Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Vukuf-i Kalbi

ڪےàؤôمà Кàﺸڗễ۳
 
Üyelik Tarihi
11 Şub 2008
Mesajlar
2,672
Aldığı Beğeniler
8
Konum
iskeLetLer diyarından
Takım
Fenerbahçe
" Edeb Ya Hû "

kemaliyemiz_vav.jpg

Euzübillahimineşşeytanirracim , Bismillahirrahmanirrahim…

Elhamdülillahi Rabbil Alemin vessalatü vessalamü ala rasülina muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ecmain...​

“Edeb” kelimesi dilimizde terbiye, güzel ahlak, iyi davranış, incelik, kibarlık gibi anlamlara gelmektedir. “Edeb” kelimesinin çoğulu ise adabtır. Bireysel ve sosyal bir erdem olarak ise dinimizde “ Adab-ı Muaşeret ” ismi ile yaygınlık kazanmıştır.


“Gözünü aç da Allah’ın kelamına baştan başa bir bak! Ayet ayet bütün Kur’an edeb taliminden ibarettir!“1 İslam dini edeb, ahlak, haya, iffet gibi değerlere son derece önem vermektedir. Müslümanların haftalık toplantısı olarak nitelendirilen Cuma namazı hutbesinin sonunda Allah (Celle Celâlühu) mü’minlere şu şekilde seslenmektedir; “Muhakkak ki Allah (Celle Celâlühu) adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; edebsizlik ve hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O (Celle Celâlühu) düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.“2 Eline Beline Diline sahip olan kimselere Allah (Celle Celâlühu) ayet-i kerimede şu şekilde müjdelemektedir; “ Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edebsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin affı bol olandır…”3 Mevlâ (Celle Celâlühu) öğüdünü tutmayan kimselere ise şu ayet-i celile ile cevap vermektedir; “İman edenler arasında kötülüğün, hayasızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler için dünyada da ahirette de elim bir azap vardır.“4 Kur’an-ı Kerim indirildiği toplumun değerlerini yüceltmeyi hedeflemiş, cahiliye insanlarına edeb ve terbiyeyi öğretmiştir. Peygamber Efendimize (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) nasıl hitap edileceği, evine nasıl girilip nasıl oturulacağı, çocukların anne babalarına karşı nasıl bir edeb ve hürmet içinde bulunması gerektiği ayet-i kerimelerle beyan edilmiştir. Bir sultanın veya yüksek mevki sahibi bir kimsenin yanında iken insan kendine ister istemez çeki düzen verecektir. Ehlullah da her an Allah’ın (Celle Celâlühu) huzurunda oldukları bilincini taşıdıklarından edebe son derece riayet ederler. Böylece edeb onların yaşamlarına hakim olur. Onlar her zaman ve her yerde Hakk’ın huzurunda olduklarını idrak eden gönül sultanlarıdır. “…Her nerede olursanız, Allah (Celle Celâlühu) sizinle beraberdir.“5 ayetinin manasını düşünerek Murakabe-i Maiyyet makamında olanlar emr-i İlahiyenin dışına çıkmazlar.

“Bütün insanların edebleri, velilerin edeblerine nisbeten deryadan bir katredir. Velilerin edebi Peygamberlerin edebine göre deryadan bir katredir. Peygamberlerin edebi ise Sevgili Peygamberimizin (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) edebine nisbeten deryadan bir katredir. “6 Yüce kitabımız Kur’an “ Allah alemlerin Rabbidir “ hitabı ile alemlerin bir terbiyecisi olduğunu ilan ediyor. Bir kuşun uçması ona öğretilen terbiyenin neticesidir. Terbiye olayı bir sanat, terbiye eden ise sanatkardır. Allah (Celle Celâlühu) ise “ Ben sizin Rabbinizim “ buyurarak kendisinin terbiyesi altına girmemizi emrediyor. Nitekim İki Cihan Güneşi (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) ; “ Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi ne güzel yaptı. “7 buyurarak bu hususu ifade etmiştir. Her konuda olduğu gibi güzel ahlak konusunda da örneğimiz “ Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. “8 buyuran ve “Üsve-i Hasene”9 olan Peygamber Efendimiz Hazretlerinden (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) başkası değildir. Peygamber olmadan önce, Kabe tamir ediliyor ve Allah Rasulü (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) de bu işte fiilen çalışıyordu. Amcası Hz Abbas (radıyallahu ahn) eteğini omzuna atmış ve taşın omzunu zedelemesine mani olmaya çalışmıştı. Allah Rasulü’nün (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) omzu ise iyice zedelenmişti. Hz Abbas kendi yaptığını Peygamber Efendimize (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) de tavsiye etti. Halbuki mahrem yerlerinden bir kısmı böyle yapınca açılacaktı. Bu tavsiyeye uyan Allah Rasulü (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) eteğini kaldırır kaldırmaz, birden gözüne melek göründü. Dehşetinden yere düştü. Bir daha da görülmesi uygun olmayan yerlerini hayatı boyunca açmadı. İşte O (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) işin başında böyle bir teminat altındaydı.10 Allah (Celle Celâlühu) “Hiç şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin “11 buyurarak bu hususu ifade etmektedir.


