Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
EHL-İ KÜFRE BENZEMEKTEN SAKINMAK

Teşebbüh; taklid etmek, benzemek mânâlarına gelir. Bu benzeme, inanç ve îtikâdîesaslarda olacağı gibi, fikir, söz ve fiil de olabilir. Benzeme, küfre olursa, küfür; mâsiyete olursa, mâsiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir. (Avnul Mabud Şerh-i Süneni Ebi Davud 11/95)

Müsâmahayı esas alan İslâm dîni, başkasına benzeme ve bilhassa kâfirleri ve fâsıkları taklit etme husûsunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zinâ etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günah olmasına rağmen küfür sayılmazken, küfür alâmeti sayılan sözler ve fiillerde ve gerekse âdet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklid etmek, küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibâdeti dahi, güneşe tapanlara benzememek için, kerâhat vakitlerinde kılınmaz.

Cenâb-ı Hak Kurân-ı Kerîminde şöyle buyurur meâlen: Ey îmân edenler. Yahûd ile Nasârâyı yâr tutmayın. Onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları yar tanır, veli tutarsa, şübhe yok ki o da onlardandır. (Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık Hakka değil onlara ve hevâsına hizmet eder. Netîce îtibâriyle onlardan sayılır. Âhirette onlarla beraber haşrolunur...) (Mâide: 51 Elmalılı 3/1712)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ehl-i küfre teşebbühten tahzîr için: Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır. (Feyzül Kadir)

Diğer bir hadîs-i şeriflerinde; Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine râzı olursa, muhakkak ki o onlardandır. buyurmuşlardır. (Kenzül Ummal 9/10)

Naklolunduğuna göre Muâviye oğlu Hâris, Medîneye, Hz. Ömerin yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:

Şamda durum nasıl?

Allaha hamdolsun, iyi.

İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?

Hayır, ey müminlerin emîri.

Sizler, müşriklerle hemhâl olursanız, bunun netîcesinde, çok sürmez onlarla berâber yemek de yer, meşrûbât da içersiniz. Onlarla-oturup kalkmadığınız müddetçe dâimâ hayır içinde olursunuz. (Hayatüssahabe 3/259)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
EHL-İ SÜNNET VE CEMÂAT İTİKÂDINA SÂHİP OLMAK


İslâmın hükümleri ikiye ayrılır: 1- İtikat ve İnanç esasları ile alâkalı hükümler; 2- Amel ve ibadete tealluk eden hükümler.

Ve işte böylece sana emrimizden olan bir rûh vahyettik. Sen kitap nedir, imân nedir, bilmiyordun ve lâkin biz onu bir nûr kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidâyet vereceğiz ve şüphesiz, sen doğru bir yola kılavuzluk ediyorsun (Sûre-i Şûrâ 52) meâlindeki Âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere bu hükümlerin vâzıı (koyucusu) bizzât Allah ve Rasûlüdür. Bilâhare bu hükümleri mevzû edinen ilim dalları tertip edilmiş ve Îtikattan bahseden ilme, İlm-i Tevhîd ve Sıfât; amel ve ibadetten bahseden ilme ise İlm-i Şerâî ve Ahkâm denilmiştir.

Ashâb-ı kirâm ve Tâbiîn devirlerinde, sohbet-i Nebî hürmetiyle, müslümanların itikadlarının temiz olması, ihtilafların az ve kendisine müracaat edilebilecek kimselerin çokluğu sebebiyle, bu tür ilimlerin tertibine ihtiyaç duyulmamışken; fitnelerin çoğaldığı, bidatların arttığı, eimme-i dîn üzerine zulmün gâlip geldiği sonraki devirler için ise, bu ilimlerin tertip edilmesi zârûri hale gelmiştir. (Şerh-i Akâid 10/12)

Müslümanlar olarak birinci vazîfemiz; neye nasıl inanacağımızı çok iyi bilmek ve Ehl-i sünnet ve cemaat çizgisinden ayrılmaktan şiddetle sakınmaktır. Bu husûsta İmâm-ı Rabbânî Hazretleri şöyle buyururlar: Mükellef olanlara vâcip olan ilk zarûri vazife, akidelerini Ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin görüşlerine münasip şekilde tashih etmeleridir. (İmam-ı Rabbani, Mektubat 1/193)

Ümmet ikiye ayrılır: Ümmet-i dâvet ve Ümmet-i icâbet. Peygamber Efendimiz ve ondan sonrası gelmiş ve gelecek bütün insanlığa ümmet-i dâvet; bunlar içinde Peygamber Efendimizin, Allah tarafından, getirip tebliğ buyurduğu husûslara inanmış müslümanlara ise ümmet-i icâbet denir. Ümmet-i icâbet de ehl-i sünnet ve ehl-i bidat olmak üzere ikiye ayrılır.

