Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe

Zaman o Gül gibi gül görmedi zaman olalı
Gül’ün güzelliği dillerde dâsitân olalı’

Güllerden bir Gül düştü kâinâtın bahtına. Kalbe sürûr, eflâka nûr ve insanın bahtına bekâ düştü. Âlemler ve ruhlar yokluk karanlıklarına doğru hızla giderken “Elestü bi rabbiküm” suâlinden şaşkın, O Gül’ün ‘Belâ’ nefesiyle nefeslendi her şey ve ademden vücûda çıkarıldı eflâk. Dedi Hakk Teâlâ o vakit: Levlâke levlâke lemâ halak-tül eflâk.
Gelmeden dahi ademden Âdem
Âna derlerdi Nebiy-yül akdem
(Daha âdem aleyhisselâm var edilmeden, O’na nebîlerin öncüsü derlerdi.)


Bir Gülün râyihası ile sermest oldu on sekiz bin âlem, nûru ile ihyâ oldu her mevcûd ve aşk düştü bülbüllerin kalbine. Bizse devr-i âhirde gurbetine düştük Gül’ün.

Hani bir hikâye nakledilir gül-i hamrâ adına. Bülbül öter, bülbül uçar, bülbül yakar yüreğini de, kavuşamaz bir türlü mâşûkuna. Nasıl olursa ama bir gün bülbül nezdine varır onun. Varır varmasına da sebkat kâbil olmaz gül sarayının surlarını. Öyle bir batar ki bağrına diken bülbülün, yine de son sözü olur “Aah Gül’üm!” Andelib çırpınarak düşer “Ah min-el aşk” deyû toprağa… Vuslata erer artık.

Sana Gül diyor âlem Efendim. Gül, şâh-ı ezhârdır (çiçeklerin şâhı) çünki, Sense iki cihânın, seyyidi ve şâhısın. Bizler, ne bülbülün olduğumuzu iddia edebiliriz, ne de şu sönük lisânımızla Sana yakışır, Zâtına lâyık nağmât dizebiliriz. Sen bizi nûruna müştâk pervâneler say.

Ne kadar özlesek Seni, ne kadar varmak istesek menzîline, hicrân dikenleri yaralar hep kalbimizi. Yoksa şu dünya zindanından geçip, ecel kapısını açmadan yok mu kavuşmak bize, Gül Efendim? Gül sultan, vuslat ne zaman?
Senden uzaklaşan her adımımızda biraz daha tattık, yalnızlık ve kimsesizlik elemini.

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Gam sahiplerine sor kim geceler kaç saat (1)

Sana Gül diyor diller Efendim! Yeryüzünde vasıflarına âyine olabilecek en latîf, en nahîf bir cemâl aynası olarak onu görmüş çünki gözler. Onu her gördüğünde Zâtını hatırlamış yaralı gönüller. ‘İlâhi ihtişâmın tezâhürüdür’ dediğin gül çiçeği ki, latîf bir aşk âyinesi. Aşka onun rengi verilmiş, ona aşkın ismi konulmuş. Lâl gülgûn olduğu için sevilmiş bir zaman. Asırlarca hep güzeller onda nâm bulmuş. Gül gibi… denmiş adlarının başında. Ama o güzelliğin aslına varmış sana âyine olmakla. Ne bahtiyâr sana misâl olmakla, adı adınla yâd edilmekle…

Görmedik böyle gül-i rûyu güzel
Ten-i gül-i bûyu güzel, boyu güzel

(Yüzünün gülü böylesine güzel açmış olanı hiç görmedik. Teni böyle gül kokulu olanı da, boyu böyle güzel olanı da.)
Râyihası şerefyâb olmuş mübârek terinle, rengi ise renk bulmuş gözlerinde; mâh-i cemâlinde. O ki bir bahar geldiğinde çâk-i giriban eylemiş, bir de mütebessim gül cemâlini gördüğünde. Sevinçle pârelemiş yakasını. Sen ki ey Gül-i râna bostân-ı cinân ve dünyanın hem gülü, hem bülbülüsün. Dua eyle hep yaptığın gibi bize, o femm-i mübârekinle. Rabbim Seni bize gül-dân eylesin. Sende bitelim, Sende neşv-ü nemâ bulsun tüm hallerimiz..