“Rasulallah’ın (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) hayası bakire kızların hayasından çoktu. “12 sözü de bizlere güzel ahlakın en güzel örneğinin Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) olduğunu adeta haykırmaktadır. İbni Ömer’den (radıyallahu ahn) rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve selem), utangaç kardeşine bu huyunu terketmesini söyleyen Medineli bir Müslümanın yanından geçerken ona: “Onu kendi haline bırak; zira hayâ imandandır”13 buyurdu. Başka bir rivayette ise Fahr-i Kainat (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) şöyle buyurmaktadır; “Hayâ ancak hayır kazandırır.”14 Ebu Hureyre’den (radıyallahu ahn) rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) şöyle buyurmaktadır: “İman yetmiş (veya altmış) kadar daldan ibarettir. Bunların en yükseği lâ ilâhe illallah demek, en aşağısı da insana zarar veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Utanmak da imanın dallarından biridir.”15 İman etmiş olmanın gerçeklerinden en aşağı derecede olanları sıralanan bu hadis-i şerif; utanmanın da imandan bir parça olduğunu belirterek İslam da imanla alakası olmayan hiçbir davranışın olmadığını ortaya koymaktadır. Muâz bin Cebel’e (radıyallahu ahn) Hz Peygamber’in son tavsiyesi “İnsanlar için ahlakını güzelleştir.”16 olmuştur. Peygamber Efendimizin zevcesi Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle dedi: “Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) iki şey arasında serbest bırakılınca, günah olmadığı müddetçe, bunun en kolayını alırdı. Şayet günah ise, insanların en fazla ondan uzaklaşanı olurdu. Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) kendi şahsı için kimseden intikam almamıştır. Ancak, Allah'ın mukaddes kıldığı şeyler çiğnenmişse, o zaman Allah için onların intikamım alırdı.”17 “Her dinin bir ahlakı vardır. İslam’ın ahlakı da hayadır.”18 Allah Rasulü’nün ahlakını en güzel şekilde Hz Aişe’nin şu sözleri özetlemektedir: “Onun ahlakı Kuran idi.”19


Tasavvufî yaşantının vazgeçilmez ögelerinden biri olan dergâhların kapılarını “Edeb Ya Hu!“ levhaları süslemektedir. “ Edeb Ya Hu ! “ bir dua, Hakk’’a yakarıştır. Tasavvuf yoluna giren salikte bulunması gereken en önemli vasıf edebten başka bir şey değildir. Öyle ki “ Edeb Ya Hu ! “ levhalarının dergahların girişine asılmasındaki hikmet de, edebin seyr-ü sülukun başında saklı olmasıdır.

Edeb bir tac imiş Nur-ü Hüda’dan
Giy o tacı emin ol her beladan…

Tasavvuf yolunda, bir sûfinin başkasına hafif sesle hitab etmesi; yerin de canı vardır düşüncesiyle, yerde gürültü yapmadan yürümesi; sessiz hayatın tefekkürü arttırmadaki olumlu rolüne bağlı olmak üzere, az konuşmak gibi pratik öğeler; günümüzde, hafif bir hızla seyreden trafikte araçların klakson ve motor gürültüsünün azalması; sadece duyabilecek kadar az bir sesle radyonun, televizyonun dinlenmesi; homurtu yüklü fabrikaların, insanların yoğun olarak yaşadığı yerlerden uzaklara kurulması şeklinde, yeniden yorumlanabilir.20

Edeb; ihsan makamına giden yolun adıdır. Edebi sürekli hale getirmek, kişinin ihsan makamına yükselmesi ile mümkündür. Kişinin kendisini devamlı olarak Hakk’ın huzurunda bilmesi ( murakabe halinde olması) durumunda hareketlerinde düzelmeler olacaktır. Mü’minin edeb ve ahlakının güzel olması, imanının da son derece kuvvet olduğunun bir göstergesidir. Edeb; maddi ve manevi belaları defeder. İbn-i Abbas (radıyallahu ahn); “Irzlarınızı muhafaza eden kale edebtir.“ buyurmak suretiyle edebin önemine dikkat çekmektedir. Tasavvuf yolunun büyükleri de; “Kişinin edebli olması tüm dünya servetinden daha hayırlıdır. “ demişlerdir.

