Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
ihtar:
EsSelamuAleykumVeRahmetullahuVeBarakatuhu...
Buraya enstitu çalışmalarını eklemeye çalışaca ım inşaAllah, uzun yazılar, zaten iki paragraftan fazla olan yazılar genellikle okunmaz... Ama ben bazı yerleri farklı renkte tarayaca ım... Okumazsanız dahi, bu yerleri scan ederseniz yani tararsanız konu hakkında bilgi sahibi olmuş oluruz inşaAllah, hatta be enirseniz, ilginizi çekerse tamamını okursunuz... vesselam...
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Ruhunuzu ve Hayallerinizi Serbest Bırakın

Günlük yaşantının koşuşturmaları içinde bunalan ruhlara yapılacak en büyük iyilik, onları serbest bırakmaktır. Yani kendi konumlarına uygun bir nefes alma molası, teneffüs imkanı vermektir. Bazı zamanlar ruh ve hayal beden ve maddenin sınırlı ve dar alanlarına sıĞamıyor. Serbestçe dolaşıp adeta uçmak istiyor. Böyle zamanlarda kendimize yapabileceĞimiz en büyük iyilik ve en güzel terapi yöntemi ruhumuzu ve hayallerimizi serbest bırakmak olamalıdır. Bunu iş yerinde, yolculuk esnasında, belki içinde bulunduĞumuz her konumda yapabiliriz.

Yaşantısını mülk aleminin kuralları ile şekillendirmek durumunda olan insanın uygulamaları hayata bilim ve teknoloji şeklinde yansıyan fıtri şeriata, yani eşyanın işleyişi ile bizlere gösterdiĞi 'Neden? Niçin? Nasıl?' sorularının cevaplarına uygun olmak durumundadır. Bu belkide Hazret-i Adem'e öĞretilen eşyanın ve talimin bir parçası idi ve asırlardır gelişerek, her geçen gün farklı işleyişlerin ve kuralların keşfi ve hayata aktarılması ile zenginleşerek sürüp gidiyor. Eşyanın işleyiş kurallarına ve bunları sistematik bir şekilde size ulaştırmanın şekli ya da dili olan bilimlere aykırı hareket ettiĞinizde tokadı hemen geliyor. Başarısızlık, yıkım ve maĞlubiyet gibi haller bu kurallara uymak şeklinde ortaya koyacaĞınız fiili duayı hakkı ile yapmamaktan kaynaklanıyor. Bunun adını teslimiyet olarak koyabilmek mümkün deĞil. Çünkü, gerçek iman sahibinin inancına göre mülk alemindeki kuralları koyan ve bilimlerin diliyle ifade edilen varlık kanunlarını ikame eden Allah'dır. O'nun koyduĞu kurallara uymamak bir teslimiyet deĞil, bilakis irade ve kasıt ile olmayan ancak tembellik, umursamazlık gibi nedenlerle ortaya çıkan bir isyan halidir. O'na teslim olan O'nun koydu u kanunlara daha çok uyar ve bunu bir dua mahiyetinde, hayatında her işleyişi, her kuralı O'ndan medet uman bir talep ruhu ile yerine getirir.


Varlık aleminin sırlarını daha iyi çözebilmemiz için, hayatı daha anlamlı hale getirebilmek için ve yaşadı ımız olayların hiç bir zaman sadece maddi boyutun katı kurallarına baĞlı cereyan etmediĞini görebilmemiz için zaman zaman işleyişin dışına çıkarak bakmamız gerekiyor. Dar alanlarda anlayabilmemiz mümkün olmayan sırları çözebilmek için ruhen dünyanın, hatta kainatın dışına çıkarak bakıp o noktadan olayların nasıl gözüktü ünü tasavvur etmemiz gerekiyor. Yoksa olayları yalnızca mülke, hatta mülk aleminin yalnızca olayla ilgili oldu unu düşündü ümüz yakın çevresine sınırlı algılamanın sıĞlıĞında yaşamaktan kurtulamayız. Varlı ın ve her işleyişin, iyi ve kötü her olayın gerisinde gizlenmiş hikmetleri görme imkanı bulamayız. En kötüsü de yaratılışımızın asıl gayesi olan Esma-i İlahiyye'yi gerçek anlamıyla anlayıp anlamlandıramayız ve hayatımızın bütün anlamı kaybolur.


