Eşrefpaşalılar
Öğrencilik ve öğretmenlik yıllarımın geçtiği İzmir'de Eşrefpaşalılarla çok münasebetlerimiz ve sohbetlerimiz olmuştur.
Fıtrî cesareti taşıyan bu insanlarımızdaki öz cevheri ve mayalarındaki güzellikleri, ortaya çıkaran iman ve Kur'an hizmetinin ülkemiz ve insanlık için ne kadar lüzumlu olduğunu bu münasebetle anlamış olduk. Daha önce yaşadıkları ortam ve atmosferlerin onlar üzerindeki menfî tesirlerini, Kur'anî talim ve terbiyenin nasıl izâle edip, fıtratlarındaki aslî cevherlerin neşvü nemasına vesile oluşuna şahit olmamız, bu müsbet tesirin bütün insanlığa da ulaştırılması açısından bizlere de fikir vermiştir. Küçük bir fikir vermesi açısından bir hatırayı nakletmek istiyorum:
Bir sohbet sırasında, nasıl olmuşsa araya karışan Hizbüttahrir benzeri radikal bir gruptan gelmiş olan birisi gençleri tahrik etmeye başlıyor, slogan atar şekilde; "İnfirû hıfâfen ve sikâlen..." (Tevbe Sûresi, 9/41) âyetini okuyarak "Bakınız âyette 'Kolaylık ve güçlük, zenginlik ve fakirlik, sağlık ve hastalık halinde seferber olunur, savaşınız!..' buyuruluyor. Siz burada pısırık pısırık oturmuşsunuz, kitaplar okuyup duruyorsunuz. Böyle şey olmaz. Sokaklara dökülün... Saç saça, baş başa savaşın!.. Görmüyor musunuz âyet ne diyor?.. Bu dinsizliği, bu ahlaksızlığı durdurun... Dünyada İslamiyet'in şeriat hükümlerini bu yoldan çıkmışlar üzerinde hâkim kılın!.." gibi sözler söylüyor, zorla insanları yola getirmek gerektiğini telkin ediyordu. Oradakiler imanlı faziletle, iyilik ve güzelliğin telkiniyle, insaniyet-i kübrâ (büyük ve gerçek insanlık) olan İslâmiyet'in güzel telkinleriyle ancak bu işlerin olacağını, kalblere tahkîkî imanın yerleştirilmesiyle, herkesin gönlünde kötülüklere karşı bir kontrolün yerleştirilmesi gerektiğini; artık herkesin peşine bir polis takmaya lüzum kalmayacağını anlatmalarına rağmen o ise inatla bildiklerini tekrarlıyor; "Gücü eline geçirdin mi yanlış yoldakilere copu indirirsin, yola getirirsin!.." diyordu. Bu konuşmalar sürüp giderken bir kenarda sessizce bunları dinleyen Eşrefpaşalı Münir Bey, artık patlama noktasına gelince, birdenbire söze karıştı ve gömleğini sıyırarak vücudundaki bıçak yaralarını ve cam kesiklerini göstererek, "Haydi bakalım, benim gibi adamları, sopayla yola getir!.. Kaç defa karakollarda dayak yedim, cezaevlerinde hapis yattım; kimse beni yola getiremedi. Getiremezdi de... Ama sağ olsun bu pısırık diye hakaret ettiğin arkadaşlar, benim gibi bir serkeşle, benim benzerim insanlarla ilgilenip bu kitapları okuya okuya ve nasihatlar vere vere bizleri kötülüklerden kurtardılar. Sen boşuna konuşuyorsun arkadaş!.." deyip onu susturdu...
Şimdi onların hayatlarını senaryolaştırıp filmleştirmişler... İslam tarihinde benzeri şeyler vardır... Meselâ Şehbâz-ı Kalender, meşhur bir kahramandır ki; Şeyh Geylânî'nin irşadı ile dergâh-ı İlâhi'ye iltica edip evliyalık mertebesine çıkmıştır. Bu güzelliklerin, film yoluyla bütün insanlara gösterilmesi ve anlatılması gerekmektedir.
Ayrıca toplumun her kesimine hitap eden iman ve Kur'an hizmetlerinin müsbet neticelerinin de gösterilmiş olması, zihinlerdeki bazı yanlışların düzeltilmesine de vesile olacaktır.
Şimdi 'Eşrefpaşalılar" filmi Avrupa'da gösterime giriyor... Daha önce (3 Mart'ta) Ankara'daki galasına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı bakanlar da iştirak etmişlerdi... Avrupa'daki vatandaşlarımız da inşaallah gereken ilgiyi gösterirler...