Hz Ömer (radıyallahu ahn); “Edeb ilimden önce gelir.“ buyurmuştur. Çok heybetli olmasına rağmen Rasulallah’ın (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) yanında yavaş konuşurdu. “İlim edeb ile anlaşılır. Amel ilimle salah bulur. Amel ile matluba nail olur. Edeb hayır ve faziletlerin hepsidir.“21 Seleften bir zat oğluna ; “Yavrucuğum! Edebten bir konu öğrenmen, yetmiş ilim konusunu öğrenmenden bana daha güzel geliyor.“ demiştir. Ebu Zekeriya el-Anberf ise konu ile alakalı olarak şu tespitte bulunmuştur; “ Edeb olmadan ilim odunsuz ateş gibidir. “ Edeb öğrenilmeden ilim öğrenilmez. Üstadına edebi olmayan talebe ilimden nasibini alamaz. Allah’a ve kullarına karşı edebi olmayan kimsenin ilmine itibar edilmez.


Nitekim bu konuda “Edeble gelen lütufla gider.“ denilmiştir. Bir talebe kendisine ilim ve edeb öğreten ve hakiki alim olan hocasına edeb ve muhabbetle nazar edip bakınca Hakk yoluna girmiş olur. Evliyaullaha karşı edebsiz ve terbiyesiz davranışta bulunanlar ile onlara dil uzatıp düşmanlık edenler ise en kötü hal üzere ölürler.

İlim meclislerinde aradım kıldım taleb,
İlim geride kaldı illa edeb illa edeb…

“Velilerin sözleri ab-ı hayatla dolu, saf, dupduru bir ırmak gibidir. Fırsat elde iken ondan kana kana iç de gönlünde manevi çiçekler, güller açsın.“22 Enes bin Malik (radıyallahu ahn) ; “Amelde edeb onun kabulüne işarettir.“ demiştir. Allah dostları da bu konu ile alakalı ; “İbadet insanı cennete götürür, ibadette edeb ve tazim ise Allah’a götürür, Hakk’a yaklaştırır.“ Alime sormuşlar: “En iyi neyi bilirsin?“ Cevap vermiş: “Haddimi“ Edebin en faziletlisi de haddi aşmamaktır. Bu nedenle “Ulemanın yanında diline, evliyanın yanında kalbine, sofrada eline, misafirlikte gözüne sahip ol ! “ denilmiştir.

Edeb; İslam deryasına atabilmektir kendini
Fedakarlıktır aşktır edeb
Dost kalabilmektir Allah dostuyla,
Emanete sadakattır edeb…


Edeb; batıni ve zahiri olmak üzere iki kısımdır. Batıni edeb; kalbin temizlenmesi, zahiri edeb ise uzuvları kötülük yapmaktan ve günahlardan korumaktır. Gönül sultanları için ise edeb batınidir. Çünkü onlar çeşitli ilham, keşf ve sırlara aşinadırlar. Sıradan kimseler için ise edeb zahiridir. Çünkü Mevlamız (Celle Celâlühu) onlara batıni olan şeyleri gizlemiştir. Ehlullah edebin batınî yönü ile ele alırken, halk tabakası edebi zahiren algılar.

Ebu Nasr Tusi’ye göre edeb, şu üç maddede ele alınabilir;

* Söz üstadları ve sözde süs arayanların edebleridir ki, gönlün sesi ve soluğu olmaması itibarıyla ehl-i tasavvuf tarafından “ Kil-u kal “ sayılmıştır.

* İslamı, kalbi ve ruhi hayat seviyesinde temsil edenlerin edebi ki, nefsin riyazatla, duyguların muhabbetle yoğrulması ve kılı kırk yararcasına şer’i hudutlara riayetten ibaret olan şer’i edeb

* Sürekli muhasebe ve murakabe ile “ Tecelligah-ı İlahi “ olan kalbi pak tutanların edebidir ki, hayallerine bile, edebe muhalif halin hasıl olmaması olarak yorumlanmıştır.

