Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Efendimiz (sas) her hâliyle insanlığa rehberdi

Peygamber Efendimizin davranışlarının ahlakî olarak dayandığı esaslar araştırıldığında bunların en başında; Onun engin alçakgönüllülüğü, yumuşak huyla muamelede bulunması, cömertliği, sabrı, merhamet ve şefkati gelir.
İnsanlığa yeni bir hayat modeli getiren Peygamberimiz, hayatın her alanında olduğu gibi, sosyal hayatı da yenileyen ve şekillendiren prensipler getirmiştir. Hz. Peygamber teklif edeceği her konuyu önce kendisi bizzat tatbik ettiği gibi, -aynı zamanda Allahın razı olduğu hayat tarzı olan- kendi hayat tarzına ulaşılması konusunda da toplumu eğitmeyi ihmal etmemiştir. Peygamberimizin ortaya koyduğu esaslar, insan ilişkilerinin daha bir önem kazandığı günümüzde, başta insanları idare etme konumunda olan kimseler olmak üzere, bütün insanlar için örnek olacak prensiplerdir. Bunlardan bazılarını -kaynaklarını vermeden, fakat zikredilen hemen her hadisin kütüb-i tisa diye meşhur olan dokuz hadis kitabında olduğunu belirterek- ele alalım:


Habîbullah* (sas) insana değer verirdi
(*) Allahın sevgilisi



İnsanlarla başarılı bir ilişki kurmanın temelinde muhatabı ciddiye alma ve ona değer verme vardır. Herkes, sevilmek ve sayılmak ister. Peygamberimiz insanlara çok değer verir, insanlarla iç içe yaşar, onlardan biri gibi hayatını devam ettirirdi. İnsanlarla karşılaştığı zaman ilk selam veren kendisi olurdu; tokalaşır, hal ve hatırını sorardı. Söylenenleri dikkatle dinler, muhatabı ayrılmadıkça yüzünü ondan çevirmezdi. Enes b. Mâlik, Peygamberimizin bu özelliğini şöyle ifade eder: Hz. Peygamber biriyle karşılaşıp konuşmaya başlayınca o zat yüzünü çevirmedikçe o kimseden yüzünü çevirmezdi. Biri ile karşılaşıp da elini tutunca, adam elini bırakmadıkça, elini çekmezdi. Ashabı ile otururken ayaklarını asla uzatmazdı.

Peygamberimiz, insana öncelikle insan olduğu için değer veriyordu. Bunun en güzel ve çarpıcı örneklerinden biri şudur: Bir gün Hz. Peygamber sahabeden bir grupla otururken yakınlarından bir cenaze geçmiş ve Peygamberimiz (sas) cenazeyi görünce ayağa kalkmıştı. Yanında bulunanlar, onun bir Müslüman cenazesi olmadığını, Yahudi cenazesi olduğunu söyleyerek, ayağa kalkmanız gerekmezdi demek istemişlerdi. Onların bu sözü üzerine Hz. Peygamber, Müslüman değilse insan da mı değil? cevabını vermişti. O, insana verdiği önemin bir göstergesi olarak, ölülerin arkasından olumsuz konuşulmasını ve kabirlerin üzerlerine oturulmasını yasaklamıştır.


Efendimiz (sas) insanların dertleriyle ilgilenirdi


Peygamberimiz (sas), ashabının dertleriyle ilgilenir, onlardan yakın ilgisini esirgemezdi. Peygamberimiz, genel meselelerin yanında detayları da ihmal etmemiş ve insanların en küçük dertleriyle bile ilgilenmiştir. Resûlullah, yardım ederken bile muhatabını rencide edecek, üzecek ve minnet altında bırakacak en küçük bir tavırda bulunmamıştır.

İnsanların işlerine özen göstermeyenleri ciddi bir şekilde uyaran Efendimiz şöyle buyurmuştur: Kim bir Müslümanın dünyadaki sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalmış birine kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir Müslümanın kusurunu gizlerse, Allah da onun dünya ve ahiretteki kusurlarını örter. Kul, din kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah da ona yardımcı olmaya devam eder.


