştır. Hz. Aişe işin üstüne gidince Ben onu Rasülüllahtan değil, el Fazl b. el Abbastan duymuştum. demiştir. O günlerde ise el Fazl hayatta değildi. ( Hakikatler böyle olmasına rağmen, maalesef, bir çok yerde Hz. Aişenin Ebu Hüreyreyi övdüğü yazılmıştır.

Hz. Ali Ebu Hüreyre için,  Dikkat edin, o insanların en yalancısıdır. derdi. Zübeyr RA. onun rivâyetlerini duyunca doğru söylemiş veya yalan söylemiş derdi. Ebu Hüreyrenin yalan rivâyetlerinin dökümü burada mümkün değil. İmam Ebu Yusufun şu anlatımıyla bu meseleyi bağlayalım:

Ebu Hanifeye şöyle dedim: Bize Rasülüllahın hadisi geliyor ve kıyasımızla çelişiyor. Bunu ne yaparız? Dedi ki:  Eğer o hadisi sika raviler aktarmışsa onu alır, reyi terk ederiz. Dedim ki: Ebu Bekr ve Ömer Raların rivâyeti hakkında ne dersin? Dedi ki: O ikisinden iyisini nereden bulacaksın! Dedim ki: Peki Ali ve Osman? Dedi ki: Aynı şekilde. Bütün sahabeyi saymaya başladığımı görünce şöyle dedi: Bazı adamların dışında sahabenin tümü âdildir. İstisnalardan olarak, Ebu Hüreyre ve Enes b. Maliki zikretti.
İbrahim en Nehaî, es Sevrî, Ebu Şâme, Ebu Cafer el İskafî, İbn-ül Esir, Âmidi Ebu Hüreyre rivâyetlerinin red edilmesi hususunda ittifak etmişlerdir.

Ebu Hüreyre ile büyük kâhin, haham Kab-ül Ahbar ilişkisi:

Hadis bilginleri, hadis kitaplarında Sahabenin Tabiundan Rivâyeti veya  Büyüklerin Küçüklerden Nakli başlığı altında özel bir konuyu işlerler. Ve bu Babda Ebu Hüreyre, Muaviye, Enes ve daha bir çoklarının kâhin Kab-ül Ahbardan bir çok rivâyette bulunduklarını açıklamışlardır. Bu rivâyetçilerin içinde Ebu Hüreyre, Kabdan en fazla etkilenen kişiydi. Kab ince zekasıyla onu uyutmuş, Yahudi hurâfe ve kültürünü, Tevrat cümlelerini, Yahudi mişnâlarını ona yutturmuştur. Ebu Hüreyrenin biyografisini yazanlardan ez- Zehebî şunu rivâyet eder: Kab Ebu Hüreyre hakkında şöyle dermiş: Okumadığı halde Tevratın muhtevasını Ebu Hüreyre kadar iyi bilen birini daha görmedim. Ebu Hüreyre okur yazar değildi. Arapça metinleri de okuyamazdı. Peki İbranice olan Tevratı tüm mutevâsıyla nasıl bilebilmekteydi!!! Ebu Hüreyre rivâyetleri incelenince, rivâyetlerin İbranî, İsraîl kökenli hurâfeler olduğu görülür. Ki bunları Kab ona empoze edip ona söyletmiştir. Hadislerde İsrâiliyât adı altındaki incelemelerde hepsini görebilirsiniz, bulabilirsiniz.

Ebu Hüreyre ve Emeviler:

Bundan evvelki açıklamalarımızda, Ebu Hüreyrenin Peygamber efendimizin yanında karnını doyurabilmek amacıyla bulunduğunu kendi ifadeleri doğrultusunda zikretmiştik. Rasülüllah, Ebu Bekr ve Ömer dönemlerinden sonra Müslümanlar arasında Emevi-Abbasi sürtüşmeleri dediğimiz gruplaşma günleri yaşandı. O dönemde Ebu Hüreyre tam kendine uygun gruba; Muâviye grubuna yanaştı. Eski aç, çıplak, fakir Ebu Hüreyre burada ipek, atlas urbalara, maziralara, köşklere kavuşturuldu. Lord oldu, baron oldu. Hatta hatta Bisr b. Artae tarafından Medine-i Münevvereye vâli bile yapıldı. Mervan b. Hakem de ara sıra Medineye niyabeten vali olarak bırakırdı Ebu Hüreyreyi. Kendisine geniş geniş araziler verildi. El Atikte bir köşk inşa edilip kendisine teslim edildi. Dahası da var: Yoksul günlerinde yanlarında karın tokluğuna hizmet ettiği Atabe b. Gazvanın kızı Büsre bnt. Gazvan ile evlendirildi. Bu evliliği ile ilgili çok seviyesiz, çok terbiyesiz laflar etmiştir. Ki ne insanlığa sığar ne Müslümanlığa. Teferrüat İbn-i Sadda mevcuttur. Dileyen araştırsın.

