İmanınızı Her Gün Tazeleyin
Avf b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Allah Resûlünün (s.a.v.) yanında dokuz ya da sekiz veya yedi kişi idik. Allah Resûlü (s.a.v.) bize şöyle buyurdu:
Allahın Resûlüne beyat etmez misiniz?![3]
Bu söz üzerine biz ellerimizi kendisine uzatarak:
Ey Allahın Resûlü, sana elbet daha önce beyat etmiştik! Şimdi hangi konuda beyat edeceğiz?! dedik. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
Bana, Allaha ibadet edip hiçbir şeyi Ona ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak, itaat etmek, (Kısık bir sesle) insanlardan hiçbir şey istememek üzere beyat ediniz.
(Avf dedi ki Ben daha sonra, o gün orada beyat eden topluluktan bazılarını gördüm. Binekleri üzerinde iken ellerinden kamçıları yere düşerdi de onu kendilerine vermelerini insanlardan istemezler; inip kendileri alırlardı.
Müslim
Hadis-i şerîfte konumuzla doğrudan ilgili olan bölüm, hadisin son kısmı, yâni: ...insanlardan hiçbir şey istememek... sözüdür. Bu sözün delili ise, hadisi rivayet eden Avf b. Malikin şu sözüdür: Ben daha sonra, o gün orada beyat eden topluluktan bazılarını gördüm. Binekleri üzerinde iken ellerinden kamçıları yere düşerdi de onu kendilerine vermelerini insanlardan istemezler; inip kendileri alırlardı.
Sevgili gençler...
Biz konuyu, Avf b. Malikin anlattığı biçimiyle hadis-i şerîfi ve ardından onun hadisin pratiği üzerine yaptığı yorumu aktararak bitirmeyeceğiz. Çünkü tam bir faydanın sağlanabilmesi ve emaneti gözetme görevinin yerine gelebilmesi için hadiste geçen peygamberî öğütlerin kısaca ve anlaşılır bir biçimde açıklanmasının zaruri olduğuna inanıyoruz.
Allah Resûlü (s.a.v.) kendisini dinleyen sahâbesine şöyle diyor:
Allahın Resûlüne beyat etmez misiniz?! İçlerinden biri şöyle cevap verdi:
Ey Allahın Resûlü, sana elbet beyat ederiz.
Sevgili gençler...
Sizden biriniz şunu sorabilir:
Daha önce beyat ettikleri halde Allah Resûlü (s.a.v.) sahâbesinden niçin tekrar beyat etmelerini istedi?
Bu soruyu şöyle cevaplayabiliriz:
Beyatın tekrarlanması, soru sormayı gerektirecek derecede yakışıksız ve tuhaf birşey değildir. Zira beyatın tekrarlanması, bir tür pekiştirmedir. Kaldı ki sahâbe, Allah Resûlüne (s.a.v.) Rıdvan Beyatı[4] örneğinde olduğu gibi pek çok kere beyat etmiştir. Cenâb-ı Allah Fetih Suresinde bu beyatı şöyle anlatır:
Muhakkak ki sana beyat edenler gerçekte ancak Allaha beyat etmektedirler. Allahın eli onların ellerinin üzerindedir.[5]
Beyatın tekrarındaki maksadın, pekiştirme olduğunun delillerinden biri de Allah Resûlünün (s.a.v.) devamla söylediği şu sözdür: ...Allaha ibadet edip hiçbir şeyi Ona ortak koşmamak...
Zira Allah Resûlü (s.a.v.) de çok iyi biliyordu ki sahâbe-i güzin, putlara ibadeti, atalardan miras olarak aldıkları câhiliye adet ve geleneklerini çoktan terketmişler ve gönüllerini Allaha teslim etmişlerdi.
Allah Resûlü (s.a.v.) pek çok hadis-i şerîfinde, ümmeti hakkında en çok küçük şirkten endişe ettiğini dile getirmişti.
Küçük şirk de nedir?!
Tam bir gizlilik, kolaylık ve yumuşaklık içinde şeytanca bir amaç ve hedefle gönül ve ruhlara sızma girişimidir.
Allah Resûlünün (s.a.v.) şirki ve onun insanın gönül ve vicdanına sızma girişimini anlatırken kulanıldığı ifadenin inceliğine bir bakınız! Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
Şirk, gecenin zifiri karanlığında simsiyah taş üzerinde yürüyen siyah karıncanın kımıldamasından daha gizlidir.
Sevgili gençler...
Bizler ve sizler, şirki tahrik edip kışkırtan faktörlerin, mahlukatın nefesleri yığın yığın, dizi dizi ortaya çıktığı bir çağda, bir zaman diliminde yaşıyoruz... Alıp verilen her nefesle birlikte bir fitne ve vesvese bizlere fısıldıyor. Her ayağa kalkışımızda İblisce bir çağrı ve şeytanın kışkırtması içimizde yankılanıyor.
Allah Resûlü (s.a.v.) sahâbesinin Allah inancını sürekli tazeleyerek diri tuttu. Aynı şekilde bizim ve sizin de her gün ve her an, bir olan Allaha imanımızı yenileyip pekiştirmemiz bizlerin ve sizlerin üzerine düşen bir görev ve sorumluluktur.