* Peygamberimiz (sas) insanların en küçük dertleriyle bile ilgilenmiştir.
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Ufuk insan (sas) güler yüzlü idi



Gülümseme, tek kelimeyle sevgidir ve seninleyim demektir. Peygamber Efendimiz sürekli güler yüzlü idi. O, hiç kahkaha atıp gülmemişti. Abdullah b. Hâris, Resûlullahtan daha çok tebessüm eden/Onun kadar güleç yüzlü hiçbir kimseyi görmedim. diyerek bu hususu anlatır.

Cerir b. Abdullah da şöyle demiştir: Resûlullah (sas) Müslüman olduğum günden beri beni yanına girmekten men etmedi. Beni görüp yüzüme karşı tebessüm etmediği de olmadı.

Hz. Âişenin anlattığına göre, bir adam Hz. Peygamberle konuşmak istemişti. Adamın geldiğini uzaktan görünce, Kavminin en menfur adamı. buyurdu. Adam huzuruna gelip oturunca Resûlullah, iyi davranıp güler yüz gösterdi. Adam gidince Hz. Âişe bu tezadın sebebini sordu. Peygamberimiz, Ey Âişe! Benim kaba davrandığımı hiç gördün mü? Kıyamet günü, Allah nazarında en fena kişi, şer ve belasından korkarak kendinden insanların kaçtığı kimsedir. buyurdular. Kardeşinin yüzüne gülümsemenden ötürü sana sadaka sevabı verilir. İyiliğin hiçbir çeşidini sakın küçümseme. Hatta kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa. mübarek sözleri de Efendimize aittir.


Nebiler Serveri (sas) selamlaşmaya önem verirdi



İnsanlara ilgi göstermenin, onlara önem ve değer vermenin en kolay, en etkili yolu selam vermektir. Allah katında en makbul insan, karşılaşmada selama önce davranandır. buyurarak konuşmaya selamla başlamayı tavsiye eden Peygamberimiz karşılaştığı insanlara selam verirdi. Çocuklara ve kadınlara da selam vermiş, ehl-i kitaptan olan kimselerin de selamını almıştır. Selam, Allahın isimlerinden biridir. Onu yeryüzüne koymuştur. O halde onu aranızda yayınız. buyurarak selamın önemine dikkat çekmiş ve İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de olgun mümin olamazsınız. Size yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız. diyerek de selamlaşmanın toplum içerisindeki fertleri birbiriyle kaynaştırıp, merhamet, şefkat ve sevgi duygularını geliştireceğine işaret etmiştir.


Allah Resulü (sas) zengin fakir ayrımı yapmazdı


Peygamberimizin insanlarla münasebetlerinde dikkat çekici yönlerinden biri de kesinlikle zengin fakir ayrımı yapmamasıydı. Onun nazarında zengin-fakir, büyük-küçük, efendi-köle; herkes eşitti.

İslamın ilk yıllarında Peygamberimizin çevresinde genellikle genç ve fakir kimseler bulunuyordu. İki Cihan Serveri, etrafını alan bu ilk kadronun, bu fakir insanların bir gün cihan çapında bir inkılap yapacak kadro olduğunu daha işin başında biliyor ve attığı her adımı ona göre atıyordu. Nitekim bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: Fakirleri arayınız, onları görüp gözetiniz. Zira siz ancak fakirler sayesinde yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz. Sahabeden Ebû Zer, Peygamberimizin kendisine tavsiyelerini anlatırken, bunlardan birinin, yoksulları sevip onlara yakın olmak olduğunu söylemiştir.

