vazife suuru
Son dönem Osmanlı alimlerinden Hüsrev Efendi, birgün
sınıfta ders anlatırken, talebeleri hocalarının çok durgun ol*duğunu hisseder ve:
- Hocam, bugün çok durgunsunuz, derler.
- Kusura bakmayın, der, hissettirmek istemezdim. Genç kızım, ben evden çıkmadan az evvel vefat etti. Onun teçhiz ve tekfini ile uğraşayım diye düşünürken aklıma, "Talebelerimin dersini aksatırsam Allah bana ne der?" diye geldi. Ben de kalktım, derse geldim. Ama kızımın cenazesi evde kala-^ kaldı. Aklım bazen ona gittiği İçin dalgınlaşıyorum.
Bunlar, sonsuzluk kervanım temsil eden muallimler*dir ve hayat böyle muallimlerin eli ile yoğrulursa, insanlık muhtaç olduğu saadete yeniden kavuşur.

ELHAMDÜLİLLAH BİZİM
Yurt dışında açılan özel okullardan birinin müdürü, okulun üst katlannın birinin penceresinden bir çocuğun düştüğü-| nü görür. Hemen aşağıya koşar. Koşarken, içinden hep, "Bu çocuğun ailesine ben ne derim? Bu insanlar, bu hadiseden ötürü bize tavır alırlarsa, bu güzel hizmetler burada başlama*dan biterse... Eyvah, eğitim hizmetlerimiz zarar görecek!" diye geçirir.
Çocuğun basma geldiğinde herkes açılır. Yerdeki cansız çocuğu görür. Dudaklarından: "Elhamdülillah benim oğlum-muş, hizmetler zarar görmeyecek!" cümlesi dökülür.
işte, o Hüsrev Efendi ile, bu genç kahraman müdür arasında fark yoktur. Aynı fazilet ufkunu yakalamış in*sanlar, aynı çizgide buluşuyorlar demektir. Ve bu, kaybet*tiğimiz güneşi bulmamızın ilk işaretleridir
Bu ne vazife şuuru Allah aşkına! Bu ne ilim sadâkati!
İnsanoğlu için gerçek hayat,ilim ve irfanla kabil olacağından, öğrenip öğretmeyi ihmâl edenler, hayatta dahi olsalar ölü sayılırlar. Zira, insanın yaratılışının gayesi, görüp bilmek ve öğrendiklerini başkalarına bildirmekten ibarettir. (M. FETHULLAH GÜLEN)
Son dönem Osmanlı alimlerinden Hüsrev Efendi, birgün
sınıfta ders anlatırken, talebeleri hocalarının çok durgun ol*duğunu hisseder ve:
- Hocam, bugün çok durgunsunuz, derler.
- Kusura bakmayın, der, hissettirmek istemezdim. Genç kızım, ben evden çıkmadan az evvel vefat etti. Onun teçhiz ve tekfini ile uğraşayım diye düşünürken aklıma, "Talebelerimin dersini aksatırsam Allah bana ne der?" diye geldi. Ben de kalktım, derse geldim. Ama kızımın cenazesi evde kala-^ kaldı. Aklım bazen ona gittiği İçin dalgınlaşıyorum.
Bunlar, sonsuzluk kervanım temsil eden muallimler*dir ve hayat böyle muallimlerin eli ile yoğrulursa, insanlık muhtaç olduğu saadete yeniden kavuşur.

ELHAMDÜLİLLAH BİZİM
Yurt dışında açılan özel okullardan birinin müdürü, okulun üst katlannın birinin penceresinden bir çocuğun düştüğü-| nü görür. Hemen aşağıya koşar. Koşarken, içinden hep, "Bu çocuğun ailesine ben ne derim? Bu insanlar, bu hadiseden ötürü bize tavır alırlarsa, bu güzel hizmetler burada başlama*dan biterse... Eyvah, eğitim hizmetlerimiz zarar görecek!" diye geçirir.
Çocuğun basma geldiğinde herkes açılır. Yerdeki cansız çocuğu görür. Dudaklarından: "Elhamdülillah benim oğlum-muş, hizmetler zarar görmeyecek!" cümlesi dökülür.
işte, o Hüsrev Efendi ile, bu genç kahraman müdür arasında fark yoktur. Aynı fazilet ufkunu yakalamış in*sanlar, aynı çizgide buluşuyorlar demektir. Ve bu, kaybet*tiğimiz güneşi bulmamızın ilk işaretleridir
Bu ne vazife şuuru Allah aşkına! Bu ne ilim sadâkati!
İnsanoğlu için gerçek hayat,ilim ve irfanla kabil olacağından, öğrenip öğretmeyi ihmâl edenler, hayatta dahi olsalar ölü sayılırlar. Zira, insanın yaratılışının gayesi, görüp bilmek ve öğrendiklerini başkalarına bildirmekten ibarettir. (M. FETHULLAH GÜLEN)