Sevgili Muhâfızım! Beni, ilgilendirmeyen işe karışmaktan& Değiştirmeye güç yetiremeyeceğim meseleye kafa yormaktan& Kendi kapım pisken, başkalarının kapısının pisliğine takılmaktan& Bünyesi nice mikropla hasta ve dertliyken, doktorluk iddiâsında bulunmaktan& Sadece işittiği hususlar için biliyorum demekten& Sağdan soldan duydukları ile fetvâ vermekten& İlmi ve hilmi israf etmekten& Boyumu aşan mevzûlarda, gevezelik yapmaktan beni koru& Edebe yol olmayan yaşmaktan& Nefsim dururken, başka bir düşmanla savaşmaktan& Ve şerlilerin şer tuzağına düşmekten Sana sığınırım& Dışı içine kaçmaktan, içi dışına çıkmaktan, haktan sapıp hataya koşmaktan koru beni.
Sevgili Yaratıcım! Beni, var ettiğin o ezel yurduna, tertemiz geri döndür& Bu dünyaya gelişim pek mâceralı, büyümem pek meşakkatli olmuş& Anamı ve babamı cennet bahçende gezdir& Gidişimi kolay eyle& Akıl yaşta değil, başta diyorlar, başıma akıl nasip eyle& Hakikatte aklın ne yaşta, ne de başta olmadığını& Fakat aklın ille de yanışta olduğunu fark ettir. Aklını yaşında sanan büyüyememiş ihtiyar olmaktan Sana sığınırım. Aklı, baş olmakta sanan büyükbaş olmaktan da koru beni... Hakkımda her ne murâd etmişsen, beni ondan râzı kıl da, şikâyet edip duran bedbahtlardan olmayayım.
Sevgili Dostum! Sevdiklerim uyuduğu, en çok sevdiğim de rüyalara daldığı ve beni sevdiğini söyleyenler yorulup, kendilerine bile hayırları kalmadığı zaman, beni yine de gözleyen, koruyan ve kollayan Sensin!.. O herkesin bırakıp gittiği ve sadece Seninle baş başa kaldığım zamanlarda, Seninle olmak duygusunu bana öyle derinden hissettir ki& Ömr-ü billah, yalnızlık nedir, unutayım& Dostlarına dost olmayı, dostlarının hizmetinde bulunmayı ve dostlara yaraşır bir sevgiyle sevmeyi nasip et&
Sevgili Lûtfedicim! Özellikle ağzımın içinde, inci taneleri gibi pırıl pırıl durmakta olan, hani şu yeri; üstte, önde ve ortada olan iki dişim için, Sana şükredemezken, beni Sana hakkıyla şükrettiğini zannetme gafletinden uzak tut. O iki diş olmasaydı, ne insanların alaycı bakışlarından kurtulabilir, ne doğru düzgün yemek yiyebilir, ne de böyle düzgün konuşabilirdim. Ama ne olur, iki inci tanesi dişin kulu etme de beni, onlar sebebiyle kibir çamuruna batıp, deryadan ayrı kalmayayım& Karşıma, beni onlar olmadan da sevebilecek, takıntısız, yüce ruhlu insanlar çıkar& Kabuğa değil, öze âşık güzel kullarının arkadaşlığıyla, lutuflarına lutuf ekle& İkram ettiğin iki dişimle ilgili istediklerimi, yardımınla üstesinden geleceğim, herhangi iki işim için de istiyorum, lutfet&
