- Üyelik Tarihi
- 24 Mar 2008
- Mesajlar
- 2,584
- Aldığı Beğeniler
- 20
- Takım
- Fenerbahçe
Tam yanından geçerken; “Alsanıza, dedi Yüzbin lira”
Konuşarak yürüyorduk Sesini duyuncaya kadar onu görmemiştim bile Göz ucuyla bakıp, “Ne yapayım ki onu?” Dedim
Gerçekten de ne yapabilirdim ki onu
Sekiz-dokuz yaşlarında bir erkek çocuktu bu Kaldırımın kenarına yaslanmıştı ve ürkek-mahçup bakıyordu Satmak istediği şey ise; bir büyük eşyanın ambalajından çıkan mukavva kutunun yarısıydı Boyu seksen santim, eni ise çok kere katlandığından bir karış kadardı
Normal, sıradan, oluklu bir mukuvva ambalajın yırtık parçası!
Yanımdaki arkadaşım müteahhitliğini göstermiş ve anında; “Ellibine olur mu?” Demişti
“Oluuuur!” Dedi çocuk
Onuncu adımda durdum Birbirimize baktık, sonra geri yürüdük
Çocuk ciddiye alındığına şaşırmıştı İki eliyle kavradığı “malı” ile birlikte şaşkınlıktan kıvrılmıştı yana doğru
Cebimde bozuk paralar vardı Bir yirmibeş, iki onluk, yani kırkbeşbin lira Uzattım, avucuna koydum ama bükük boynunu görünce bırakamadım Cebimden bütün bir ellibin lira bulup alışverişi bitirdim Sonra onu kalın bir lata gibi tek elimle tutup, çocuğa “Hayırlı işler” dileyip yürüdük
Elli metre kadar ilerlediğimizde arkaya dönüp baktım; çocuk orda, kaldığı yerde bize bakıyordu Acaba bizi kazıkladığını mı, yoksa bizim tarafımızdan kazıklandığını mı düşünüyordu?
Cadde dümdüz ve yokuş yukarıydı Hava sıcaktı ve elimdeki mukavva lüzumsuz bir fazlalıktan başka bir şey değildi Konteynerlerin yanından geçiyor ama “izlendiğimizi” düşünerek, ondan kurtulamıyordum
En sonunda, iyice uzaklaştığımızdan emin olduğumuzda, boş bir çöpe bıraktım elimdekini
Bu alışverişi neden yaptım, bilmiyorum
Ama yapmasaydım ve sonradan o çocuk aklıma gelseydi içim içimi yerdi
Pazarlığı neden yaptığımı da bilmiyorum
Ama pazarlık yapmasaydım, belkide o çocuk bizim ne kadar “ciddi bir müşteri” olduğumuza inanmayacaktı
Aslında “malı” almadan, istenen parayı vermek de geldi aklıma, fakat bunu doğru bulmadım
Bu olayı size neden anlattım, onu da bilmiyorum
Ama “bu alışveriş” çok hoşuma gitmişti ve günümün en renkli ve en olumlu hadiselerinden biri olduğuna inanmıştım
Öyleyse, bunu sizinle değil de, kiminle paylaşacaktım ki?
Şu an bile duyuyorum o çocuğun ince ve ürkek sesini
Acemi acemi, tam yanından geçenlere sesleniyor:
“Alsanıza, yüz bin lira!”
Düşünüyorum; kimbilir kaç çocuk, kimbilir kaç büyük Kimbilir kaç koca, kaç karı, kaç ana, kaç baba Kimbilir kaç ihtiyar kimbilir neler “sunuyorlar” bize farkında olmadığımız
Ne küçük bedeller karşılığında, aynen o çocuk gibi, ellerinde mevcut bulunan en değerli bildikleri şeyleri koyuyorlar önümüze Ve; “alsanıza” diyorlar
Almıyoruz
Çünkü görmüyoruz onları, farketmiyoruz
Aklıma; Fatih’in huzuruna çıkıp, ona süt, yoğurt, peynir hediye eden çoban geliyor yine Kellesini uçurmak için kılıçlarını sıyıran muhafızları durduran yüce sultan, diyor ki;
“O, bildiğim en değerli hediyeleri getirdi bana Ben de onu bildiğim en değerli hediyelerle mükafatlandırıyorum”
Bu yazıyı neden yazdığımı ancak işte şimdi anlıyorum dostlar Ve, çöpe atacağım o yırtık kutuyu neden satın aldığımı
Meğer o çocuk, elindeki “tek malını” veriyordu bana Meğer yüreğini satıyordu üç kuruşa
İyi ki duydum onu
İyi ki satın aldım kutuyu
Muammer Erkul
alinti....vesselam....
