Hohlaya hohlaya buz dağlarını eriteceğiz; ama korkarım etraf çamurdan geçilmez dermiş Necip Fazıl. Ruhu şâd olsun. Üzülerek itiraf etmeliyim ki Üstad haklı çıktı.
Devâsâ aysbergler eridi birer birer. İçimize huzur akacak, vâhâlara bahar yağacak diye bekleşirken, anladık ki daha çok erken, küçük hesapların küçük adamları, ne dava namusu tanıyor, ne kul hakkı.
Eskiden böyle değildi! Mümin dendi mi; onur gelirdi akla; bir de basiret ve firaset... Bir mümin hakkında başlayınca çekiştirme, ahiret korkusu düşerdi yüreklere. Bir fâsık size bir haber getirdiğinde... diye başlayan İlahî hükme ivazsız garazsız teslim olurdu. Ya şimdi öyle mi?
Bir zamanlar ne büyük bir anlam ifade ederdi şu cümle herkes için: Mümin kardeşin hakkında hüsnüzan edip yanılmayı, suizan edip isabet etmeye tercih et. Şimdi ne nezahet kaldı ne nezaket. Oysa daha düne kadar herkesi birbirine bağlardı uhuvvet. Bilgi kirlenmesi en kutsal alanları bile istila edecek güce erişti. Ham yobazlık yeni maskeler seçti kendine kaba softalık yeni esvaplar dikti...
Bir mümin diğerini tekfir ederse bu suçlama ikisinden birinde kalır demişti Nebiler Nebisi... Şimdilerde binler, yüz binler, milyonlar bir çırpıda tekfir edilebiliyor; üstelik milyonların huzurunda. Düşünülmüyor ki bu ağır itham, tek bir ferdin yüreğine çarpıp dönse, iddia sahibinin ebedî bühtanına sebep olur.
Eskiden de farklı meslekler, farklı meşrepler vardı; ancak dua ederdi herkes birbirine. Yeter gayrı bizden aldığın ders deyip bir başka kapı gösterilirdi seyr-ü sefer için. Tekâmül yolunda grupçuluk, hizipçilik nefret edilesi şeylerdi. Şimdi öyle mi? Sadece kendini hak bilen, herkesi batıl görüyorsa ve yüreğindeki sevgiyi söküp atıyorsa; o merhum şairin çamur korkusuyla ifade ettiği kehaneti gel de hatırlama...
Bilirim yüreği kan ağlar insanların. Açlığın, kıtlığın kol gezdiğini görür kendi coğrafyasında. Zulmü müşahede eder her gün gözyaşlarıyla. Ve hırpalanmış umutlarla yenik düşer çoğu kez çaresizliğe. Endişe duyar büyük dünyaların büyük gailelerinden. El hak doğrudur. Ancak, böyle şartlardır ki insanları birbirine kardeş yapar; yapmalıdır. Basiret sınavı tam bu noktada kazanılır. Görmeli insan her hadisenin öbür âleme kalan büyük aksini. Ve sık sık gözden geçirmeli niyetini. Hak sahipleri belki affeder cehaleti; fakat bile bile söylenen yalanlar ve kurulan tuzaklar yakasını bırakmaz zalimin mahşere kadar.
Bir insan, kardeşinin koynunda görmüşse bir akrep ya da bir yılan, elbette uyaracak onu tereddüde kapılmadan. Ancak insafı asla elden bırakmayacak, insaf ölçüsünü aşmayacak. Mesela vermeyecek insanlar hakkında peşin hükmünü. Hiçbir makam ve mevki ebedî hayatın mahvına değmez çünkü. Bazı iftiralar vardır kişi vazgeçse bile hakkından, asıl hak sahibi vazgeçmez davadan. Soyut bırakmamak için söylediklerimi sadece bir örnekle yetineyim bari: Kırk yıllık tefsir hocasına İncilleştiriyor Kuranı diyerek saldırmak. Sonra bu yalanın üzerine insanları suçlamak, feci bir hesaptır öbür âleme kalacak. Kasıla kasıla konuk olup ekranlara sabahlara kadar devam etmek iftiraya. Sosyetenin koynundan siyaset meydanına, derin komitalardan rütbe avına... Her şey bir kenara, çıkacağız bir gün Onun huzuruna.
Etraf çamurdan geçilmiyorsa bugün; herkes bir daha bakmalı aynaya ve sormalı en keskin soruyu: Allah aşkına bize ne oldu? Evlad-ü iyal için miydi bunca gayret, izzet-ü ikbal için miydi bunca himmet? Herkes çekerse kendini hesaba; daha başlamadan mahkeme-i Kübra; belki bir fırsat bulunur; aksi halde korkarım, haksızlık gayretullaha dokunur.