Sevgili Sınayıcım! Karşıma çıkardığın imtihanlar hakkında, hüsn-i zan beslemeyi ve onların her birini, sadece benim hayrıma yarattığını düşünmeyi& Çirkin bakarak güzellikleri karalayanlardan değil, güzel bakarak pislikleri paklayanlardan olabilmeyi bana nasip et& Yoklukla, çoklukla, açlıkla ya da toklukla sınadığında, kanaat lutfet& Yusuf olmaya güç yetiremem belki ama& Ben farkında olmadan, ruhumda bir Yusufluk büyütmüşsen, Züleyhâlar karşısında serinlik, iffet ve asâlet nasip et& Kim bilir, belki Yusuf değil de, Züleyhâ olarak sınanmaktır nasibim& Eğer öyleyse, lütfen, karşıma Yusuf gibi bir Yusuf çıkar& Her ikimizi o sınamadan, alnı ak çıkar& Ve alnıma, o Yusuf ile, râzı olduğun şekilde visâli yazıver& Dedikodusunu yapanlardan olmaktansa, Züleyha olmak yeğdir& Lâkin o vakit, bana öyle bir el ver ki, gömleğe uzanmasın! Öyle bir göz ver ki, fesat bakmasın! Öyle bir dil ver ki, zora sokmasın! Öyle bir kalp ver ki, fitne dolmasın! Öyle bir ayak ver ki, icabında kendine ayak diresin! Öyle bir irade ver ki, Senin hükmünde erisin! Öyle bir sabır ver ki, sabrından bir zerre olsun! Öyle bir güç ver ki, içi kaynar, içi yanık, içi bitik ise de& Dışı pek serin, pek sakin ve ille kavî olsun!
Sevgili Vefâkârım! Sen, ne uğruna çekilen zerrece sıkıntıyı, ne de uğruna yapılmış zerre miktarı fedâkârlığı unutursun& Senin bu ahlâkından nasip almayı bana da bahşet& Nankör ve hayırsızlardan değil, vefâlı ve şükrân dolu olanlardan et beni& Verdiklerin içinde kötü olmadığını fark ettir... Şer içinde gizlediğin güzellikleri görebilecek göz lutfet... Hayırlar içinde sakladığın şerleri sezebilecek kabiliyet lutfet... Kalemde gizlediğin âlemi... Âlemde gizlediğin kendini... Kendinde gizlediğin huzuru lutfet... O huzur için şükreden, şükrünün her dâim kıt olacağını ve hiç bir zaman Sana lâyık olan şükrü edâ edemeyeceğini fark eden... Akıl sahibi bir akla kavuşmuş, ahmaklıktan kurtulmuş; fakat yine de, akıllılar (!) içinde aptal, aptallar içinde zekî... Uyanıklar (!) arasında enâyi, enâyiler arasında alabildiğine ferâsetli olmayı lutfet...
Sevgili Mahmûdum! Verdiğin nimetleri sahiplenmekten, emânetçi olduğumu unutmaktan, haddimi bilmemekten koru beni... Haddi aşanlardan olacaksam, aşk ile kendimden geçtiğim ve aklım çatladığı için olsun... Haddimi bileceksem.... Bu had bilmenin içi, riyâ ile kirlenmesin... Bilmesi câhillik olmaktan... İlmiyle cehâlet batağına saplanmışlar arasında bulunmaktan... İlmi sebebiyle hakka itiraza düşmekten... İlmi, put edinmekten koru& Cehli içinde ilm-i hakikî gizlenen... İcâbında hakikati çekinmeden dile getirebilen... Senden uzak kalmaktan başka korku taşımayan... Gerektiğinde gözünü dahî kırpmadan, rızân yolunda canını ortaya koyanlardan eyle beni&