“İman tevhidi gerektirir; tevhidi olmayanın imanı da yoktur. Tevhid; dini esasların hayata geçirilmesini gerektirir. Dini hayatı olmayanın tevhidi olduğu da söylenemez. Dinin hayata hakim olması edebi zaruri kılar. Zira nebiler katettikleri yolu edeble katettiler. Her biri Allah dergahının seçkini haline geldi."23


İstediğin insansa onu edeble donat
Edebdir insanı Hakk’a uçuran kanat…

Sufi geleneğinin en önemli konuları arasında yer alan edeb hakkında Abdullah b.Mübarek (radıyallahu ahn); “Edebi küçümseyip önem vermeyenler sünnetlerden mahrumiyetle cezalandırılır, sünneti küçümseyenler farzlardan fire vermeye başlar, farzları küçümseyenler ise marifetullahtan mahrum kalırlar.“ buyurmuştur. Cüneyd-i Bağdadi (Kuddise Sirrihu) ise aynı mevzuda ; “Kulluk edebe sarılmaktır.“ demiştir. Vuslat özlemi içinde olanlar için bu köprünün kurulması gerekir. Edebe muhalif davranmak ise köprüye dinamit koymak anlamına gelir. Bu durum ise kolay kolay kimsenin göze alabileceği bir şey değildir.

Edeb meleke haline geldiği zaman meyve verir. Meleke ise insanın bir parçası olmuş ondan ayrılmayanşey manasındadır. Nasıl ki insan nefes almadan yaşayamazsa, edebi meleke haline getiren mü’min de edebsizlikten dolayı yaşayamaz. Edeb sahibi kimse herkese karşı edeble davranır. Edepli insan başkasından zarar görebilir; fakat başkasına zarar vermez. “İyiliğe iyilik her kişinin işi, kötülüğe iyilik er kişinin işi “ diye boşuna denilmemiştir. Kadın, edebten daha güzel bir elbise giymemiştir. Erkek için de edebten daha değerli bir servet olamaz. Bir baba çocuklarına güzel ahlak ve terbiyeden daha güzel bir miras bırakamaz. Kur’anda geçen “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyunuz.“24 ayet-i kerimesi İbn-i Abbas (radıyallahu ahn) tarafından “ Kendinize ve ailenize edeb ve marifet öğretiniz. “ şeklinde tefsir edilmiştir.


Büyük veli Hucviri (Kuddise Sirrihu) der ki; “İnsanın bütün kaybı, her işin esası olan edebi kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu hep böyledir değişmez. Din ve dünya işlerinin hepsi edeble güzel olur. Edeb olmadan hiçbir güzel iş ortaya çıkmaz. Senin Allah’a yakınlığın, O’nun sana yakın olduğunu bilmekle anlarsın. Bunların hepsi Allah’a karşı edeb yolunda gitmekten başka bir şey değildir. Allah’a her nefeste yol vardır. Fakat unutmamak gerekir ki, her yolun başı edebtir. Senin edebinin artması Allah’a olan vuslatını gösterir. “25

“Sevgilim konuşunca hep güzelliklerden bahseder. Susunca da hep güzel şeyler yapar.“ diyen şair edebi ne güzel tarif etmiştir. Allah’a olan yakınlığı elde etmek için mutlak manada edeb gerekmektedir. Sufilerin marifetullahı elde etme çabası içinde en çok edebe dikkat ettikleri gözden kaçacak bir husus değildir. Marifetullah kul ile Allah arasındaki perdenin aralanmasıdır. Bir sultana yakın olmak aynı zamanda ateşe yakın olmak demektir. Çünkü sultanın huzurunda yapılacak en ufak bir edebe muhalif davranışın faturası çok ağırdır. Buna binaen “ Kamil manada edeb, peygamberler ve sıdıklarda olur.“ buyurulmuştur.


Adem olmaz adı asla edebsiz olanın
Edebtir çünkü farkı insan ile hayvanın…

Süfyan-ı Servi (Kuddise Sirrihu) şöyle buyurur; “Üç haslet vardır. Bunlara sahip olan mahrum kalmaz. “

* Güzel edeb sahibi olmak

* Edeb ehliyle oturmak

* Başkalarını incitmekten sakınmak

“Yetim anne-babadan mahrum olan kimse değildir. Asıl yetim edebten mahrum olan kimsedir. “

Yahya bin Muaz (Kuddise Sirrihu) şöyle buyurur; “Kim tam bir edeb ile edeblenirse, Allah’ın (Celle Celâlühu) sevdiği muhabbet ehli kimselerden olur. “

