Ezan Fıtratın Sesidir
Ezan, kainatın ve içindeki herşeyin öz sesi.. Fıtratın sesi soluğu.. Varlığın bağrından kopup gelen cihanşümul ulvi bir musiki. O, yüce hakikatlerin nur oluğu.. İnsanlığın ortak paydası.. İnsanlığın en has ve en halis hususi sesi. Arif Nihat'ın ifadesiyle, Hz. Adem'le başlayan, devirlerden ve diyarlardan kopup gelen, minarelerden göklere yankılanan ve mavi göklerde buluşan ulvi ses. Hakikatın en gür ve en muhrik sedası. Hele hele bizim milletimiz için.. Dediği gibi şair İhsan Raif'in:
"Sen şanlı zamanların yüreğinden geçerek
Dedelerimin ruhlarını titreterek, emerek
Ondan bana, benden ona süzülerek giden ses
Tarihlere başka bir öz, başka bir göz veren ses
Sen ey hazin, sen ey âli uzun nefes... Ey cihan!
Ey dinin nurlu sesi, ey ulu ses, ey ezan!
Senin sesin gün doğmadan tan yerine yükselir
Tekkelerden camilerden iman aşkı ses verir.
Bu ılık ses ümitlerin mabedini ısıtır.
Vicdanlara sükun serper, fikirleri ışıtır.
Senin sesin şairlerin kaleminde inledi
Ey yurdumun müşfik sesi ey ilahî gür nefes
Ey dinimin canlı sesi, ey mukaddes nurlu ses.
Ey Hak sesi, insanlığı gürbüzleştir, gürleştir
Kanlıları kardeş eyle birleştir.
Ey ulu ses, ey ezan!.."
Ezan, kainatın ve içindeki herşeyin öz sesi.. Fıtratın sesi soluğu.. Varlığın bağrından kopup gelen cihanşümul ulvi bir musiki. O, yüce hakikatlerin nur oluğu.. İnsanlığın ortak paydası.. İnsanlığın en has ve en halis hususi sesi. Arif Nihat'ın ifadesiyle, Hz. Adem'le başlayan, devirlerden ve diyarlardan kopup gelen, minarelerden göklere yankılanan ve mavi göklerde buluşan ulvi ses. Hakikatın en gür ve en muhrik sedası. Hele hele bizim milletimiz için.. Dediği gibi şair İhsan Raif'in:
"Sen şanlı zamanların yüreğinden geçerek
Dedelerimin ruhlarını titreterek, emerek
Ondan bana, benden ona süzülerek giden ses
Tarihlere başka bir öz, başka bir göz veren ses
Sen ey hazin, sen ey âli uzun nefes... Ey cihan!
Ey dinin nurlu sesi, ey ulu ses, ey ezan!
Senin sesin gün doğmadan tan yerine yükselir
Tekkelerden camilerden iman aşkı ses verir.
Bu ılık ses ümitlerin mabedini ısıtır.
Vicdanlara sükun serper, fikirleri ışıtır.
Senin sesin şairlerin kaleminde inledi
Ey yurdumun müşfik sesi ey ilahî gür nefes
Ey dinimin canlı sesi, ey mukaddes nurlu ses.
Ey Hak sesi, insanlığı gürbüzleştir, gürleştir
Kanlıları kardeş eyle birleştir.
Ey ulu ses, ey ezan!.."
Bugün yaratılışı okuyup ondaki Hakk'a ait sesi dinleyemeyenler, Ezan'ı Arap emperyalizmiyle eşdeğer görenler, öz varlıklarının sesine kulak versinler. Ezan'da, gürül gürül Hakk'ın sesiyle, hakikatın yüceliğiyle ve bir hakkaniyet çağlayanıyla karşılaşacaklardır. Fıtratla ve fıtratın o lahuti ve müşfik sesiyle buluşacaklardır. İnsanı bütün duygularıyla özünden yakalayan ve gönlünün derinliklerine kadar inen ulu bir sesle tanışacaklardır. Dolayısıyla ezan, (haşa) emperyalist bir kültür değil, vicdan kültürüdür. Fıtratın, tertemiz ve en güzel bir şekilde yaratılışın sözlü bir bestesidir. Onda Arap kültürünün izi veya izleri değil, kalbin tasdikleri ve marifetullah vardır. Onda kalpte coşan, coşup kaynayan ve dilde çığlığa dönüşen tekbir, tevhid ve şehadet kültürü vardır. Ve ulaştığı her yerde ve her şeyde sadekte ve bil-hakkı natekte; Doğru söyledin ve hakkı dile getirdin ifadeleriyle makes bulan bir iman, tevekkül, teslimiyet ve kulluk kültürü vardır. Bu kültür, insanın yaratılış gayesi.. Varoluşun illet ve hikmeti.. Dolayısıyla ezan, hikmet kültürü. Hikmet ise, en büyük hayır, mü minin kaybolmuş malı, yitiği.. Nerede bulursa alacaktır. Budur, müminin, Efendiler efendisi Hz. Muhammed'den (s.a.s) öğrendiği.
Ezan, Bu Ülkenin Gerçek Sesidir.
F. Gülen "Bizler de Dirileceğiz" adlı şiirinde yine bu ülkeyi anlatırken kubbeleri ve şaha kalkmış minareleriyle tasvir etmektedir:
"Yakut sütunlar üstünde firûze kubbeler,
Dört bir yanda şaha kalkmış gibi minareler;
Hiç eskimeyen bir mana ile hâlâ süzgün,
Gökte yıldızlarla mahyalaşan o şanlı dün
Ki sönük bir rüyadır yanında efsaneler..."
İsmail Hakkı Yılanlıoğlu'nun dediği gibi, biz ülkemizi, hayatımızı mabetsiz, minaresiz veya ezan sesi olmadan düşünemeyiz. Zira bizim topraklarımızda günler mevsimler ezanla başlar, çiçekler bile ezanlarla açar. Bizim topraklarımız hep ezan çağlar:
"Mor Salkımlar çiçek açar cömertçe
Kanlıcada, Üsküdar'da, Selimiye'de
Bir yanık ezan sesi dökülür bamtelimize.. "
Merhum Ali Ulvi Kurucu'nun ifadesiyle İstanbul, kubbeler şehridir. Sadece İstanbul mu? Hayır. Baştan aşağı bizim medeniyetimiz bir mabet medeniyetidir:
"Kubbeler şehrine daldıkça, gönül vecde gelir,
Mahyalardan yayılan ufka: Fetih ayetidir.
Ufku bir dağ gibi yardıkça: Süleymaniye,
Şanlı mazileri aksettiriyor, atiye!"
Arif Nihat Asya da "Kubbeler" adlı şiirinde kubbeler ülkesi Anadolu'yu ve kubbelerimizin gördüğü misyonu şöyle özetlemektedir:
Dün başlar seferber, eller seferber ;
Kurşun eritildi, mermer çekildi.
Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
Akçayla olacak işler değildi.
Böyle bir gemide yendi suyu NUH
Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.
Bulabildinse ey yolcu yerini
Hepsinin alnında altından bir ay
Seyret İstanbulun camilerini
Minare minare, kubbe kubbe say!
Allaha giden yol buralardadır
Kapılar açılır şerefelerden
Burdan uğurlanır mübarek aylar,
Bayram burda başlar arifelerden.
Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış
Sultanı, çerisi, piri, veziri,
Nesilden nesile götürsün diye
Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ..
Yağmur Dergisi
Selman KUZU[/CENTER]