Her nesnenin ve her olayın hem yakın çevresi ile hem de sistemin bütününde bir anlamı ve yeri var. Yakın çevresi ilke olan irtibat ve anlamından sadece mülk alemi ile ilgili, yani yaşanan ve gözlenen olaylarla ilgili sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu sonuçlar ise ço unlukla faydalanma ve mülk alemi içindeki işleyişin meyvesini alma şeklinde oluyor. Oysa bütün içinde ele alındı ında birlik anlamı daha netleşiyor ve ortak faile, yani Her Şeyin Sanatkarı'na işaretler daha belirginleşiyor. Dar alanlarda ya da kesrette boĞulmamak için zaman zaman algılarımızı maddi dünyadan çekip sistemin bütününe muhatap olmaya çalışalım. Hayalimizi serbest bırakalım; çıkabildiĞi kadar yükseklere çıksın. Ancak o zaman bütün kainatı bir hastahane şeklinde işletip adeta elleri ile ilaçları bize içiren bir Şafi-i Hakiki'yi, bütün yavrulara ve hepimize rızık yetiştirmek için varlık aleminin tüm zerrelerini seferber eden Rezzak-ı Kerim'i daha rahat hissedebilir ve icraatlarını daha net görebiliriz.
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Çok Zekice bir fikir İsmail. Rabbim Razı olsun senden .. Paylaşımların harikulade kardeşim..
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Orjinal Yazarı KIRIKMIZRAP
Çok Zekice bir fikir İsmail. Rabbim Razı olsun senden .. Paylaşımların harikulade kardeşim..

kesinlikle abime katılıyorum..Allah razı olsun..
 

Başak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
1,488
Aldığı Beğeniler
5
Dar alanlarda ya da kesrette boĞulmamak için zaman zaman algılarımızı maddi dünyadan çekip sistemin bütününe muhatap olmaya çalışalım. Hayalimizi serbest bırakalım; çıkabildiĞi kadar yükseklere çıksın. Ancak o zaman bütün kainatı bir hastahane şeklinde işletip adeta elleri ile ilaçları bize içiren bir Şafi-i Hakiki'yi, bütün yavrulara ve hepimize rızık yetiştirmek için varlık aleminin tüm zerrelerini seferber eden Rezzak-ı Kerim'i daha rahat hissedebilir ve icraatlarını daha net görebiliriz.

Sag ol Kardeşim paylaşımınız hakikaten çok güzel ve bi o kadar

önemli.Rızka degil, Rezzak-ı Alem olan Hz.Allah'a baglanmak gerek.

Rabbim cümlemizi dgru yoldan ayırmasın.
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Gerçe i de erlendirme yetene i kişinin psikiyatrik açıdan sa lıklı oldu unu ortaya koyan önemli verilerden biri olarak kabul edilmektedir. Psikoz türü hastalıklarda gerçe i de erlendirme kabiliyetinde oluşan bozulma belirgin özelliklerdendir. Bu tür hastalarda özellikle bizim gerçeklik algımıza ters gelen haller belirgin şekilde gözlenir. Mesela, şizofreni hastalarının bir ço u kendini Hz. İsa olarak algılar. Bu inanış onun hayatının bir parçası olacak düzeyde kuvvetlidir. Günlük hayatla olan ba ınızda gerçe i de erlendirme özelliklerinizin ne kadar önemli oldu unu anlamak için bu hastaları görmeniz yeterlidir.

Her insanın bir gerçeklik algısı vardır. Bunun oluşumunda beynin gelişim süreci içinde çevreyle ilişkisi, genetik faktörler, e itim, kültür ve inançların etkisi oldu u düşünülmektedir. Varlık ve beden, beden ve ruh etkileşiminin nihayetinde ortaya çıkan anlamlar, bu gerçeklik algısı ve onun ardından ortaya çıkan mânâlarla yakından ba lantılıdır. Beyin ve varlık etkileşiminin bir sonucu olan algılarımızın ve anlam haritamızın ne ölçüde gerçekli i ifade etti i, varlı ın tarifi ve dayanakları insanlı ı asırlardır düşündüren önemli bir problem olmuştur.

Gerçek, kâinatın büyük patlaması ile insanın ilk hücresinin çatlaması arasında geçen ve insan hayatı boyunca algılarla geçen sürecin karmakarışık mekanizmaların işleyişi ile ruhta hasıl etti i mânâlarda aranmaktadır. Asli gerçeklik, varlı ın özü ise; başlangıçta kainatın oluşumuna zemin hazırlayan sonsuz cemali teşkil eden esmâ olmalıdır. Hakikat-i eşyanın esmâ olması gerekti i, farazi ve itibari varlık seyrini mânâ boyutunda algılayan üstün ruhlarca da ortaya konmuştur.