Peki bütün bu nimetlere Ebu Hüreyre nasıl sahip oldu?

Ebu Hüreyrenin tek sermayesi, Hz. Ali ve taraftarlarını kötüleyen, eleştiren, Muaviye ve taraftarlarını öven hadisler söylemesidir. Hz. Osman bile onun rivâyetleri karşılığı onbin dirhem ödülle ödüllendirdi. Şöyle ki:

Hz. Osmanın kuşatma altındaki evine gitmiş Hz. Osman ile görüşmeye izin istedi. Kendisine izin verilince şöyle dedi: Allah Rasülünü şöyle derken duydum.  Siz benden sonra fitne ve ayrılıkla karşılaşacaksınız. Orada bulunanlardan biri: Bize kimi tavsiye edersin ey Allahın Rasülü! dedi. O zaman Rasülüllah şöyle dedi: -Osmana işaret ederek- Size emin kişiyi ve arkadaşlarını tavsiye ederim.

Hz. Osman Kurân nüshalarını çoğalttırdığı zaman Ebu Hüreyre Ona varıp şöyle dedi: Doğru yaptın ve başardın. Şahit olurum ki, Rasülüllahı şöyle derken duydum: Ümmetimden beni ençok sevenler, benden sonra gelip beni görmedikleri halde iman eden ve asılı kağıttakilerle amel edenlerdir... Çok geçmeden mushafları teksir ettiğini gördüm.

İşte bu rivayetler Hz. Osmanın çok hoşuna gitmiş ve Ebu Hüreyreye onbin dirhem verilmesini emretmiştir.

Bunlar, Ebu Hüreyrenin nasıl bir idare-i maslahatçı olduğunu gösterir.

Muaviye ile ilgili rivayetleri:
Allah Rasülü Muaviyeye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennette beni bununla karşıla!

Allah vahyini üç kişiye emanet etti. Ben, Cebrail ve Muâviye.

Eminler üçtür: Cebrail, Ben ve Muaviye.

Sürekli olarak, toplumda Muaviyeye destek verip, halkı, Emevi vâlilerine istedikleri zekat ve sadakayı vermeye teşvik ederdi. Onlara küfretmekten, onları kötülemekten sakındırırdı.

Ebu Cafer el İskafî, Ameş Ebu Hüreyrenin Hz. Ali aleyhinde uydurduğu bir çok hadisi zikreder. Bunlardan,

 Rasülüllah buyurdu ki: Her nebinin bir haremi vardır. Benim haremim Ayr ve Sevr dağları hudunca Medinedir. Kim burada bir kötülük yaparsa Allahın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Ve ben Allahı şahit tutarım ki, Ali orada kötülük yapmıştır. rivâyeti Muaviyeye aktarılınca, kendisini mükafatlandırmış ve tazimde bulunarak Medine emirliğini ona vermiştir.
Görüldüğü üzere Ebu Hüreyre artık eski ashab-ı suffeden biri olan Ebu Hüreyre değildir. O lorddur, barondur.

Ebu Hüreyrenin Kabül Ahbar tesirli İsrâiliyâta ait rivâyetleri ve Emevi dalkavukluğu içeren rivâyetleri toplandığında ciltlerle kitaplar oluşur.

Evet değerli kardeşim:

İşte Ebu Hüreyre bu kişidir. O sahabenin avamından birisidir. Ne Mühacirdir, ne Ensardan biridir ne de bu muhteremlere ihsan ile ( iyi düşünüp iyi davranmakla) uyan birisidir. Şimdiye kadar bize davulun sesi uzaktan hep hoş gelmiştir. O, Müslümanlara zarar vermiş, yüce dinimizin içerisine hurâfelerin girmesine vesile olmuş birisidir. İnşâallah tevbe etmiştir. Dileriz Rabbimiz tevbesini kabul eder.

