- Üyelik Tarihi
- 5 Eyl 2011
- Mesajlar
- 3,789
- Aldığı Beğeniler
- 13,779
- Takım
- Galatasaray
Mehmet Baş
El Ruha'da Bir Göğercin
insan sebillerin avlusunda bir nefeslik misafir Kırmızı güller yanağında al al olmuş sanki Kılınçlar bileyen ellerin serinliğinde Suların saçlarında belik belik örülmüş mavilik Karanfil kokulu çarşılardan marallar geçiyor Ceylan gözlerinin kışlağında şaha kalkmış doru atlar Bir şahin süzülüyor Tek Tek Dağlarından ovaya doğru Gölgesiz evlerin kubbelerinde Harran Tarihin en unutulmuş ihtişamını sayıklıyor Bir serabın gölgesinde sanki çöl Leyla'yı çağırıyor
Bir rüyanın en ince noktasında duruyor Urfa yağmuru bir beşik gibi sallayan çatlamış ellerde Kuşlar geliyor ve kuşlar gidiyor her akşam Başına buyruk akan bir nehrin en kavisli yerinde İçli bir ezan okunuyor Halilrahman'da Bitmiş masallar çarşısında eskimeyen efsaneler Suskunluğun esmer yüzünde şark çıbanlarının derin izi Putların boynunda İbrahim'den kalan bir balta
Her sabah güneşi çağırır burda çocuklar Pamuk tarlaları arasında esmer bir gülümseyişle Kan davası güder çöllere Mecnun insanı kendinden uzağa çağıran ölümün ta kendisidir Ateşten dağların üstünde İbrahimi şafaklar Eyyüb'ün yarasını sağar iklimsiz karıncalar
Demirin kulağını büken çekiç sesleri arasından geçerim İyileşmez bir yaradır içimde eski sevdalar Geçerim aşkın en ince ve kuytu köşelerinden Ellerimde kaybolmuş ülkelerin haritaları Hüznüm bir başkent gibi kurulur siyah gözlerine Barikatların önünden gelip geçer asi sevdam Yüzüm bir hikâyenin sonuna bir nokta gibi konulur
Hüzün bana senden kalan bir mirastır Sesinin busesi kulaklarımdadır şimdi Yoksulluk şarkıları duyulur eski evlerin avlusundan Şehrin aynalar satılan çarşılarında dolaşır hüznüm Acının bin türlüsü dizilmiştir vitrinlerin önüne Sonra bir rüzgâr eser şifalı kelimeler satan kadınların avuçlarından Fistık ağaçlarının kırmızı duvağını çekercesine Bir hüznün çıkmaz sokaklarında kaybolur rüzgârlar
Urfa rüyaların tabirini bağrında taşıyan şehir Her akşam Ay işığını bir yorgan gibi serer üstüne Zincirlerinden boşanmış bir arslanın yelelerini tutar Fırat Bir göze kaynar Karacadağ'ın kalbinden Türküler hoyratlar dökülür sazının tellerinden Gün iplik iplik eğrilir vaktin kirmeniyle Yıldızlar bir halı gibi serilir Ceylanpınar göklerinden Dudaklarında Harut ve Marut'tan kalan cümleler Zühre bir yıldızın koynunda uyur öylece Ebedi bir rüyayı tabir eder gibi sessizce
El Ruha'da Bir Göğercin
insan sebillerin avlusunda bir nefeslik misafir Kırmızı güller yanağında al al olmuş sanki Kılınçlar bileyen ellerin serinliğinde Suların saçlarında belik belik örülmüş mavilik Karanfil kokulu çarşılardan marallar geçiyor Ceylan gözlerinin kışlağında şaha kalkmış doru atlar Bir şahin süzülüyor Tek Tek Dağlarından ovaya doğru Gölgesiz evlerin kubbelerinde Harran Tarihin en unutulmuş ihtişamını sayıklıyor Bir serabın gölgesinde sanki çöl Leyla'yı çağırıyor
Bir rüyanın en ince noktasında duruyor Urfa yağmuru bir beşik gibi sallayan çatlamış ellerde Kuşlar geliyor ve kuşlar gidiyor her akşam Başına buyruk akan bir nehrin en kavisli yerinde İçli bir ezan okunuyor Halilrahman'da Bitmiş masallar çarşısında eskimeyen efsaneler Suskunluğun esmer yüzünde şark çıbanlarının derin izi Putların boynunda İbrahim'den kalan bir balta
Her sabah güneşi çağırır burda çocuklar Pamuk tarlaları arasında esmer bir gülümseyişle Kan davası güder çöllere Mecnun insanı kendinden uzağa çağıran ölümün ta kendisidir Ateşten dağların üstünde İbrahimi şafaklar Eyyüb'ün yarasını sağar iklimsiz karıncalar
Demirin kulağını büken çekiç sesleri arasından geçerim İyileşmez bir yaradır içimde eski sevdalar Geçerim aşkın en ince ve kuytu köşelerinden Ellerimde kaybolmuş ülkelerin haritaları Hüznüm bir başkent gibi kurulur siyah gözlerine Barikatların önünden gelip geçer asi sevdam Yüzüm bir hikâyenin sonuna bir nokta gibi konulur
Hüzün bana senden kalan bir mirastır Sesinin busesi kulaklarımdadır şimdi Yoksulluk şarkıları duyulur eski evlerin avlusundan Şehrin aynalar satılan çarşılarında dolaşır hüznüm Acının bin türlüsü dizilmiştir vitrinlerin önüne Sonra bir rüzgâr eser şifalı kelimeler satan kadınların avuçlarından Fistık ağaçlarının kırmızı duvağını çekercesine Bir hüznün çıkmaz sokaklarında kaybolur rüzgârlar
Urfa rüyaların tabirini bağrında taşıyan şehir Her akşam Ay işığını bir yorgan gibi serer üstüne Zincirlerinden boşanmış bir arslanın yelelerini tutar Fırat Bir göze kaynar Karacadağ'ın kalbinden Türküler hoyratlar dökülür sazının tellerinden Gün iplik iplik eğrilir vaktin kirmeniyle Yıldızlar bir halı gibi serilir Ceylanpınar göklerinden Dudaklarında Harut ve Marut'tan kalan cümleler Zühre bir yıldızın koynunda uyur öylece Ebedi bir rüyayı tabir eder gibi sessizce