"Algıladı ımız alem gerçek mi?" "Eşyanın özü nedir; atom mu, esir mi? Yoksa bilemedi imiz farklı unsurlar mı?" Bu türden pek çok soru varlık ve benli imiz arasındaki akıllara durgunluk veren ve halen bir muamma olan muhteşem etkileşimin sırrına vakıf olmak amacıyla asırlardır sorulagelmiştir.

Belki de temel problem gerçekli i kendi algılarımızın darlı ında anlamlandırmak, sınırlarımız içine sı dırmak arzusudur. Maddî alemde şekillenen kavram haritamız eşyanın asıl gerçekli ini ifade eden mânâ alemi ile örtüşmüyor. Madde bizim ve alemin özünü ifade etmiyor. Anlatılmak istenen mânâ boyutuna bir zemin, bizim konumumuza uygun bir anlatım ve bir kıyas birimi olarak verilmiş. Bunu sa ladıktan sonra bir kenara bırakılmazsa mânâ boyutunun gölgesi oluyor. O yüzden maddeden sıyrılmış soyut düşünce belki de insanın gerçekli ine en yakın özelli i. "Allah neye benziyor baba?" diye soran bir çocu un somut düşünen beynine, İlahi gerçekliklerin ancak sembolleri sı ışabilir. Semboller, asıllar şeklinde algılandıklarında ise anlatmak istediklerinin anlaşılmasına engel ve hakikatin önünde gölge olurlar.

Sembolik anlatım ve somutlaştırma idrakin başlangıç basamaklarından biri olarak kabul edilmeli ve mânânın güçlendi i ölçüde madde bir tarafa bırakılmalıdır. Zaten mânânın kalınlaşması ile madde incelir ve aynı etkileşim tersine de işler. Yani madde inceldikçe mânâ kalınlaşır. Ancak özellikleri maddî aleme yönelik olarak yaratılmış insan, maddeden mânâya geçiş sürecini yaşamalıdır. İnsan aslolan mânâya geçmek için maddenin sınırlı ı ve katılı ını yaşamak ve aşmak zorundadır. Temel problem maddî aleme hapsolup kalmakta ve eşyanın gerçekli ini maddede aramaktadır. Bu da bizi bir tür koma haline sokar ve maddî alem içinde hapsolmuş ruhumuz o alemin gerçekli i dışına çıkamaz. Bu hal, kartal yumurtalarının çalınması ile tavuklar arasında dünyaya gelmiş ve kendilerini tavuk olarak algılayan kartalların uçabileceklerinin farkında olmaması gibi bir şeydir. Bazen özelliklerinin farkında olamamak bazen de olmayan özelliklere sahiplenmek gibi gerçekli in de erlendirilmesi problemleri hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır.

Kendini Hz. İsa olarak algılayan bir şizofren bizim gerçeklik dünyamızdan kopmuştur. Kendi otistik dünyasında ve oranın gerçekli inde yaşamaktadır. O alemin gerçekli inde bir insanın öldürülmesi kötü bir olay olarak algılanmayabilir, sokaktaki birinin yüzüne tükürmek bizim algıladı ımız çirkinlikle onun alemine yansımaz. Tepkilerin ve cezaların da çok anlamı yoktur, çünkü ço unlukla bunlar o aleme tepki ve ceza anlamıyla yansımamaktadır.

Gerçekli in de erlendirilmesine iç dışa, dış içe çevrilerek bakma imkanımız olsaydı, melekût aleminden bir bakışın bizim hayatımızı hezeyanlar ve gerçek dışılıklarla dolu olarak gördü ünü fark edebilirdik. Nefsimizin ve arzularınızın kıskacında katılaşmış benli imizin "ben"le başlayan ve "-ım" ile biten ifadelerinin asli gerçekli imizden bakıldı ında "ben Hazret-i İsa'yım" diyen şizofrenden çok önemli bir farklılı ı yoktur. Benli in gerçekli ini idrak etmiş hiçbir akıl, bu ifadeleri benimseyemez.

Sanki hakkıyla de erlendirdi imizi zannetti imiz gerçekli in çok uzaklarındayız. Komadaki bir hastanın komada oldu unu algılayamamasına benzer ya da uykudaki bir insanın o esnada kendini uykuda olarak algılayamamasını benzer şekilde maddî alemin uykusundayız. Sabah bizi uyandıran yakınımızın sesini bazen rüya aleminde algılamamıza benzer şekilde, maddî alemdeki uykumuzun içinde uzaktan, derinlerden bir ses işitiliyor: Semavi alemlerden, Rabb-i Ezeli'nin sesi Kur'ân-ı Azimüşşan, Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ve bütün enbiya, evliya, asfiya ve sıddıklar şeklinde alemimize ulaşıyor ve bizi asli gerçekli imize ça ırıyor.
 
Üst Alt