Ehl-i sünnet: Rasûlullah Efendimiz ve onun ashâbının yoluna sımsıkı sarılan, dînî hükümleri kendi arzûlarına göre tevîl ve tahrîften kaçınan, ehl-i islâm arasına tefrika sokmaktan sakınan, bidatlerden uzak kimselere denir. Hadîs-i Şerîfte fırka-i nâciye diye işâret edilen de bu cemâattir.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
EHL-İ SÜNNET VEL CEMÂAT İTİKÂDI

Peygamber Efendimiz (s.a.v) :

Yakında ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri müstesnâ bu fırkaların hepsi Cehenneme gidecektir. Yâ Rasûlallah! O bir fırka kimlerdir diye sorulunca: Benim ve ashâbımın yolu üzerine olanlardır. şeklinde cevap vermişlerdir.

Hadîs-i şerifte dikkat edilmesi îcâbeden bir husûs vardır. Bu fırkaların hepsi İslâmî fırkalardır. O hâlde, Biri hâriç tamâmı cehennemdedir sözünün mânâsı: îtikâdındaki bozukluk sebebiyle cehennem ateşinde temizlendikten sonra, îtikâdî bozukluğu küfre varmamışsa cennete girecektir demektir.

Şunu hiç hatırdan çıkarmamak gerekir ki; îtikâttaki lekeyi, cehennem ateşinden başka hiçbir şey temizleyemez, isterse o kimse âbid, zâhid olsun...

Fırka-i nâciye ise, itikâdları sebebiyle cehenneme girmeyecektir. Ancak ameldeki noksanlıkları sebebiyle, cehenneme girebilirler.

Ehl-i sünnetin inanç ve îmân ile alâkalı mevzûlarda salâhiyetli büyük âlimleri ve imamları vardır. Müslümanlar, İnanç husûsunda iki imamdan birine tâbi olmuşlardır. Birincisi İmâm-Ebû Mansur Mâturidî hazretleri, ikincisi ise İmâm-ı Ebul- Hasen Eşarî hazretleridir. Bu iki imamın arasında esâsa âit hiçbir farklılık yoktur. Sâdece teferruâta âit bazı inceliklerde, küçük mânâ ayrılıkları olmuştur. Bu iki İmama bağlı olan ehl-i sünnet Müslümanları, birbirlerini kardeş bilir, biri diğerini sapıklıkla veya bidatle itham etmezler.

Amel ile alâkalı dînî hükümlerde ise Müslümanlar, mutlak müctehid olan, Allahın Kitabından ve Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesinden hüküm çıkarmaya muktedir, dört imamdan birine tâbi olmuşlardır. Bu dört büyük imam: İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel hazerâtıdır. Her biri, Selef-i Sâlihîn dediğimiz Ashâb ve Tâbiînin yolunda yürümüşler, İslam âleminde zuhûr eden muhtelif görüşlere karşı, hakkı ve hakîkati müdâfaa etmişlerdir.

Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebinin maksatlı bir şekilde tahrip edilmesine, karalanmasına ve yok edilmesine müteveccih faâliyetlerin hızlandığı şu zamanda, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve onun Ashâbının yolunu müdâfaada gösterilecek her türlü gayret, zamanımızın en kıymetli hizmetidir. Burada, ehl-i sünnet ve cemâat itikâdı üzere devâm edip, bunlar ile alâkalı ilimleri tahsil eden, talebe ve muallimlerin ve bunların her türlü hizmetlerini üstlenmiş olan müesseselerin kıymet ve ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

İmâm-ı Rabbânî yolundayız. Onun evlatlarıyız. Mesleğimiz, Ehl-i Sünnet yolu ve onu ihyâdır
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Hele şu ahirzamanda ehli sünnet alimlerin açıklamış olduğu itikad ilgili söylenmiş olduğu sözlerini iyice anlamamız lazım.