Sevgili Kudretlim! Sadece Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır& diyerek gürleyenlerden değil, lâkin, çektiği bir of! ile, kendi içinde, güneşi görmeye maâni dağ ve tepe nâmına her ne varsa yıkılan, samimi ve ihlaslı kullarından olmayı nasip et& Of! nidasının içinde, tevbe, inilti, naz, duâ, yakarış ve selâm saklanan içlilerden et beni& Ayın ve güneşin ışığını yansıttığı nûra hayran, o nûra ermek adına, nâra da giryân, her derde de, her çileye de mest kullarından& Cefâ içre bin bir derman gösterdiğin nasiplilerden et beni&
Sevgili İkram Edicim! Sonu yok ki, iyiliğime iyilik kat& Gözlerimi aç da, iyiliği kendi engin deryası içinde görür olayım. Hâdiseleri daracık, küçücük aklımla değil, akıl ötesi hikmetleriyle değerlendirme gücü ver& Sadrımı genişlet& İyiliği, sadece dil ile tavsiye edenlerden değil, fedâkârlık ederek ve çilelere katlanarak, iyiliğe bizzat vesîle olanlardan et beni& Taiflerde taşlansa da, nefsi için zerrece öfke duymayacak yürek lutfet! Genişlemişlere, darları sarma ve kollama aşkı ver& Dar kalmışlara, o genişlerin eteğine sığınma ve onlara teslim olma nimetini bağışla& Baş gözümü de kalp gözümü de körlükten muhafaza buyur& Sonra da o göz açıklığının, her dâim şükrünü nasip et& Arayıp da bulamayan... Bulduğundan gâfil, aranıp duran... Arayışlarını beyhûde zannedip ümitsizliğe kapılanlardan etme beni& Kalabalıklar içinde bir tenhâ lutfet de, o tenhâda gizli gizli, Seninle buluşayım& Biricik sevgili olan kendinle oyala ve sevindir beni&
Sevgili Esrârengizim! Herkes ağlarken bazen, pek abukça gülebilmeyi, herkes gülerken bazen, pek abukça ağlayabilmeyi... Herkes duyarken sağır, herkes görürken görmez olmayı nasip et& Başkalarının hatalarını ve zaaflarını seçip çıkarmaya ayarlı bir bakıştan Sana sığınırım. Bana, kendi hatalarını görmekten, başkalarınınkini görmeye hâli kalmayacak göz lutfet& Beni, sırdaş olabilen, sırdaş kalabilen, güvenilen ve peygamberinin «emîn»lik sıfatıyla boyanmış olan biri et. Bana nasip ettiklerini hor, hakir ve çirkin görmekten gözlerimi kurtar& Nefis perdesi yüzünden baktıklarını göremeyen, görüşü yanıltıcı ve aldatıcı olan, isabetsiz, sığ ve bön bakan biri olmaktan koru beni& Gözlerimden perdeleri dilediğince kaldır... Esirgeme ne olur, beni huzuruna aldır& Öyle bir aldır ki, her an huzurunda huzur, her dem huzurunda sürûr duyayım& Her ne çıksa karşıma Senden bilip, hürmet ile baş üstüne koyayım&
Sevgili Yaratıcım! Beni, var ettiğin o ezel yurduna, tertemiz geri döndür& Bu dünyaya gelişim pek mâceralı, büyümem pek meşakkatli olmuş& Anamı ve babamı cennet bahçende gezdir& Gidişimi kolay eyle& Akıl yaşta değil, başta diyorlar, başıma akıl nasip eyle& Hakikatte aklın ne yaşta, ne de başta olmadığını& Fakat aklın ille de yanışta olduğunu fark ettir. Aklını yaşında sanan büyüyememiş ihtiyar olmaktan Sana sığınırım. Aklı, baş olmakta sanan büyükbaş olmaktan da koru beni... Hakkımda her ne murâd etmişsen, beni ondan râzı kıl da, şikâyet edip duran bedbahtlardan olmayayım.