Abdullah bin Mübarek (Kuddise Sirrihu) edeb ile ilmi karşılaştırarak ; “Edebten az bir şeye dahi muhtacız. İlimden çok şeye muhtaç olmamız böyle değildir. “

Hızır (aleyhisselam) bir kimseye şöyle dua etmesi gerektiğini bildirmiştir; “Allahım! Sana kulluk yapmam hususunda bana güzel edeb ihsan eyle “ (Amin)

Ebussud b.Ebulaşair ehlullahın edebi hususunda şunları dile getirmiştir; “Allah’ın sevgili kulları yani veliler, vasıl olduklarına ancak edeble vasıl oldular. Yoksa ne çok amel, ne de başka bir şey ile…”

Zünnun-i Mısri (Kuddise Sirrihu) de konu ile alakalı “Ariflerin edebi, bütün edeblerin üstündedir. Zira ona öğreten marifettir. “ buyurarak Allah dostlarının birer edeb abidesi olduklarını beyan etmiştir.

Şimdi de İbrahim Dussuki Hazretlerine kulak verelim; “Veli kullar arasında bid’ate saplanan tek kişi görmek mümkün değildir. Onlar dini edebe, erkana riayet ederler. Ümmetlerin Efendisi’ni (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) izlerler. O’nun (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) edeb kaynağı ise Kur’andır.“


Sükutu bilmediğinden değil edebindendir
Gerçi söylemez ama neler bilir aşık…

Abdurrahman bin Kasım; “İmam Malik Hazretleri’nin tam 20 sene hizmetinde bulundum. Bu müd¬detin 18 senesini edep, 2 senesini de ilim öğrenmekle geçirdim. Keşke hepsini edep öğrenmekle geçirseydim." demiştir.

Bir gün yakınları, Bâyezid-i Bistami Hazretlerine; “Efendim, filan yerde büyük bir zat vardır. Fazilet ve keramet sahi¬bidir" dediler. Söyledikleri zat'ı pek çok meziyetlerle medhettiler. Bunun üzerine Bâyezid Hazretleri: “Madem öyledir, o halde o büyük zat'ı ziyaret etmemiz lazım gelir,” buyurdular. Bâyezid Hazretleri, kendine medhedilen zatla henüz tanışmadan önce, o zatın mescide doğru yürüdüğünü ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Görüşüp tanışmaktan vazgeçip derhal geriye döndü. Talebeleri merakla sebebini sorunca, onlara şöyle buyurdu: “Sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riayette zayıf birisine na¬sıl olur da fazilet sahibi denilir? Böyle birine nasıl keramet izafe edilip, Allah'ın evliyasından olduğu söylenir?”Evet, edep olmadan kemalât olmaz. Sünnet-i seniyye de bütünüyle edeptir.”

Ebu Said Abdullah, İbn-i Sakka ve Abdülkadir-i Geylani Hazretleri, genç yaşta, ilim öğrenmek için Bağdat'a gelmişlerdi. O sırada, Nizamiye Medresesi'nde, Yusuf Hemedani Hz.leri ders verir, halkı irşad ederlerdi. Bu üç genç, Yusuf Hemedani'yi ziyarete karar verdiler. İbn-i Sakka, “Hocaya öyle bir soru soracağım ki, cevabını veremeyecek,” dedi. Ebu Said Abdullah da: “Ben de müşkil bir soru soracağım, bakalım hoca tam cevap verebilecek mi?” dedi. Abdülkadir-i Geylani, küçük yaşına rağmen, büyük bir edep timsaliydi. Arkadaşlarına: “Allah korusun. Ben nasıl Hoca Efendi'yi imtihana kalkışırım? Sadece huzurunda bekler, onu görmekle şereflenir ve bereketlenirim,” dedi. Üç genç, nihayet, Yusuf Hemedani Hazretlerinin huzuruna çıkarlar. Yusuf Hemedani, önce İbn-i Sakka'ya dönüp: “Yazıklar olsun sana ey İbn-i Sakka! Demek bana cevabını veremeyeceğim bir sual soracaksın ha! Senin sormak istediğin sual şudur ve cevabı da şöyledir. Ben görüyorum ki, senden küfür kokusu geliyor...” buyurdu. Sonra, Ebu Said Abdullah'a döndü. “Sen de bana bir sual sorup, tam cevap verip veremeyeceğime bakacaksın ha! Senin sormaya niyet ettiğin sual şudur. Cevabı da şöyledir. Fakat sen de edebe riayet etmediğin için, ömrün hüzün ve sıkıntı içinde geçecek,” buyurdu. En sonunda Geylani Hazretlerine yönelerek: “Ey Abdülkadir! Edebinin güzelliği ile Allah-u Teâlâ'yı ve Resulünü razı ettin. Ben, senin Bağdat'ta irşad kürsüsünde oturup "Benim ayağım, bütün evliyanın boyunları üzerindedir" dediğini sanki görüyor gibiyim. Ve ben yine, senin yanındaki bütün evliyayı, senin büyüklüğün karşısında, boyunlarını sana eğmiş olduklarını seyreder gibiyim.” buyurdu. Aradan uzun yıllar geçti. Hakikaten Abdülkadir-i Geylani Hazretleri maneviyatta öyle ilerledi ki, evliyalar sultanı oldu. İbn-i Sakka ise, o hadiseden sonra şer'i ilimlerle meşgul oldu. Çok güzel konuşurdu. Şöhreti zamanın sultanına kadar ulaşınca, sultan onu Bizans'a elçi olarak gönderdi. Hıristiyanlar ona çok alâka gösterdiler. Bizans'ta gördüğü bu alâkaya ve dünya hayatının cazibesine aklanarak Hıristiyan oldu ve Hıristiyan olarak da öldü. Yusuf Hemedani Hazretlerinin, "Senden küfür kokusu geliyor" sözünün sırrı böylece tecelli etti. Ebu Said Abdullah ise, Şam'da çeşitli vazifeler aldı. Fakat hayatı, Yu¬suf Hemedani'nin dediği gibi hep sıkıntılar ve hüzünler içinde geçti.

