- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Her fotoğraf karesinde ölümü çağrıştıran çizgilerle rastlaşıyorum. Gri, soğuk, solgun, ürkek bir kaygıya dönüşüyor yaşam. Eylül gelince kırlangıçlar da veda ediyor şehre, kelebekler de. Aynalar sararıyor. Radyoda eski bir hayali canlandıran içli bir türkü çalıyor. Sokaktaki sesler farklılaşıyor, hız limitlerini çoktan aşmış hayat sakin akan bir huzur ırmağına dönüşüyor.
…
Balkondan sarkan turşuluk biberler, kurumaya terk edilmiş baharatlar, usulca uykudan uyandırılan uzun kollular, dinginliği kaybeden deniz, parkları esir alan atkestaneleri. Bir güvercin, bir kedi, bir solgun bahçe hüznü…
Eylül artık bütün gün benimle. Elimdeki kitapta, balkonda, yürüdüğüm yollarda, bulutların arasında…
Gökyüzü, kuş, yağmur, rüzgâr…
İlk aşk, ilk acı, ilk ayrılık…
Beyaz zambak ve hüzün.
Dalından kopup avuçlarıma düşen kuru bir yaprağın anımsattıkları olmalı bunlar. Ne de olsa Eylül’de unutmak ve unutulmak yoktur değil mi? Olsa olsa hatırlayamamak vardır. Akıl dediğimiz o sandığın içinde biriken ne kadar yaşanmışlık varsa hepsi saklandığı kuytulardan çıkarak ortalığa dökülür. Bugüne kadar olan yaşamınızın ve hayallerinizin hiçbir sesinin, hiçbir kokusunun ve hiçbir anının bütünüyle yok olmadığını, silinmediğinizi sadece Eylül’de görürsünüz. Eylül zamanın hızlı ve geri sarılmaz kaçışını, kuruyup serseri bir rüzgârda savrulanın kuru bir yaprak değil ömür ırmağımız olduğunu her aynaya bakışınızda yeniden hatırlatır. Eylül’de terk edilmeyen tek şey hatıralardır. Bir Eylül sabahı esen kara yel, aşkı, şii¬ri, devrimi, çocukluğunuzu, gençlik yıllarınızı, hayal kırıklıklarınızı önüne katıp topladığınız yamalı bohçanızdan çıkarıp tekrar önünüze serer. Kalkanlarınızı siper edip kaç uyku, kaç saat, kaç acı, kaç hüzün, kaç mutluluk ve kaç huzur tüketirseniz tüketin Eylül’ün armağan edeceği duygu, hüzün ve yaşam aynasında gördüğünüz kırışıklıklardan başka bir şey olmayacaktır.
…
Eylül benim için, çocukluğumda siyah yakalı bir önlük, bezden dikilmiş bir çantaydı. Bir yatılı okul bahçesine dar gelen bitmez günlerin başlangıcıydı. Bedenime değil adeta ruhuma giydirilmiş tek tip üniformalar, kurallar, uzun tören provaları, koyu gri uzun bir yalnızlıktı.
Gençliğimde eylül sevdiğim her şey gibi çabuk tükenen kurşunkalemlerim, doğrularımın azlığından çok çabuk tükenen silgilerim, beyaz sayfalar üzerine karaladığım uzak düşlerimdi.
Geçti gitti…
Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarından, hızla akrepleri zehirleyen yelkovanların telaşından ne kaldı geriye dersiniz?
Ne kadar dirensem de çocukluğumun güleç mevsimini alıp götürmüş Eylül.
Yaşamın renginin nisan olduğunu düşünürdüm, “Ölümünki de benim!” diyor Eylül.
Âh sarı ve uzak yalnızlığım.
Sevgilim.
Eylül’üm.
Nurdal Durmus
6 Kasim 2011...