Bu özellikleri dikkate alındığında Ebu Hüreyreyi Enfal suresinin 103. âyeti ve de diğer Sahabe-i Kiramı öven âyetler (Hadid suresi 10. Fetih suresi 18, Ali Imran 110) kapsamında almak hem yanlış olur, hem dürüst sahabeye haksızlık olur. Bize de yakışmaz. Siz Tevbe suresinin tamamını okuyunuz Orada Peygamber fendimizin çevresine çöreklenmiş Münafıklardan bahsedilir. Onlar deşifre edilmez; sen onları bilmezsin biz biliriz. buyurur Rabbimiz. Kimdir onlar, bilir misiniz? Onlar, bizlerin Sahabe-i Kiram efendilerimiz ve radıyallahü anhüm dediklerimizden bazılarıdır. Uyumayalım! ( Bize ilettiğin âyet meallerde birçok eksik ve yanlış vardır. Ama onlar sizin kusurunuz değil. Ben onlara değinmeyeceğim. O kitapların dışında, herhangi bir meal ve tefsirden doğrusunu araştırınız.)

Hadis diye ilettiğiniz ifadelerin ısmarlama olduğunu, uydurma olduğunu izah etmeme gerek yok sanırım. Onların hiçbirisi sahih kitaplarda yoktur. Onlar, birilerini korumak amacıyla uydurtulmuş şeylerdir. Kime kalkan olacağını ise siz ifadelerinizin içinde yapıvermişiniz zaten. (Fetih suresinin 29. âyeti meâli sonrasında) O hadisleri peygamberimiz kimlere demiş. Arkadaşlarına demiş olamaz. Onların hepsi geleceğe yazılmış mektuplar gibi. O dönemlerde bu tip rivayetlerin uydurulması ve uydurtulması Müslümanların lanetine uğramış Ümeyyeoğullarının kendilerine duyulan lanet ve nefreti bertaraf edebilmek için başvurdukları sinsi bir yöntem idi. Birilerinin avukatlığına soyunmanın hiç gereği yok. Biz dinimize sahip çıkalım. Dine zarar verenlere değil. Kesinlikle kişileri dinimizden daha değerli bir konuma getirmeyelim.

Alıntıladığınız kitaplar bizde de mevcuttur. İşaret ediverseniz yeterdi. Hem biz de daha geniş, daha çok uydurma rivâyet kolleksiyonu durumunda olanları da var. Her yazılanı doğru sanmayınız! Bizim ifadelerimize gösterdiğiniz refleksi her okuduğunuz kitaba ve her duyduğunuza karşı da gösteriniz. İyi dikkat ediniz. Rasülüllah Sa.in yüzyirmibin civarında sahabesi vardı. Hangisine uyarsak doğru yolu bulacaksak, söyle hangisine uyalım. Yüzyirmibin mezhep, tarikat ve cemaat mi olalım. Oysa cemaatlerin her biri diğerini tekfir ediyor. Tefrikaya düşmenin nelere mal olduğunu İslam tarihinden tekrar tekrar gözden geçiriniz. Uyacaksak, yalancıya uyacağımıza, yalanla mücadele edenine uysak daha iyi olmaz mı? Yüzyirmibin kişiye uyup perişan olacağımıza birlik olup top yekün Allahın ipine sarılıversek ne kaybederiz!
Sayın Çalış! Çok rivâyet sahibi olmak insana üstünlük getirmez. İstersen üstünlüğü tartışılmaz mübarek sahabelerden gelen rivâyetlerin sayısına bir göz atalım:

Hz. Ebu Bekr: Toplam 142 rivâyet. Buhârî bunların sadece 22 sini eserine almıştır.

Hz. Ömer: (İbn-i Hazmın tespitlerine göre) elli civarında rivâyet.

Hz. Osman: Buhârîde dokuz, Müslimde beş rivâyet.

Hz. Ali: (Süyutîye göre) elli sekiz. (İbn-i Hazma göre) elli kadar. Buhârî ve Müslimde bunların yirmi kadarı yer alır.

Hz. Zübeyr: Buhârîde dokuz, Müslimde bir rivayet.

Hz. Talha: Buharîde dört rivayet.

Hz. Ubeyd b. Kab: Buhârîde sekiz rivayet.

Hz. Selman-ı Farisi Buhârîde dört, Müslimde üç rivayet.

Bu kadar bilgi size yeter sanırım. Bizim gayemiz ona buna özellikle de muhatabımız olmayan yıllar evvel bu dünyadan ayrılmış, işi artık Allaha kalmış kişilere sataşmak değildir. Amacımız dinimize - diyanetimize sahip olmaktır. Bulaşmış tozları temizlemek, altını, elması değerine eski değerine ulaştırmaktır. Bu vesile ile size, Sahabe-i Kiramdan Ebu Zer Hazretlerini tanımanızı tavsiye ederim. Tanıyın ki, geceyle gündüzün farkını görün.
Bu açıklamalarımızla tatmin olacağınızı umarım. Yukarıda belirttiğim gibi konuyu çevrenizdeki din ve ilim erbabıyla da müzakere ediniz. Safsata kitaplara bağlanıp kalmayınız.
 
Üst Alt