Sehl b. Abdullah Tüsteri Hazretleri, bir gün bağdaş kurup oturmuş ve sırtını da duvara yaslamış bir halde, talebelerine: “Aklınıza geleni sorun, suallerinize cevap vereyim,” dedi. Onu bu durumda görenler, “Daha evvel siz, hiç böyle yapmazdınız, şimdi ne oldu?” diye sordular. Sehl şu cevabı verdi: “Üstadı hayatta olduğu müddetçe talebenin edebe riayet etmesi lâ¬zımdır.” Daha sonra, aynı gün, Sehl'in hocası Zünnûn-i Mısrî'nin vefat ettiği haberi geldi.

Muhammed bin Ebî Hamza'dan: “Bir gün bir buğday tarlası civarından geçtim. Bir yavrucak, o tarladaki başakları topluyor ve küfesine dolduruyordu. Bu hali görünce hemen: “Bırak oğlum! Halkın ekinini toplamaya ne hakkın var?” dedim. Bu söz üzerine çocuk bana döndü. “Burasının, halkın ekini olduğuna dair ispatın ne? Vallahi, burası babamızın ve dedemizin tarlasıdır. Ekin de bizimdir.” Çocuğun bu izahı beni çok utandırdı. İşin aslını öğrenmeden konuştuğum için, talebelerimin yanında rüsvay oldum. Sonra o çocuğa şöyle dedim: “Evladım, Allah seni mükâfatlandırsın. Tahkiksiz konuşmama hu¬susunda bana iyi bir edep dersi verdin.”

Ahmed Rıfai Hazretleri, bir gün yolda 2 çocuğa rastladı. Kavga ediyorlardı. Onları ayırdı ve içlerinden birine sordu: “Sen, kimin oğlusun?” Çocuk şu karşılığı verdi: “Sana lâzım olmayan şeyi ne edeceksin?”Ahmed Rıfai oradan ayrılıp gitti. Fakat hep çocuğun cümlesini tekrar ederek... Ve şöyle diyerek: “Oğlum, Allah sana hayırlar versin. Bana, büyük bir edep dersi verdin.”

Nasr bin Siyar diyor ki: “Her şey küçük olarak başlar ve büyür. Yalnız musibet bunun tersidir. O, başta büyükmüş gibi görülür, zamanla küçülür. Her şey çok olunca ucuzlar, yalnız edeb bunun tersidir. O çoğaldıkça kıymeti artar.”