Sevgili Dostum! Sevdiklerim uyuduğu, en çok sevdiğim de rüyalara daldığı ve beni sevdiğini söyleyenler yorulup, kendilerine bile hayırları kalmadığı zaman, beni yine de gözleyen, koruyan ve kollayan Sensin!.. O herkesin bırakıp gittiği ve sadece Seninle baş başa kaldığım zamanlarda, Seninle olmak duygusunu bana öyle derinden hissettir ki& Ömr-ü billah, yalnızlık nedir, unutayım& Dostlarına dost olmayı, dostlarının hizmetinde bulunmayı ve dostlara yaraşır bir sevgiyle sevmeyi nasip et&
Sevgili Lûtfedicim! Özellikle ağzımın içinde, inci taneleri gibi pırıl pırıl durmakta olan, hani şu yeri; üstte, önde ve ortada olan iki dişim için, Sana şükredemezken, beni Sana hakkıyla şükrettiğini zannetme gafletinden uzak tut. O iki diş olmasaydı, ne insanların alaycı bakışlarından kurtulabilir, ne doğru düzgün yemek yiyebilir, ne de böyle düzgün konuşabilirdim. Ama ne olur, iki inci tanesi dişin kulu etme de beni, onlar sebebiyle kibir çamuruna batıp, deryadan ayrı kalmayayım& Karşıma, beni onlar olmadan da sevebilecek, takıntısız, yüce ruhlu insanlar çıkar& Kabuğa değil, öze âşık güzel kullarının arkadaşlığıyla, lutuflarına lutuf ekle& İkram ettiğin iki dişimle ilgili istediklerimi, yardımınla üstesinden geleceğim, herhangi iki işim için de istiyorum, lutfet&
Sevgili Sınayıcım! Karşıma çıkardığın imtihanlar hakkında, hüsn-i zan beslemeyi ve onların her birini, sadece benim hayrıma yarattığını düşünmeyi& Çirkin bakarak güzellikleri karalayanlardan değil, güzel bakarak pislikleri paklayanlardan olabilmeyi bana nasip et& Yoklukla, çoklukla, açlıkla ya da toklukla sınadığında, kanaat lutfet& Yusuf olmaya güç yetiremem belki ama& Ben farkında olmadan, ruhumda bir Yusufluk büyütmüşsen, Züleyhâlar karşısında serinlik, iffet ve asâlet nasip et& Kim bilir, belki Yusuf değil de, Züleyhâ olarak sınanmaktır nasibim& Eğer öyleyse, lütfen, karşıma Yusuf gibi bir Yusuf çıkar& Her ikimizi o sınamadan, alnı ak çıkar& Ve alnıma, o Yusuf ile, râzı olduğun şekilde visâli yazıver& Dedikodusunu yapanlardan olmaktansa, Züleyha olmak yeğdir& Lâkin o vakit, bana öyle bir el ver ki, gömleğe uzanmasın! Öyle bir göz ver ki, fesat bakmasın! Öyle bir dil ver ki, zora sokmasın! Öyle bir kalp ver ki, fitne dolmasın! Öyle bir ayak ver ki, icabında kendine ayak diresin! Öyle bir irade ver ki, Senin hükmünde erisin! Öyle bir sabır ver ki, sabrından bir zerre olsun! Öyle bir güç ver ki, içi kaynar, içi yanık, içi bitik ise de& Dışı pek serin, pek sakin ve ille kavî olsun!
Sevgili Vefâkârım! Sen, ne uğruna çekilen zerrece sıkıntıyı, ne de uğruna yapılmış zerre miktarı fedâkârlığı unutursun& Senin bu ahlâkından nasip almayı bana da bahşet& Nankör ve hayırsızlardan değil, vefâlı ve şükrân dolu olanlardan et beni& Verdiklerin içinde kötü olmadığını fark ettir... Şer içinde gizlediğin güzellikleri görebilecek göz lutfet... Hayırlar içinde sakladığın şerleri sezebilecek kabiliyet lutfet... Kalemde gizlediğin âlemi... Âlemde gizlediğin kendini... Kendinde gizlediğin huzuru lutfet... O huzur için şükreden, şükrünün her dâim kıt olacağını ve hiç bir zaman Sana lâyık olan şükrü edâ edemeyeceğini fark eden... Akıl sahibi bir akla kavuşmuş, ahmaklıktan kurtulmuş; fakat yine de, akıllılar (!) içinde aptal, aptallar içinde zekî... Uyanıklar (!) arasında enâyi, enâyiler arasında alabildiğine ferâsetli olmayı lutfet...