12 Nisan 2010, Pazartesi
ABDULLAH AYMAZ
Öğrencilik ve öğretmenlik yıllarımın geçtiği İzmir'de Eşrefpaşalılarla çok münasebetlerimiz ve sohbetlerimiz olmuştur.
Fıtrî cesareti taşıyan bu insanlarımızdaki öz cevheri ve mayalarındaki güzellikleri, ortaya çıkaran iman ve Kur'an hizmetinin ülkemiz ve insanlık için ne kadar lüzumlu olduğunu bu münasebetle anlamış olduk. Daha önce yaşadıkları ortam ve atmosferlerin onlar üzerindeki menfî tesirlerini, Kur'anî talim ve terbiyenin nasıl izâle edip, fıtratlarındaki aslî cevherlerin neşvü nemasına vesile oluşuna şahit olmamız, bu müsbet tesirin bütün insanlığa da ulaştırılması açısından bizlere de fikir vermiştir. Küçük bir fikir vermesi açısından bir hatırayı nakletmek istiyorum:
Bir sohbet sırasında, nasıl olmuşsa araya karışan Hizbüttahrir benzeri radikal bir gruptan gelmiş olan birisi gençleri tahrik etmeye başlıyor, slogan atar şekilde; "İnfirû hıfâfen ve sikâlen..." (Tevbe Sûresi, 9/41) âyetini okuyarak "Bakınız âyette 'Kolaylık ve güçlük, zenginlik ve fakirlik, sağlık ve hastalık halinde seferber olunur, savaşınız!..' buyuruluyor. Siz burada pısırık pısırık oturmuşsunuz, kitaplar okuyup duruyorsunuz. Böyle şey olmaz. Sokaklara dökülün... Saç saça, baş başa savaşın!.. Görmüyor musunuz âyet ne diyor?.. Bu dinsizliği, bu ahlaksızlığı durdurun... Dünyada İslamiyet'in şeriat hükümlerini bu yoldan çıkmışlar üzerinde hâkim kılın!.." gibi sözler söylüyor, zorla insanları yola getirmek gerektiğini telkin ediyordu. Oradakiler imanlı faziletle, iyilik ve güzelliğin telkiniyle, insaniyet-i kübrâ (büyük ve gerçek insanlık) olan İslâmiyet'in güzel telkinleriyle ancak bu işlerin olacağını, kalblere tahkîkî imanın yerleştirilmesiyle, herkesin gönlünde kötülüklere karşı bir kontrolün yerleştirilmesi gerektiğini; artık herkesin peşine bir polis takmaya lüzum kalmayacağını anlatmalarına rağmen o ise inatla bildiklerini tekrarlıyor; "Gücü eline geçirdin mi yanlış yoldakilere copu indirirsin, yola getirirsin!.." diyordu. Bu konuşmalar sürüp giderken bir kenarda sessizce bunları dinleyen Eşrefpaşalı Münir Bey, artık patlama noktasına gelince, birdenbire söze karıştı ve gömleğini sıyırarak vücudundaki bıçak yaralarını ve cam kesiklerini göstererek, "Haydi bakalım, benim gibi adamları, sopayla yola getir!.. Kaç defa karakollarda dayak yedim, cezaevlerinde hapis yattım; kimse beni yola getiremedi. Getiremezdi de... Ama sağ olsun bu pısırık diye hakaret ettiğin arkadaşlar, benim gibi bir serkeşle, benim benzerim insanlarla ilgilenip bu kitapları okuya okuya ve nasihatlar vere vere bizleri kötülüklerden kurtardılar. Sen boşuna konuşuyorsun arkadaş!.." deyip onu susturdu...
Şimdi onların hayatlarını senaryolaştırıp filmleştirmişler... İslam tarihinde benzeri şeyler vardır... Meselâ Şehbâz-ı Kalender, meşhur bir kahramandır ki; Şeyh Geylânî'nin irşadı ile dergâh-ı İlâhi'ye iltica edip evliyalık mertebesine çıkmıştır. Bu güzelliklerin, film yoluyla bütün insanlara gösterilmesi ve anlatılması gerekmektedir.
Ayrıca toplumun her kesimine hitap eden iman ve Kur'an hizmetlerinin müsbet neticelerinin de gösterilmiş olması, zihinlerdeki bazı yanlışların düzeltilmesine de vesile olacaktır.
Şimdi 'Eşrefpaşalılar" filmi Avrupa'da gösterime giriyor... Daha önce (3 Mart'ta) Ankara'daki galasına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı bakanlar da iştirak etmişlerdi... Avrupa'daki vatandaşlarımız da inşaallah gereken ilgiyi gösterirler...
12 Nisan 2010, Pazartesi
ABDULLAH AYMAZ