Peygamberimiz, o dönemde toplumda yaygın olarak bulunan köle ve cariyelere kölem, cariyem diye hitap edilmemesini, delikanlım, gencim, oğlum gibi ifadelerle hitap edilmesini istemiştir. Yine dikkat çekici bir hadiste, Nice saçı başı dağınık, kapı kapı kovulan ve asla önemsenmeyen kimse vardır ki, (herhangi bir hususla ilgili) Allaha yemin etse, Allah onu yemininde yalancı çıkarmaz. buyurarak fakir bir dış görünüşün altında Allah katında değerli bir kalbin bulunabileceği hususunda uyarıda bulunmuş ve bizi dikkatli olmaya çağırmıştır. İnsanlar Âdemin oğullarıdır. Âdemi de Allah topraktan yaratmıştır. diyerek temelde insanlar arasında bir farkın olmadığını vurgulamıştır.


* Fakirleri arayınız, onları görüp gözetiniz. Zira siz ancak fakirler sayesinde yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz. (Hadis-i Şerif)


Fahr-i kâinat (sas) kimseyi incitmezdi



Peygamberimiz incelik, zarafet ve nezaket insanıydı. Onun çevresine rahatsızlık verecek bir tavır ve davranışı yoktu. O, insanların gönüllerini alır, onları nefret ettirmezdi. İnsanlara güler yüzlü davranır, güzel muamele ederdi. Kötü huylu, kaba dilli ve katı kalpli değildi. Kimseyle çekişmez, kötü söz söylemez, kimseyi ayıplamazdı. Cimrilikten uzaktı. Hoşlanmadığı şeyle ilgilenmezdi.

O, son derece edepliydi. Çünkü ilahi terbiyeye mazhar olmuştu. O, insanlık için en mükemmel örnektir. Bu, Onun gönderiliş gayesidir. Çünkü bizzat kendisi, Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim buyurmuştur. Kurân da, Şüphesiz ki sen yüce bir ahlak üzeresin. diyerek bu hususu teyit eder.

Hz. Âişe diyor ki: Bir gün Allah Rasûlü odama girdi, kıbleye döndü ve ellerini açarak şöyle dua etti: Allahım! Ben bir beşerim, şayet kullarından birini üzüp incitmişsem, beni bu yüzden cezalandırma.

Peygamberimize yakınlığıyla bilinen Enes b. Mâlik anlatıyor: Allah Rasûlüne on yıl hizmet ettim, bana hiç öf demedi. Yaptığım bir şey için bunu niye yaptın? yapmadığım bir şey için de bunu niye yapmadın? demedi. Çünkü O, yine Enes b. Mâlikin ifadesiyle, insanların en güzel ahlaklısı idi.

Peygamberimiz, ideal Müslümanı şöyle tarif etmiştir: Müslüman, dilinden ve elinden, diğer Müslümanların zarar görmediği (incinmediği) kimsedir.

Rasûlullah (sas) ayrıca, bir Müslümanı inciten/eziyet eden kimsenin kendisine eziyet etmiş olacağını, kendisine eziyet edenin de Allaha eziyet etmiş olacağını belirterek, Müslümanları incitmeme konusunda uyarmıştır.


Efendimiz (sas) vefalı idi


Vefakârlık, Resûl-i Ekrem Efendimizin en önde gelen özelliklerinden biriydi. Onun bu özelliği, ilk eşi ve çile yoldaşı Hz. Haticenin şahsında âdetâ billurlaşır. İşte bu sebeple Nebiyy-i Muhterem Efendimiz onu her fırsatta anar, hatırasını yâd ederdi.

Peygamberimizin Hz. Haticeye olan vefasını Hz. Âişeden nakledilen şu hadisten anlıyoruz. Hz. Âişe şöyle demiştir: Peygamber aleyhisselâmın hanımlarından hiçbirini Haticeyi kıskandığım kadar kıskanmadım. Üstelik onu (Resûl-i Ekremin yanında) hiç görmedim. Fakat Resûl-i Ekrem onu sık sık anardı. Bir koyun kesip etini parçaladığında, çoğu zaman Haticenin dostlarına gönderirdi. Bazen (dayanamayıp) Resûlullaha: Sanki dünyada Haticeden başka kadın kalmadı! derdim. Resûl-i Ekrem. O şöyle şöyleydi diye özelliklerini sayar ve Çocuklarım ondan oldu. derdi.