Tasavvufu “ Edeb “ olarak tarif eden mutasavvıflar seyr-ü süluk sırasında ahlakın önemine dikkat çekmişlerdir. Zünnun-i Mısri (Kuddise Sirrihu); “Mürid; edebe göre hareket etme halinden ayrılacak olursa, geldiği yere gider.” buyurmuştur. Allah dostlarının beyanlarından anlaşıldığına göre edeb salik için vazgeçilmez bir unsurdur. Tasavvuf yoluna giren bir kimse için de en güzel örnek şüphesiz “ Alemlere rahmet “ Hz Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) ve onun örnek ashabıdır. Fahr-i Kainat Efendimizin (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) gökteki yıldızlara benzettiği ashab-ı, Peygamberimizi (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) görmeleri hasebiyle bizler için örnek alınması gereken kimselerin başında gelmektedirler. Nakşi yolunun başlangıcı olan Hz Ebubekir Efendimizin (radıyallahu ahn) edebi, Rasul-ü Ekrem’den gördüklerini uygulaması nedeniyle kamile ermiştir. Rabıta edebin zirve noktasıdır. Bu sebepten dolayı rabıtası kuvvetli olan Hz Ebubekir (r.a) Resulallaha (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) edebinden dolayı ayaklarını uzakmaktan haya etmiştir. Hz Aişe Validemiz (radıyallahu anha) Hz Ebubekir’in (radıyallahu ahn) kızı olması ile birlikte, Peygamberimizin zevcesi ve mü’minlerin annesi olması hasebiyle Hz Ebubekir (r.a) ona sürekli olarak “Anacığım!” diye hitap etmiştir. Hz Aişe (r.anha) validemizden rivayet edildiğine göre “ Haya abidesi “ Hz Osman Efendimiz (radıyallahu ahn) evinde iken kapısı kilitli dahi olsa sıcaktan bunaldığında banyo yapma ihtiyacı hissederse üzerindeki elbiseleri çıkarmaz suyu elbiselerin üzerinden dökerek serinlerdi.


Hz Osman Efendimiz (radıyallahu ahn) haya timsali olmasından dolayı Peygamberimizin (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) özel itinasına mazhar olmuştur. Hz Ebubekir ve Hz Ömer yanına girdiğinde normal oturuşunu değiştirmediği halde, Hz Osman (radıyallahu ahn) geldiğinde toparlandığını görenler, bunun sebebini sorduğunda şöyle buyurmuştur Hatemül Enbiya (Sallâllâhu Aleyhi ve selem); “ Meleklerin bile haya ettiği bir kimseden benim haya etmemem olmaz. “

Hakk dostun huzuruna edeble girilir
Kişinin güzelliği edebinden bellidir…

Tasavvuf yolcusu her an Hakk’ın huzurunda olduğunu bilecek ve ona göre davranacaktır. Yaratılan her şeye karşı, sufi edebi korumalıdır. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vermiş olduğu tasavvufi ahlak ve terbiye sayesinde bulunduğu odada Kur’an-ı Kerim bulunduğu için Osman Gazi ayaklarını uzatmaktan haya etmiş, sabaha kadar gözünü kırpmamıştır. Yavuz Sultan Selim askerleri ile Sina çölünde ilerlerken birdenbire atından iner. Can ciğer arkadaşı Hasan Can, Yavuz’a attan inmesinin sebebi hikmetini sorduğunda şu şekilde cevap verir; “Ya Hasan ! Fahr-i Kainat Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) önümüzde yürürken biz nasıl at üzerinde olabiliriz? “ Yahyalılı Ali Ramazan Dinç Hocaefendi’nin Medine’de evladlarına el öptürmemesinin nedeni de Resul-ü Ekrem (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) Efendimize olan edebindendir. Kutbu’l Aktab Mahmud Sami Ramazanoğlu (Kuddise Sirrihu) ayaklarını uzatmak şöyle dursun, bağdaş dahi kurmamıştır. Hazret (Kuddise Sirrihu) kapısında yemek bekleyen köpeğe dahi “Köpek “ demez, “Birisi yemek istiyor “ diyecek kadar yaratılanı sever. Hayatı boyunca hanımının odasına kapıyı çalmadan girmeyen Mahmud Sami Efendi (Kuddise Sirrihu) kıyamet alametlerini anlatırken; “ Birisi bina…” der ; fakat diğerini söylemeye edeb-i Muhammediyeleri müsaade etmez.

