- Üyelik Tarihi
- 29 Ocak 2008
- Mesajlar
- 65
- Aldığı Beğeniler
- 0
EYLÜL SARISI
Eylülden çıkmış Aralığın sonunda
Beyaz karı izlerken içerden
Getirdiler onu, ürkekti,
Yorgun yüzünde uzamış seyrek sakalı
Belliydi görmüştü bir çok çakalı.
Hiç konuşmazdı,
Duvarın içine girecekmiş gibi bakardı
Çayı uzatınca kaçardı, hep duvara bakardı
Günlerce yazardı, ağlardı ve yağmur yağardı.
Eski bir kavalı vardı
Hep çalardı ve ağlardı.
Hiç ziyaretçisi gelmedi
Beklide o hiç bilmedi,
Sarı saçlı Ue uzun boyluydu
Bildiğim tek şey suçuydu
Ve Allahın kuluydu.
Yüzündeki çizgiler ve kollarındaki kesikler
Kavalından çıkan ezgiler
Anlatıyordu her şeyi, anlamazsam da
Bakıp bakıp uzaklara dalardı
Kavalını çalardı, bir şeyler yazardı, ağlardı
Ve yağmur yağardı.
Geceleri hiç uyumazdı
Gece ziyaretçileri vardı onu yatırmazdı,
Karanlığa dalardı.
Biliyordu bir gece geleceklerini
İpin ucuna geçireceklerini.
Sigarasını yakmadan içerdi ve beklerdi
Gözlerine perdeler inerdi
Kapatmadan bir yerlere giderdi.
Bazen gözleri bana takılır, hafifçe gülerdi,
Çünkü çoğu kez onunla birlikte beklediğimi bilirdi.
Yine beklerken bir gece beklediklerini
Bende bekliyordum onu
Nerden bileyim ki bu gece onun sonu
Sesler yaklaştıkça bir panik tuttu onu,
Gelmişti katiller komisyonu
Ağlamadan büktü boynu.
Zincirlediler her yerini giydirdiler beyaz kefeni
Tam giderken duraklayıverdi birden
Bana dikti gözlerini
Anlamıştım ne demek istediğini
Gözle konuşmayı o bana öğretmişti
Yanına gittim
Eski kavalını ve o günlerce yazdığı şeyleri
Birde yüreğini bana verdi
Yine konuşmadan gidiverdi, bu alemi siliverdi.
O yazdıklarını okudukça bende konuşamadım
Kavalı çaldım, duvara baktım ve ağladım,
Meğer canını halkına adamış
Kalbi sevgi ile yaşlanmış bir babaymış.
Munzur muş toprağı, konuşmadı ağzı, kesikmiş boğazı,
Yüreğini dağıtırken yurduna
Sessizce konuşurken halkıyla
Bitmeyen vatan aşkıyla yürürken
Yerden kesiverdiler ayaklarını ve ayaklarımı,
Okudukça bende konuşamadım
Duvara bakıp ağladım
İsmini oğluma bağışladım
Ve düşünmeye başladım
Onun gibi yaşadım.
09 Ekim 2004/Diyarbakır Saat:23:50
Eylülden çıkmış Aralığın sonunda
Beyaz karı izlerken içerden
Getirdiler onu, ürkekti,
Yorgun yüzünde uzamış seyrek sakalı
Belliydi görmüştü bir çok çakalı.
Hiç konuşmazdı,
Duvarın içine girecekmiş gibi bakardı
Çayı uzatınca kaçardı, hep duvara bakardı
Günlerce yazardı, ağlardı ve yağmur yağardı.
Eski bir kavalı vardı
Hep çalardı ve ağlardı.
Hiç ziyaretçisi gelmedi
Beklide o hiç bilmedi,
Sarı saçlı Ue uzun boyluydu
Bildiğim tek şey suçuydu
Ve Allahın kuluydu.
Yüzündeki çizgiler ve kollarındaki kesikler
Kavalından çıkan ezgiler
Anlatıyordu her şeyi, anlamazsam da
Bakıp bakıp uzaklara dalardı
Kavalını çalardı, bir şeyler yazardı, ağlardı
Ve yağmur yağardı.
Geceleri hiç uyumazdı
Gece ziyaretçileri vardı onu yatırmazdı,
Karanlığa dalardı.
Biliyordu bir gece geleceklerini
İpin ucuna geçireceklerini.
Sigarasını yakmadan içerdi ve beklerdi
Gözlerine perdeler inerdi
Kapatmadan bir yerlere giderdi.
Bazen gözleri bana takılır, hafifçe gülerdi,
Çünkü çoğu kez onunla birlikte beklediğimi bilirdi.
Yine beklerken bir gece beklediklerini
Bende bekliyordum onu
Nerden bileyim ki bu gece onun sonu
Sesler yaklaştıkça bir panik tuttu onu,
Gelmişti katiller komisyonu
Ağlamadan büktü boynu.
Zincirlediler her yerini giydirdiler beyaz kefeni
Tam giderken duraklayıverdi birden
Bana dikti gözlerini
Anlamıştım ne demek istediğini
Gözle konuşmayı o bana öğretmişti
Yanına gittim
Eski kavalını ve o günlerce yazdığı şeyleri
Birde yüreğini bana verdi
Yine konuşmadan gidiverdi, bu alemi siliverdi.
O yazdıklarını okudukça bende konuşamadım
Kavalı çaldım, duvara baktım ve ağladım,
Meğer canını halkına adamış
Kalbi sevgi ile yaşlanmış bir babaymış.
Munzur muş toprağı, konuşmadı ağzı, kesikmiş boğazı,
Yüreğini dağıtırken yurduna
Sessizce konuşurken halkıyla
Bitmeyen vatan aşkıyla yürürken
Yerden kesiverdiler ayaklarını ve ayaklarımı,
Okudukça bende konuşamadım
Duvara bakıp ağladım
İsmini oğluma bağışladım
Ve düşünmeye başladım
Onun gibi yaşadım.
09 Ekim 2004/Diyarbakır Saat:23:50