Sevgili Mahmûdum! Verdiğin nimetleri sahiplenmekten, emânetçi olduğumu unutmaktan, haddimi bilmemekten koru beni... Haddi aşanlardan olacaksam, aşk ile kendimden geçtiğim ve aklım çatladığı için olsun... Haddimi bileceksem.... Bu had bilmenin içi, riyâ ile kirlenmesin... Bilmesi câhillik olmaktan... İlmiyle cehâlet batağına saplanmışlar arasında bulunmaktan... İlmi sebebiyle hakka itiraza düşmekten... İlmi, put edinmekten koru& Cehli içinde ilm-i hakikî gizlenen... İcâbında hakikati çekinmeden dile getirebilen... Senden uzak kalmaktan başka korku taşımayan... Gerektiğinde gözünü dahî kırpmadan, rızân yolunda canını ortaya koyanlardan eyle beni&
Sevgili Kudretlim! Sadece Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır& diyerek gürleyenlerden değil, lâkin, çektiği bir of! ile, kendi içinde, güneşi görmeye maâni dağ ve tepe nâmına her ne varsa yıkılan, samimi ve ihlaslı kullarından olmayı nasip et& Of! nidasının içinde, tevbe, inilti, naz, duâ, yakarış ve selâm saklanan içlilerden et beni& Ayın ve güneşin ışığını yansıttığı nûra hayran, o nûra ermek adına, nâra da giryân, her derde de, her çileye de mest kullarından& Cefâ içre bin bir derman gösterdiğin nasiplilerden et beni&
Sevgili İkram Edicim! Sonu yok ki, iyiliğime iyilik kat& Gözlerimi aç da, iyiliği kendi engin deryası içinde görür olayım. Hâdiseleri daracık, küçücük aklımla değil, akıl ötesi hikmetleriyle değerlendirme gücü ver& Sadrımı genişlet& İyiliği, sadece dil ile tavsiye edenlerden değil, fedâkârlık ederek ve çilelere katlanarak, iyiliğe bizzat vesîle olanlardan et beni& Taiflerde taşlansa da, nefsi için zerrece öfke duymayacak yürek lutfet! Genişlemişlere, darları sarma ve kollama aşkı ver& Dar kalmışlara, o genişlerin eteğine sığınma ve onlara teslim olma nimetini bağışla& Baş gözümü de kalp gözümü de körlükten muhafaza buyur& Sonra da o göz açıklığının, her dâim şükrünü nasip et& Arayıp da bulamayan... Bulduğundan gâfil, aranıp duran... Arayışlarını beyhûde zannedip ümitsizliğe kapılanlardan etme beni& Kalabalıklar içinde bir tenhâ lutfet de, o tenhâda gizli gizli, Seninle buluşayım& Biricik sevgili olan kendinle oyala ve sevindir beni&
Sevgili Esrârengizim! Herkes ağlarken bazen, pek abukça gülebilmeyi, herkes gülerken bazen, pek abukça ağlayabilmeyi... Herkes duyarken sağır, herkes görürken görmez olmayı nasip et& Başkalarının hatalarını ve zaaflarını seçip çıkarmaya ayarlı bir bakıştan Sana sığınırım. Bana, kendi hatalarını görmekten, başkalarınınkini görmeye hâli kalmayacak göz lutfet& Beni, sırdaş olabilen, sırdaş kalabilen, güvenilen ve peygamberinin «emîn»lik sıfatıyla boyanmış olan biri et. Bana nasip ettiklerini hor, hakir ve çirkin görmekten gözlerimi kurtar& Nefis perdesi yüzünden baktıklarını göremeyen, görüşü yanıltıcı ve aldatıcı olan, isabetsiz, sığ ve bön bakan biri olmaktan koru beni& Gözlerimden perdeleri dilediğince kaldır... Esirgeme ne olur, beni huzuruna aldır& Öyle bir aldır ki, her an huzurunda huzur, her dem huzurunda sürûr duyayım& Her ne çıksa karşıma Senden bilip, hürmet ile baş üstüne koyayım&