Gül-i handâna dönüp açsa dehân
Feyz-i nûr eyler idi ol dendân

(O gülen bir gül gibi davranıp mübârek ağzını açacak olsa, o dişlerinden bir nûr feyzi saçılırdı.)

Nasıl anlatalım Seni ey Gül-i rânâ! Hangi kelimelerle söyleyelim evsâfını, nasıl dizelim medhiyeleri Zâtına. ‘Eğer Gül’ün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kez kıyamet geçer de o yine bitmez’ deriz biz de Mevlâna gibi. Yine de yüreğimiz yanar, ne dilimiz susmak ister Gül adın anılınca, ne kalem kalemliğini bilir nâmın için yazmayınca.

Gül yüzlüm… Rumeysâ kadar yakın olmak vardı Sana. Ayn-ı hüsn olan o gül yüzündeki birkaç damla şebnemi toplayıp ıtır diye saklamak. Sonra onu ömür boyu koklamak ve en son kefeninde o gül ıtrî terinle huzuruna vâsıl olmak. Ötelere gül kokunla varmak. Bir Gumeysâ (Rumeysâ) olamadık rüyanda cennette gördüğün… Gül-zârındaki andeliblerin…
Bize de gül beyitlerinle avunmak düşüyor artık. Süleyman çelebi gibi :

Terlese güller olurdu her teri
Hoş dererlerdi terinden gülleri
demek bile gül kokunu duyuruyor bize bu cîfe kokan asırda.
Berg-i gül gibi o rûy-ı nîgû
Terlediğince olurdu hoş bû

(Güzellik yaymakta olan o yüz, bir gül yaprağı gibi terlediği zaman çok hoş kokardı)

O gül yüzün ki yere bakardı hep. Toprak doya doya seyreyledi seni semâya nisbeten. Kibir yanına yanaşamadı hiç. Hâlık-ı kâinâtın, adını adının yanına yazması, kâinâta efendi oluşun kaldırmadı mübârek başını hiç semâya. Güzelliğin kemâline varmış, yüz yaprak açmış, ağırlığından yüzü yere bakan bir gül benzeyebilirdi ancak bu latîf hâline.

Bâğ-ı hüsn içre o rûy-ı rengîn
Bir açılmış güle benzerdi hemîn

(O ışıldayan yüz, güzellik bahçesinde hemen açılıvermiş bir güle benzerdi.)

Bir küffâra kalkan o aziz baş, yeterdi kaskatı kalplere korku salmaya. Aziz başındaki gül kırmızısı o damar kâfiydi onları ölmeden öldürmeye.

Yalan yanlış, şu dünyada senden hariç güzellik, doğruluk, erdem adına ne söylenmişse! Beyhûde bir iş, lezzetsiz bir aş.

Gül bağında dikenle uğraş…
Suya versin bağbân gülzârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâra su (2)

Sensiz olmuyor efendim, ne saadet, ne rahmet. En büyük nasipsizlik değil mi, hazine-i rahmetin en kıymettâr cevheri dururken, cam şişelere müşteri olmak? Güneş varken mumlarla nursuz kalmak ve ısınamamak, en acı kayıp değil mi?
Sen ki, leyli nehâra çeviren, en zulümatlı geceleri aydınlatan misbâh-ı zücâcesin. Mübârek bir ağaçtan, Hz. İbrâhim’in neslinden tutuşturulup yakılan misbâh-ı zücâce. (3)

Nasıl anlatalım seni ey rahmet denizinin incisi. Kelâmın nutku tutuluyor bahis senden olunca. Söylemesek, yakar bizi aşkınla boyanmış sözcüklerin ateşi. Küçük medihlerimiz deryâdan damlalar gibi olsa da bir Niyâzi Mısrî gibi deriz:

Bülbüllere sorma yürü hâlet-i aşkı
Pervâneden al gizlice tenhâ haberin sen
Adını anmadığımız andır bahçeden uzak düştüğümüz an. Yine Mısrî’nin:
Ey garip bülbül diyârun kandedir
Bir haber vir gül-i zârun kandedir
(Ey garip bülbül hangi diyardansın? Haber ver gül bahçen nerde kaldı, hangi yerdedir?)
beyiti bu hâli çok güzel anlatmaz mı?

