Edeb’ kelimesi Arapça bir isim ve “iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik” anlamlarına geliyor. “Edb” kelimesi; e (eline), de (diline) ve b (beline) harflerinden oluşmaktadır ki hayatımızı tanzim ederken uymamız gereken kuralların neredeyse genelini birden ifade eder.
Eskiden hemen her medresenin ve çoğu dergahın giriş kapısın üzerinde ta'lik veya celi sülüsle yazılmış bir "Edeb Yâ Hû" levhası vardı. Bu da gösteriyor ki gerek fenni ilimlerin ve gerekse manevi ilimlerin başlangıç noktası edep’ten geçmektedir.
İlim meclislerini gezdim, kıldım ilmi talep
Dediler; ilim en sonunda, ille edep ille edep
21. yüzyılın insanları olarak bizler, edebin ne olduğunu ve ne olmadığını biraz unuttuk galiba. Geçmiş kültürümüzde, özellikle Osmanlı kültüründe, edebin özel bir yeri vardı günlük yaşantıda. İnsanlar oturup kalkmalarını, küçük ve büyükleriyle konuşmalarını, sokakta yürüyüşlerini, hasılı hayatın her aşamasındaki hal ve hareketlerini edebi gözeterek düzenlerlerdi. Bu noktada “adab-ı muaşeret” adı altında yazılan kitaplara göz atmamız, bizim edebi ne kadar ihmal ettiğimizi ortaya koyacaktır.
Edebe dair birkaç misal verelim. Örneğin: Kapıdan içeriye girilirken, dışarıya çıkılırken arka dönülemez. Bunun için de ayakkabılar, dışarıya değil, içeriye doğru çevrilir; dışarıya çevirmek, “git, bir daha gelme” demektir.
Herhangi bir toplumda oturulurken konuşan kişinin sözünü kesmek veya bir kişi konuşurken başkasıyla konuşmaya başlamak, mecliste fısıltı şeklinde de olsa gizli konuşmak veya kulaktan kulağa bir şeyler söylemek hep edeb dışı hareketlerdir. Yemek yenirken kişinin ağzını şapırdatmaması; bir şey içerken höpürdetmemesi gerekir. Fincan, bardak, tabak ve çatal-kaşık gibi kullanılan gereçlerden ses çıkartılması; gülerken tebessüm şeklinde değil de kahkahayla gülünmesi edebe aykırıdır.
Edeb öncelikle Allah’a karşı olmalıdır. Kulun Allah’a karşı edebi ise: O’na şirk koşmaksızın yalnızca O’na iman etmesidir. Allah’ı sevmek, O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmek, O’na dua ve ibadette bulunmak kulun Rabbisine karşı göstermesi gereken diğer edeplerden bazılarıdır.
Edeb bir tac imiş Nur-u Hüda’dan
Giy o tacı, emin ol her beladan…
Edepte kusur edilmemesi gereken bir diğer konu da Efendimiz’e karşı olan tutumlarımızdır. Bakınız ecdadımız Efendimiz’e karşı nasıl bir edep takınmaktaydı. Hicaz demiryolu döşenirken, Medine çevresinde rayların altına keçe konulması ve böylelikle Efendimizin sesten rahatsız olmamasını sağlamaya çalışmak, edebe verilen önemden olsa gerek.
Şair Nabi’nin edeple ilgili yaşadığı hadiseyi bilmeyenimiz yoktur sanırım. Genç okuyucularımız için yinelemekte fayda var.
Eskiden hemen her medresenin ve çoğu dergahın giriş kapısın üzerinde ta'lik veya celi sülüsle yazılmış bir "Edeb Yâ Hû" levhası vardı. Bu da gösteriyor ki gerek fenni ilimlerin ve gerekse manevi ilimlerin başlangıç noktası edep’ten geçmektedir.
İlim meclislerini gezdim, kıldım ilmi talep
Dediler; ilim en sonunda, ille edep ille edep
21. yüzyılın insanları olarak bizler, edebin ne olduğunu ve ne olmadığını biraz unuttuk galiba. Geçmiş kültürümüzde, özellikle Osmanlı kültüründe, edebin özel bir yeri vardı günlük yaşantıda. İnsanlar oturup kalkmalarını, küçük ve büyükleriyle konuşmalarını, sokakta yürüyüşlerini, hasılı hayatın her aşamasındaki hal ve hareketlerini edebi gözeterek düzenlerlerdi. Bu noktada “adab-ı muaşeret” adı altında yazılan kitaplara göz atmamız, bizim edebi ne kadar ihmal ettiğimizi ortaya koyacaktır.
Edebe dair birkaç misal verelim. Örneğin: Kapıdan içeriye girilirken, dışarıya çıkılırken arka dönülemez. Bunun için de ayakkabılar, dışarıya değil, içeriye doğru çevrilir; dışarıya çevirmek, “git, bir daha gelme” demektir.
Herhangi bir toplumda oturulurken konuşan kişinin sözünü kesmek veya bir kişi konuşurken başkasıyla konuşmaya başlamak, mecliste fısıltı şeklinde de olsa gizli konuşmak veya kulaktan kulağa bir şeyler söylemek hep edeb dışı hareketlerdir. Yemek yenirken kişinin ağzını şapırdatmaması; bir şey içerken höpürdetmemesi gerekir. Fincan, bardak, tabak ve çatal-kaşık gibi kullanılan gereçlerden ses çıkartılması; gülerken tebessüm şeklinde değil de kahkahayla gülünmesi edebe aykırıdır.
Edeb öncelikle Allah’a karşı olmalıdır. Kulun Allah’a karşı edebi ise: O’na şirk koşmaksızın yalnızca O’na iman etmesidir. Allah’ı sevmek, O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmek, O’na dua ve ibadette bulunmak kulun Rabbisine karşı göstermesi gereken diğer edeplerden bazılarıdır.
Edeb bir tac imiş Nur-u Hüda’dan
Giy o tacı, emin ol her beladan…
Edepte kusur edilmemesi gereken bir diğer konu da Efendimiz’e karşı olan tutumlarımızdır. Bakınız ecdadımız Efendimiz’e karşı nasıl bir edep takınmaktaydı. Hicaz demiryolu döşenirken, Medine çevresinde rayların altına keçe konulması ve böylelikle Efendimizin sesten rahatsız olmamasını sağlamaya çalışmak, edebe verilen önemden olsa gerek.
Şair Nabi’nin edeple ilgili yaşadığı hadiseyi bilmeyenimiz yoktur sanırım. Genç okuyucularımız için yinelemekte fayda var.