Şu zamanda sapık o kadar fikir üreteliyor ki insanımız iki arada bi derede kalıyor maalesef.allah razı olsun zehra abla.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
EHL-İ SÜNNET İLKLERİ


Hâricîlerle mücadele etmek durumunda kalan ve sonunda şehit edilen Hz. Ali, aynı zamanda İslâm yolundan ayrılanlarla ve bidat görüşlerle ilk defa ciddî olarak mücadele eden bir sahâbîdir. Hz. Alinin bu mücadelesi Ehl-i Sünnet vel-Cemâat adına yapılan ilk müşahhas faâliyetler olarak değerlendirilmiştir. Meşhur Kelâm âlimi Abdülkâhir el-Bağdadî, Hz. Ali ile birlikte Kaderiyenin düşüncelerini reddeden Abdullah b. Ömeri ve Tabiînden Ömer b. Abdilaziz, Zeyd b. Ali Zeynelâbidîn, el-Hasenül-Basrî, Cafer b. Muhammed es-Sâdık gibi kişileri Ehl-i sünnetin ilklerinden sayar.

Hz. Peygamberin sünnetinden ve İslâm cemâatinden ayrılan Haricîler, Şîa, Kaderiyye, Cebriye ve Mutezile gibi bidat fırkaları gittikleri yolun doğru olduğuna âyetlerden delil getirmeye çalışmışlardır. Özellikle imâmet, şefâat, rüyetullah ve kabir suâli gibi hususlarda kabulde veya izahta Sünnetin geriye bırakılıp aklın ön plana çıkarılmasına ümmetin ekseriyeti itibar etmemiştir. Bu şartlarda müslümanların ekseriyetinin Sünnete gereken değeri verip onu muhafaza etmesi, Ehl-i Sünnet vel-Cemâatin bir ıstılah olarak kullanılmasında mühim bir âmil olmuştur. Kurânın yanlış anlaşılmaması için Sünnet, Sünnetin doğru anlaşılması için de Ashâb-ı Kirâm mühim olduğu için müslümanların büyük ekseriyetinin itikad esasları, Ehl-i Sünnet vel-Cemâat isminde ifadesini bulmuştur.

Ehl-i sünnet itikâdının teşekkülünde İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe hazretlerinin (150/767) müstesna bir yerinin olduğu görülür. İmâm-ı Azam, amelî bir mezhebin imamı olarak şöhret bulsa da onun kelâma dair olan beş risale de akâid meselelerini hülâsa etmiştir. İmâm-ı Azam (r.h) biz ashabı ancak hayırla anarız diyerek ilk dört halifenin hak üzere olduklarını söylemiştir. O, bu ifâdeleriyle sahabe arasında meydana gelen hadiselere sonraki müslümanların nasıl yaklaşması gerektiğini ortaya koymuş ve sadece fıkıhta değil akâidde de büyük bir imam olarak sonraki âlimlerde derin izler bırakmıştır. O Ehl-i Sünnetin teşekkül ettirilmesinde Şeyh Ebi Mensur Muhammed İmam Mâturîdîye rehberlik etmiştir.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
EHL-İ SÜNNETİN ESASLARI


İmam Ebul-Hasen el-Eşârî hazretlerinin: Biz yolumuzda Allahın kitabı, Peygamberimiz (s.a.v)in sünneti ile sahâbe, tâbiîn ve hadis imamlarından rivâyet olunanlara bağlıyız ifâdesi Ehl-i Sünnet vel-Cemaâtin esaslarını belirtmektedir. Bu itibarla âlimler bu esasları şu şekilde ortaya koymuşlardır.

1. İslâmın anlaşılmasında ve uygulanmasında Kurândan sonra sünneti esas almak

2. Sünnetten sonra sahabenin görüş ve uygulamalarını dikkate alarak, sahâbeyi hayırla anmak ve onlardan hiçbirisine kötü bir sıfat kullanmamak. Aralarında meydana gelen anlaşmazlıkları ictihâdî bir farklılık şeklinde değerlendirip, ilk dört halifenin hilâfetini ve geliş şekillerini meşru kabul etmek.

3. Kitap ve sünnetten sonra icmâ ve kıyası, şerî birer delil olarak kabul etmek.

4. İndî ve ferdî görüşleri dikkate almayıp dînî mevzularda bir veya bir kaç kişinin değil bilhassa ilk müslümanların ekseriyetinin görüşünü esas alıp, ümmetin ekseriyeti ile yani cemâatle beraber olmak.
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun çok değerli bilgiler vermişsin ellerine sağlık...
 

kalay34

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Tem 2007
Mesajlar
11
Aldığı Beğeniler
0
Allah'u Teala Razı Olsun emeğine gönlüne sağlık klavyene kuvvet
harika paylaşım
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ORiJiNAL YAZARI : kalay34
Allah'u Teala Razı Olsun emeğine gönlüne sağlık klavyene kuvvet
harika paylaşım

ALLAH cc sizlerden de ebeden ve daimen razi ve memnun olsun inşallah
 
Üst Alt