Ekrem Dumanlı, Zaman, 28.02.2006
Devâsâ aysbergler eridi birer birer. İçimize huzur akacak, vâhâlara bahar yağacak diye bekleşirken, anladık ki daha çok erken, küçük hesapların küçük adamları, ne dava namusu tanıyor, ne kul hakkı.
Eskiden böyle değildi! Mümin dendi mi; onur gelirdi akla; bir de basiret ve firaset... Bir mümin hakkında başlayınca çekiştirme, ahiret korkusu düşerdi yüreklere. Bir fâsık size bir haber getirdiğinde... diye başlayan İlahî hükme ivazsız garazsız teslim olurdu. Ya şimdi öyle mi?
Bir zamanlar ne büyük bir anlam ifade ederdi şu cümle herkes için: Mümin kardeşin hakkında hüsnüzan edip yanılmayı, suizan edip isabet etmeye tercih et. Şimdi ne nezahet kaldı ne nezaket. Oysa daha düne kadar herkesi birbirine bağlardı uhuvvet. Bilgi kirlenmesi en kutsal alanları bile istila edecek güce erişti. Ham yobazlık yeni maskeler seçti kendine kaba softalık yeni esvaplar dikti...
Bir mümin diğerini tekfir ederse bu suçlama ikisinden birinde kalır demişti Nebiler Nebisi... Şimdilerde binler, yüz binler, milyonlar bir çırpıda tekfir edilebiliyor; üstelik milyonların huzurunda. Düşünülmüyor ki bu ağır itham, tek bir ferdin yüreğine çarpıp dönse, iddia sahibinin ebedî bühtanına sebep olur.
Eskiden de farklı meslekler, farklı meşrepler vardı; ancak dua ederdi herkes birbirine. Yeter gayrı bizden aldığın ders deyip bir başka kapı gösterilirdi seyr-ü sefer için. Tekâmül yolunda grupçuluk, hizipçilik nefret edilesi şeylerdi. Şimdi öyle mi? Sadece kendini hak bilen, herkesi batıl görüyorsa ve yüreğindeki sevgiyi söküp atıyorsa; o merhum şairin çamur korkusuyla ifade ettiği kehaneti gel de hatırlama...
Bilirim yüreği kan ağlar insanların. Açlığın, kıtlığın kol gezdiğini görür kendi coğrafyasında. Zulmü müşahede eder her gün gözyaşlarıyla. Ve hırpalanmış umutlarla yenik düşer çoğu kez çaresizliğe. Endişe duyar büyük dünyaların büyük gailelerinden. El hak doğrudur. Ancak, böyle şartlardır ki insanları birbirine kardeş yapar; yapmalıdır. Basiret sınavı tam bu noktada kazanılır. Görmeli insan her hadisenin öbür âleme kalan büyük aksini. Ve sık sık gözden geçirmeli niyetini. Hak sahipleri belki affeder cehaleti; fakat bile bile söylenen yalanlar ve kurulan tuzaklar yakasını bırakmaz zalimin mahşere kadar.
Bir insan, kardeşinin koynunda görmüşse bir akrep ya da bir yılan, elbette uyaracak onu tereddüde kapılmadan. Ancak insafı asla elden bırakmayacak, insaf ölçüsünü aşmayacak. Mesela vermeyecek insanlar hakkında peşin hükmünü. Hiçbir makam ve mevki ebedî hayatın mahvına değmez çünkü. Bazı iftiralar vardır kişi vazgeçse bile hakkından, asıl hak sahibi vazgeçmez davadan. Soyut bırakmamak için söylediklerimi sadece bir örnekle yetineyim bari: Kırk yıllık tefsir hocasına İncilleştiriyor Kuranı diyerek saldırmak. Sonra bu yalanın üzerine insanları suçlamak, feci bir hesaptır öbür âleme kalacak. Kasıla kasıla konuk olup ekranlara sabahlara kadar devam etmek iftiraya. Sosyetenin koynundan siyaset meydanına, derin komitalardan rütbe avına... Her şey bir kenara, çıkacağız bir gün Onun huzuruna.
Etraf çamurdan geçilmiyorsa bugün; herkes bir daha bakmalı aynaya ve sormalı en keskin soruyu: Allah aşkına bize ne oldu? Evlad-ü iyal için miydi bunca gayret, izzet-ü ikbal için miydi bunca himmet? Herkes çekerse kendini hesaba; daha başlamadan mahkeme-i Kübra; belki bir fırsat bulunur; aksi halde korkarım, haksızlık gayretullaha dokunur.
Ekrem Dumanlı, Zaman, 28.02.2006