Avf b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Allah Resûlünün (s.a.v.) yanında dokuz ya da sekiz veya yedi kişi idik. Allah Resûlü (s.a.v.) bize şöyle buyurdu:
Allahın Resûlüne beyat etmez misiniz?![3]
Bu söz üzerine biz ellerimizi kendisine uzatarak:
Ey Allahın Resûlü, sana elbet daha önce beyat etmiştik! Şimdi hangi konuda beyat edeceğiz?! dedik. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
Bana, Allaha ibadet edip hiçbir şeyi Ona ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak, itaat etmek, (Kısık bir sesle) insanlardan hiçbir şey istememek üzere beyat ediniz.
(Avf dedi ki Ben daha sonra, o gün orada beyat eden topluluktan bazılarını gördüm. Binekleri üzerinde iken ellerinden kamçıları yere düşerdi de onu kendilerine vermelerini insanlardan istemezler; inip kendileri alırlardı.
Müslim
Hadis-i şerîfte konumuzla doğrudan ilgili olan bölüm, hadisin son kısmı, yâni: ...insanlardan hiçbir şey istememek... sözüdür. Bu sözün delili ise, hadisi rivayet eden Avf b. Malikin şu sözüdür: Ben daha sonra, o gün orada beyat eden topluluktan bazılarını gördüm. Binekleri üzerinde iken ellerinden kamçıları yere düşerdi de onu kendilerine vermelerini insanlardan istemezler; inip kendileri alırlardı.
Sevgili gençler...
Biz konuyu, Avf b. Malikin anlattığı biçimiyle hadis-i şerîfi ve ardından onun hadisin pratiği üzerine yaptığı yorumu aktararak bitirmeyeceğiz. Çünkü tam bir faydanın sağlanabilmesi ve emaneti gözetme görevinin yerine gelebilmesi için hadiste geçen peygamberî öğütlerin kısaca ve anlaşılır bir biçimde açıklanmasının zaruri olduğuna inanıyoruz.
Allah Resûlü (s.a.v.) kendisini dinleyen sahâbesine şöyle diyor:
Allahın Resûlüne beyat etmez misiniz?! İçlerinden biri şöyle cevap verdi:
Ey Allahın Resûlü, sana elbet beyat ederiz.
Sevgili gençler...
Sizden biriniz şunu sorabilir:
Daha önce beyat ettikleri halde Allah Resûlü (s.a.v.) sahâbesinden niçin tekrar beyat etmelerini istedi?
Bu soruyu şöyle cevaplayabiliriz:
Beyatın tekrarlanması, soru sormayı gerektirecek derecede yakışıksız ve tuhaf birşey değildir. Zira beyatın tekrarlanması, bir tür pekiştirmedir. Kaldı ki sahâbe, Allah Resûlüne (s.a.v.) Rıdvan Beyatı[4] örneğinde olduğu gibi pek çok kere beyat etmiştir. Cenâb-ı Allah Fetih Suresinde bu beyatı şöyle anlatır:
Muhakkak ki sana beyat edenler gerçekte ancak Allaha beyat etmektedirler. Allahın eli onların ellerinin üzerindedir.[5]
Beyatın tekrarındaki maksadın, pekiştirme olduğunun delillerinden biri de Allah Resûlünün (s.a.v.) devamla söylediği şu sözdür: ...Allaha ibadet edip hiçbir şeyi Ona ortak koşmamak...
Zira Allah Resûlü (s.a.v.) de çok iyi biliyordu ki sahâbe-i güzin, putlara ibadeti, atalardan miras olarak aldıkları câhiliye adet ve geleneklerini çoktan terketmişler ve gönüllerini Allaha teslim etmişlerdi.
Allah Resûlü (s.a.v.) pek çok hadis-i şerîfinde, ümmeti hakkında en çok küçük şirkten endişe ettiğini dile getirmişti.
Küçük şirk de nedir?!
Tam bir gizlilik, kolaylık ve yumuşaklık içinde şeytanca bir amaç ve hedefle gönül ve ruhlara sızma girişimidir.
Allah Resûlünün (s.a.v.) şirki ve onun insanın gönül ve vicdanına sızma girişimini anlatırken kulanıldığı ifadenin inceliğine bir bakınız! Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
Şirk, gecenin zifiri karanlığında simsiyah taş üzerinde yürüyen siyah karıncanın kımıldamasından daha gizlidir.
Sevgili gençler...
Bizler ve sizler, şirki tahrik edip kışkırtan faktörlerin, mahlukatın nefesleri yığın yığın, dizi dizi ortaya çıktığı bir çağda, bir zaman diliminde yaşıyoruz... Alıp verilen her nefesle birlikte bir fitne ve vesvese bizlere fısıldıyor. Her ayağa kalkışımızda İblisce bir çağrı ve şeytanın kışkırtması içimizde yankılanıyor.
Allah Resûlü (s.a.v.) sahâbesinin Allah inancını sürekli tazeleyerek diri tuttu. Aynı şekilde bizim ve sizin de her gün ve her an, bir olan Allaha imanımızı yenileyip pekiştirmemiz bizlerin ve sizlerin üzerine düşen bir görev ve sorumluluktur.