Konuşarak yürüyorduk Sesini duyuncaya kadar onu görmemiştim bile Göz ucuyla bakıp, “Ne yapayım ki onu?” Dedim
Gerçekten de ne yapabilirdim ki onu
Sekiz-dokuz yaşlarında bir erkek çocuktu bu Kaldırımın kenarına yaslanmıştı ve ürkek-mahçup bakıyordu Satmak istediği şey ise; bir büyük eşyanın ambalajından çıkan mukavva kutunun yarısıydı Boyu seksen santim, eni ise çok kere katlandığından bir karış kadardı
Normal, sıradan, oluklu bir mukuvva ambalajın yırtık parçası!
Yanımdaki arkadaşım müteahhitliğini göstermiş ve anında; “Ellibine olur mu?” Demişti
“Oluuuur!” Dedi çocuk
Onuncu adımda durdum Birbirimize baktık, sonra geri yürüdük
Çocuk ciddiye alındığına şaşırmıştı İki eliyle kavradığı “malı” ile birlikte şaşkınlıktan kıvrılmıştı yana doğru
Cebimde bozuk paralar vardı Bir yirmibeş, iki onluk, yani kırkbeşbin lira Uzattım, avucuna koydum ama bükük boynunu görünce bırakamadım Cebimden bütün bir ellibin lira bulup alışverişi bitirdim Sonra onu kalın bir lata gibi tek elimle tutup, çocuğa “Hayırlı işler” dileyip yürüdük
Elli metre kadar ilerlediğimizde arkaya dönüp baktım; çocuk orda, kaldığı yerde bize bakıyordu Acaba bizi kazıkladığını mı, yoksa bizim tarafımızdan kazıklandığını mı düşünüyordu?
Cadde dümdüz ve yokuş yukarıydı Hava sıcaktı ve elimdeki mukavva lüzumsuz bir fazlalıktan başka bir şey değildi Konteynerlerin yanından geçiyor ama “izlendiğimizi” düşünerek, ondan kurtulamıyordum
En sonunda, iyice uzaklaştığımızdan emin olduğumuzda, boş bir çöpe bıraktım elimdekini
Bu alışverişi neden yaptım, bilmiyorum
Ama yapmasaydım ve sonradan o çocuk aklıma gelseydi içim içimi yerdi
Pazarlığı neden yaptığımı da bilmiyorum
Ama pazarlık yapmasaydım, belkide o çocuk bizim ne kadar “ciddi bir müşteri” olduğumuza inanmayacaktı
Aslında “malı” almadan, istenen parayı vermek de geldi aklıma, fakat bunu doğru bulmadım
Bu olayı size neden anlattım, onu da bilmiyorum
Ama “bu alışveriş” çok hoşuma gitmişti ve günümün en renkli ve en olumlu hadiselerinden biri olduğuna inanmıştım
Öyleyse, bunu sizinle değil de, kiminle paylaşacaktım ki?
Şu an bile duyuyorum o çocuğun ince ve ürkek sesini
Acemi acemi, tam yanından geçenlere sesleniyor:
“Alsanıza, yüz bin lira!”
Düşünüyorum; kimbilir kaç çocuk, kimbilir kaç büyük Kimbilir kaç koca, kaç karı, kaç ana, kaç baba Kimbilir kaç ihtiyar kimbilir neler “sunuyorlar” bize farkında olmadığımız
Ne küçük bedeller karşılığında, aynen o çocuk gibi, ellerinde mevcut bulunan en değerli bildikleri şeyleri koyuyorlar önümüze Ve; “alsanıza” diyorlar
Almıyoruz
Çünkü görmüyoruz onları, farketmiyoruz
Aklıma; Fatih’in huzuruna çıkıp, ona süt, yoğurt, peynir hediye eden çoban geliyor yine Kellesini uçurmak için kılıçlarını sıyıran muhafızları durduran yüce sultan, diyor ki;
“O, bildiğim en değerli hediyeleri getirdi bana Ben de onu bildiğim en değerli hediyelerle mükafatlandırıyorum”
Bu yazıyı neden yazdığımı ancak işte şimdi anlıyorum dostlar Ve, çöpe atacağım o yırtık kutuyu neden satın aldığımı
Meğer o çocuk, elindeki “tek malını” veriyordu bana Meğer yüreğini satıyordu üç kuruşa
İyi ki duydum onu
İyi ki satın aldım kutuyu
Muammer Erkul
alinti....vesselam....