- Üyelik Tarihi
- 3 Ağu 2010
- Mesajlar
- 333
- Aldığı Beğeniler
- 4
- Takım
- Beşiktaş
eylüle asılmış bir vakitte
... kirpiklerinde hüzün,
avuçlarında ıssız yalnızlıklar taşıyan
bir rûzigâr gibi konmuştun dallarına
efsûnlu ruhumun.
kim bilir hangi şarkıda vurgun yemiş
şaşkın bir bilgelikle kaçmıştın
içinin göğsünden.
Sonra
öldürmeye gelmiştin kanayan yanlarımı…
ruhumun küf kokan duvarlarında
mor ölüler asılmışken
öpmüştün gözlerimi
eylül fısıldamıştın dizelerimin
gümüşten kulaklarına.
suskun serviler gibi
bir mezar sessizliğine bürünmüş
susmuştun sonra
asırlarca.
düşsel bir çağrı vardı dudaklarında
yanaklarında asırlık aşkların ayak sesleri…
önce evrensel diliyle konuşmuştun hüznün
gözlerin yankılanmıştı ağaçlarda
sonra lirik şarkılarca susmuştun
ellerin düğümlenmişti boğazımda.
bir ateş fırtınası sarmıştı çınar ağaçlarını
parklar alevden elbiseler giymişti
kanamıştı bulvarların kalbi
tırnaklarım mosmor kesilmişti bir akşamüstü
billur şiirlerden arta kalan
ne kadar dize varsa
hepsi eylüle dökülmüştü
içten içe akan tümceler
geceden sabaha evrilen işkenceler
devriydi eylül
eylül ateşten bir serencamın
başladığı bir güzün ilk demiydi.
başlamıştı tarih.
açılmıştı ruhumun parantezi.
acıya ve sancıya
kedere ve hiçliğe açılan…
yanmıştı gözbebeklerim
bembeyaz siluetin karşısında
bir alev yumağı
bir ateş topu
hecemi gecemden ayırmıştı.
ölmüştü içimdeki serçe
sonra ansızın yitiverip gitmiştin
devasa sorular bırakmıştın arkanda.
çengellerine milyon kere asıldığım
soru işaretleriyle
seni sormuştum kuşlara
bir iz, bir işaret beklemiştim yalnızca
gözlerini andıran bulutlardan.
ve başlamıştı tarih.
eylül.
hep eylül.
Necdet Karasevda
... kirpiklerinde hüzün,
avuçlarında ıssız yalnızlıklar taşıyan
bir rûzigâr gibi konmuştun dallarına
efsûnlu ruhumun.
kim bilir hangi şarkıda vurgun yemiş
şaşkın bir bilgelikle kaçmıştın
içinin göğsünden.
Sonra
öldürmeye gelmiştin kanayan yanlarımı…
ruhumun küf kokan duvarlarında
mor ölüler asılmışken
öpmüştün gözlerimi
eylül fısıldamıştın dizelerimin
gümüşten kulaklarına.
suskun serviler gibi
bir mezar sessizliğine bürünmüş
susmuştun sonra
asırlarca.
düşsel bir çağrı vardı dudaklarında
yanaklarında asırlık aşkların ayak sesleri…
önce evrensel diliyle konuşmuştun hüznün
gözlerin yankılanmıştı ağaçlarda
sonra lirik şarkılarca susmuştun
ellerin düğümlenmişti boğazımda.
bir ateş fırtınası sarmıştı çınar ağaçlarını
parklar alevden elbiseler giymişti
kanamıştı bulvarların kalbi
tırnaklarım mosmor kesilmişti bir akşamüstü
billur şiirlerden arta kalan
ne kadar dize varsa
hepsi eylüle dökülmüştü
içten içe akan tümceler
geceden sabaha evrilen işkenceler
devriydi eylül
eylül ateşten bir serencamın
başladığı bir güzün ilk demiydi.
başlamıştı tarih.
açılmıştı ruhumun parantezi.
acıya ve sancıya
kedere ve hiçliğe açılan…
yanmıştı gözbebeklerim
bembeyaz siluetin karşısında
bir alev yumağı
bir ateş topu
hecemi gecemden ayırmıştı.
ölmüştü içimdeki serçe
sonra ansızın yitiverip gitmiştin
devasa sorular bırakmıştın arkanda.
çengellerine milyon kere asıldığım
soru işaretleriyle
seni sormuştum kuşlara
bir iz, bir işaret beklemiştim yalnızca
gözlerini andıran bulutlardan.
ve başlamıştı tarih.
eylül.
hep eylül.
Necdet Karasevda