Peygamberimiz, sütannesine karşı da vefalı davranmıştır. Yıllar sonra, Mekke fethinden sonra, süt annesi Halime ziyarete gelince üstüne oturması için ridasını sermiş ve ona hürmet etmiştir. Sütkardeşi Abdullah gelince de ayağa kalkmış ve onu da elbisesinin üzerine oturtmuştur. Yine Hevazin esirleri arasında getirilen sütkardeşi Şeymaya da ikramda bulunmuş, onunla ilgilenmiş ve kavmine dönerken değişik hediyeler vererek uğurlamıştır.

Yine o, kendisine evlerini ve yurtların açan Ensarı her vesileyle sitayişle anar ve onlara hayır duada bulunurdu. Mekke fethedilince Resûlullahın Mekkede kalacağı endişesine kapılan Ensara, Hayatım da ölümüm de sizin yanınızda olacaktır. demiştir. Peygamberimizin vefasını gösteren bu sözler Medineli Müslümanların endişelerini gidermiş ve gönüllerini rahatlatmıştır.


Beyân Sultanı misafire ikram ederdi


İbn Sadın kaydettiği bir rivayete göre Ebû Hureyre, Resûlullah da aç kalıyordu. diye bahsedince Arec, bu açlığın nasıl olduğunu sorar. Ebû Hureyre de, gelip gidenin ve misafirin çok olmasından dolayı ve ondan hiç ayrılmayan bir grup insanların bulunmasından kaynaklandığını, ayrıca, Resûlullahın beraberinde ashabı ve ehl-i suffa olmadan hiç yemek yemediğini söyler.

Peygamberimiz, fakirlik ve sıkıntı çeken ashabına karşı her fırsatta ikramda bulunurdu. Peygamberimize Arabistanın her tarafından ziyaretçiler ve elçiler gelirdi. Peygamberimiz onlarla mutlaka ilgilenir ve eldeki mevcut imkanlarla onların ağırlanmasını temin ederdi.

Peygamberimiz Medineye gelen heyetlerin ağırlanması için bazı sahabîleri görevlendirmiş, onlar için yol azığı hazırlatmış ve hediyeler vermiştir.

Misafirlerini en iyi şekilde ağırlayan ve onlara ikramda bulunan Peygamberimiz, misafire ikram etmeye teşvik etmiş ve misafirini ağırlamayanda hayır olmadığını söylemiştir. Misafirin bulunduğu eve hayır, bıçağın devenin hörgücüne ulaşmasından daha çabuk ulaşır. buyurarak misafir olan evde hayır ve bereket olacağına işaret etmiştir.
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Çocukları çok severdi


Peygamberimiz, çocuklarını ve torunlarını öper, okşar ve çok severdi. Çocuklara karşı şefkat ve merhametle muamele ederdi. Bu anlayışın bütün Müslümanlar tarafından benimsenmesi ve hayat tarzı haline getirilmesi için de Küçüklerimize merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. buyurmuştur.

Peygamberimiz, Arap kadınlarının en hayırlılarının saliha Kureyş kadınları olduğunu belirtmiştir. Bunun gerekçesini de, Onlar çocuklarına karşı son derece şefkatli ve düşkündürler, kocalarının sahip olduğu şeyleri de en iyi şekilde korurlar. şeklinde ifade etmiştir. Peygamberimiz çocuklara karşı son derece şefkatli davranmış ve onlarla yakından ilgilenmiştir. Peygamberimizin bu konudaki uygulamaları, çocukların şahsiyet oluşumuna, topluma uyum sağlamalarına ve küçük yaştan itibaren eğitilmelerine de katkı sağlamaktadır. Modern psikolojinin önemle üzerinde durduğu konuların başında, insan şahsiyetinin çocuk yaştan itibaren oluştuğu gerçeğinin geldiği düşünülecek olursa, Peygamberimizin davranış tarzının önemi daha iyi anlaşılmaktadır.