Efendim, “Gülü târife ne hâcet, ne çiçektir biliriz” sözü meşhur oldu bizde ama bir gül tebessümünü ümit eyleriz sâdece naatlarımızla. Şu küçük gül naatının, şefaatine vesile olmasını bir de…



Sâbit
Fuzûli.
Şifâ-i Şerif / Kadi Iyâz
Diğer beyitler: Hakânî Mehmed Bey/Hilye-i Saadet
 

Yusufça

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Ocak 2012
Mesajlar
9,323
Aldığı Beğeniler
30,359
Konum
Bitlis
Takım
Beşiktaş
Ey Gül, ey Gonca-i Nûr, meftun yaprak, hâr sana.
Sensin gönüller Mâhı, bu yaz, bu bahar Sana!

Mûcize saltanatın taşları ayna yapar,
Her ırmak ve her deniz, her leyl-ü nehar Sana! ...

Senin Zâti Akdesin âlemlere rahmettir,
Cibrîl vefalı yoldaş, Yüce Allah Yâr Sana! ...

Bu nice iştiyaktır, ey en güzel Sevgili?
Asırlardır koşuyor, genç ve ihtiyar Sana! ...

Nazarın kalbe şifâ, sözün hikmet incisi,
Hangi dertli kavuşsa, olur bahtiyar sana!

Misk kervanı kapında karar kılmıştır Senin,
Nebîlerin diliyle, hep övgüler var Sana! ...

Ay, güneş, zühre, ülker, nûruna pervanedir.
Âlemde olmak ister, âşıklar civar Sana! ...

Senin yolun hep açık, gidişin Allah'adır,
Dağlar ateş kesilse olamaz duvar Sana!

Güzelliğin âlemde misli bulunmaz inci,
Ey Gül, hasret çekmede Cennet, o bulvar Sana!

Dedin ki: 'Şükreden kul olmak istemem mi ben? '
Rabbin ihsan buyurdu: Hurma, üzüm, nar Sana!

Her mûcizen parmakla gösterilmede Senin,
Çağlatmak öyle kolay, çöllerde pınar Sana!

Hicranın bir kütüğü dertle bîkarar etti,
Hep özlem duymadadır, selvi ve çınar Sana!

Cennetin çiçekleri Senin kokunu taşır,
Benzemeye çalışır, beyazlıkta kar Sana!

Güneş güzel yüzünden parlaklık aldı ey Gül,
Acep hayran olmadan, hangi göz bakar Sana?

Aşkının esiridir, ne çöl, ne de dağ tanır;
Bu sevdalı gönüller, su gibi akar Sana!

Varlık bahçesi Senin nurundan yaratıldı,
Hep medyun, hep minnettar, her can, her nigâr Sana!

Tebessümün ayların; zührenin sevincidir,
Nice hasret çekmede, bu bülbül-i zâr Sana!

Güllerin efendisi olmak kolay değildir,
Gıpta etmede ey Gül, binlerce gül-zâr Sana!

Yusuf, Senin dalında çiy tanesidir sanki,
Dîvâne kesilir göz etse, bir nazar Sana!

Fazlının eteğine akıllar erişemez,
Eli kalem tutanlar övgüler yazar Sana!

Hâk-i pâyine sürsem bir kerecik yüzümü,
Bende olan sermaye; hasret, intizâr Sana!



Allah razı olsun...
O na yazılan, O nu anlatan, O nu öven her söz güzeldir....
 

uhibbu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eki 2007
Mesajlar
18,383
Aldığı Beğeniler
39,770
Konum
istanbul
Takım
Galatasaray
hoştu :)

:sav: Allah ebeden razı olsun abla


gül devrindeyiz zaten şuan,haftaya çarşamba mevlt kandili :gul:
 
Üst Alt