Gözlerimdeki yaşlar düşse gönül yeşerse
Sizin dualarınızla gönül murada erse
Büyüklerin lütfuyla nefis edebe erse
Ukbada kolay olur sadat himmet ederse…

İmam-ı Azam Hazretlerine sorarlar; “ Edebi kimden öğrendin ? “ diye, büyük İmam cevap verir; “Edebsizden…O ne yaptıysa tam tersini yaptım. “ Rivayet edildiğine gore bir gün İmam-ı Züfer abdest alıyordu. Bunun üzerine Ebu Hanife Hazretleri (rahmetullahi aleyh) geldi. İmam-ı Azam’ın talebesi İmam-ı Züfer ayağa kalkmadı. İmam-ı Azam’ın en gözde öğrencilerinden bir tanesi olmasına rağmen bu olaydan dolayı rivayetleri zayıf sayılmıştır. Yahyalılı Şeyh Mustafa Hulusi Efendi’nin yanından müridi Klavuz Hafız at üzerinde geçer. Bu saygısızlığının cezasını üç ay feyz-i İlahiden mahrum kalarak çeker. Doktor, İmam-ı Azama ayaklarını uzatmasını söyleyince ters istikamete doğru uzatır. Sebebi sorulduğunda ise; “Ayağımı uzatmamı emrettiğiniz tarafta Hocam Hammad Hazretlerinin evi vardı. “ buyurur. Bişr-i Hafi Hazretleri de Allah Resulü’nün (Sallâllâhu Aleyhi ve selem) dolaştığı çöl kumlarına ayakkabıları ile basmaktan haya etmiş kızgın kumların üzerinde yalınayak yürümüştür. Seriyy-i Sakati (Kuddise Sirrihu) ; “ Bir gece mihrapta ayağımı uzatınca bana şöyle nida olundu: “ Meliklerle böyle oturuyor musun? “ Bu hitaptan sonar ayağımı ne gece ne de gündüz uzattım buyurmuştur. Süfyan-ı Servi (Kuddise Sirrihu) mescide giderken bir defasına sol ayağı ile girince “ Ya Sevr niçin sağ ayağınla girmezsin? “ ikazını duyunca baygın düştü. Ayılınca yüzüne birkaç tokat vurup; “ Bir sünneti terk ettim diye adımı Sevr ( sığır ) koydular. Daha fazla edebsizlik edersem acaba ne derler? “ buyurmuştur. Nükte ile hikmeti birleştiren Sufi Hoca Nasreddin’in eşeğe ters binmesinin arkasında İslami bir edeb yatmaktadır. İslami edebi çok iyi bilen Nasreddin Hoca öğrencileri yolda kendisine soru sorarken onlara arkası dönük şekilde cevap vermemek için eşeğe ters biner ve öğrencilerin sorularına bu şekilde cevaplar verir. Görüldüğü gibi İslam dini her biri örnek teşkil eden edeb abideleri ile doludur.

Rabbimiz cümlemizi yolunda daim eylesin…

Velhamdülillahi Rabbil Alemin…

Evvela ve bizzat Hace-i Kainat Muhammed Mustafa Efendimizin (sav) , ehlinin ve ashabının , Peygamber Efendilerimiz ve Meşayih Kiram Hazaratının ruhları için,

El Fatiha…

Muhammed Es’âd Fakirullah

17 Aralık 2008 Çarşamba / ANKARA
_____

Dipnotlar:


1 Mevlâna Celaleddin-i Rumî
2 Nahl 90
3 Necm 32
4 Nur 19
5 Hadid 4
6 Letaifü’l-Minen, Abdülvehhab Şarani
7 Keşfü'l-hafâ, 1,70(174)
8 Muvatta', Hüsnü'1-hulk, 8
9 Ahzab 21
10 Sahih-i Müslim
11 Kalem 4
12 Buhârî, Menâkıb 23, Edeb 72, 77; Müslim, Fezâil 67. Ayrıca bk. İbni
Mâce, Zühd 17
13 Buhârî, Îmân 16, Edeb 77; Müslim, Îmân 57–59. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân
7; Nesâî, Îmân 27; İbni Mâce, Mukaddime 9, Zühd 17.
14 Buhârî, Edeb 77; Müslim, Îmân 60
15 Buhârî, Îmân 3; Müslim, Îmân 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 14;
Tirmizî, Birr 80; Nesâî, Îmân 16; İbni Mâce, Mukaddime 9.
16 Muvatta
17 Buharî, Menakıb, 61/23; Müslim, Fedail, 43/20, no:77
18 Şeybanî, 950
19 Müslim, Müsafirin: 139
20 tasavvufalemi.com
21 Avarif-ül Mearif, Sühreverdi
22 Mevlâna Celaleddin-i Rumî
23 Avarif-ül Mearif, Sühreverdi
24 Tahrim 6
25 El Hikemu’l -Ataiyye
 

Beste

Dert etme Duâ et..
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2009
Mesajlar
11,177
Aldığı Beğeniler
18,751
Konum
Sessiz
Takım
Galatasaray
Paylasiminiz icin Allah razi olsun insAllah Kardesim...

illa edeb illa edeb...
 
Üst Alt