Habib-i Ekrem (sas) hastaları ziyaret ederdi


Peygamberimiz hasta ziyaretine önem verirdi. Sahabe-i Kiramın büyük küçük hepsiyle ilgilenir, durumlarını sorar ve hasta olanları ziyaret ederdi. Hasta ziyaretinde kadın, erkek ve çocuk ayrımı yapmazdı.

Hz. Peygamber (sas) hastalandığı zaman torunu Ümameyi ziyaret etmiş ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Ağlamasını yadırgayan bir sahabîye de, Bu bir rahmettir ki, Allah onu kullarından dilediğinin kalbine koyar. Allah ancak kullarından merhametli olan kimselere merhamet eder. diye cevap vermiştir.

Peygamberimizin Müslümanların yanı sıra gayrimüslim hastaları da ziyaret ettiği olurdu. Kendisine hizmet eden bir Yahudi çocuğunu ziyaret etmiş, ondan Müslüman olmasını istemiş, çocuk da Müslüman olmuştur. Peygamberimiz, münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûlü de hastalandığı zaman ziyarete gitmiştir.

Peygamberimiz kendisi hastaları ziyaret ettiği gibi sahabîlere de hasta ziyaretini tavsiye etmiştir. Hasta ziyaretlerinde hastalara dua etmiş ve moral vermiştir. Ümmetine de hasta ziyaretlerinde moral vermeyi tavsiye etmiştir. Bunların yanı sıra hastalardan tedavi olmalarını istemiştir.


* Hastaları ziyaret eder, bunda çocuk kadın erkek ayrımı yapmazdı. O bu haliyle ashabına da hasta ziyareti yapmasını isterdi.


Kutlu Nebi (sas) hediyeleşirdi


Peygamberimiz, hediyeleşme üzerinde ısrarla durmuştur. Hediyeleşmenin sevgiyi artırdığına dikkat çeken Peygamberimiz (sas) hem hediye alır hem de karşılığında bir şeyler hediye ederdi. Hediyeleşmenin insanları nasıl birbirine yaklaştırıp sevdirdiğini anlatmak için de: Hediyeleşiniz; zira hediye, kalpteki kin ve nefreti yok eder. buyurmuştur. Verilen hediyenin küçük görülmemesini ve kabul edilmesini istemiştir.

Peygamberimiz, hediyeye mutlaka karşılık verilmesini tavsiye etmiştir: Kime bir hediye gelirse, karşılıkta bulunsun. Verecek bir şeyi olmazsa senâda bulunsun. Kim senâda bulunursa teşekkür etmiş olur. Kim de (senâ etmez) ketmederse nankörlük etmiş olur.

Peygamberimiz özellikle kendisine gelen heyetlere hediye vermeyi ihmal etmezdi. Bu tarz hediyelerin öneminden dolayı ölüm döşeğinde şu tavsiyede bulunmuştu: Size gelecek heyetlere, benim yaptığım şekilde hediye verin. Çünkü kendisi hediyeyle pek çok gönle girmiş ve hediyeyi İslamın anlatılması ve sevdirilmesinde önemli bir vesile olarak kullanmıştır.

Her konuda olduğu gibi insanlarla ilişkilerin nasıl olması gerektiği hususunda da en güzel örnek olan Efendimizden (sas), Onun sünnetinden, sözlerinden ve hayatından alınacak çok dersler vardır.
Sayı: 174
Bölüm: Hayatı
Muhabir: YUSUF ÖMEROĞLU

[/B][/B]
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
yüreğine sağlık çok güzel bir yazı..
RABBİM bizleri onun şefaatine nail olmayi nasip etsin.

bizleri onun ahlakını kendimize örnek alip,yaşayanlardan etsin..

seni seven senin gibi olmalı SULTANIM

MEVLAM bizleri S.A.V gerçek sevenlerden etsin..ve kevser havuzunun başında onunla olmayı nasip etsin..

MEVLAM bizleri ALLAH i ve RESULUNU herkesten ve herşeyden çok sevip imanın lezzetini tadanlardan etsin...AMİN
 
Üst Alt