Başkaları için kendinizi unutursanız, o zaman sizi daima hatırlayacaklardır".(Dostoyevski)
"Bir mum diğer mumu tutuşturmak için ışığından hiçbir şey kaybetmez".(Hz. Mevlana)
Bu iki vecize de başlığı destekler niteliktedir. Bir göz atalım isterseniz. İnsan aciz bir varlık. Fâni bir varlık. Ama sonsuz olmak ister. Sonsuzluğa çare arar. Bu hepimizin bildiği bir gerçek. Bunlar insanın arzusuları. Arzusunun gerçekleşmesini kim istemez ki? Arzunun, isteğin, hayalin gerçekleşmesi kazançtır. Peki, insan, bu sonsuzluk hayalini, ölmeme hayalini nasıl gerçekleştirebilir? Hatırlanarak. İz bırakarak. Yukarıdaki ifade gayet açık. "Başkaları için kendinizi unutursanız, o zaman sizi daima hatırlayacaklardır." Daima hatırlanmak, iz bırakmak; ölmemektir. Ve ölmemenin yolu fedakârlıktan geçer.
Gelelim ikinci vecizeye. "Bir mum diğer mumu tutuşturmak için ışığından hiçbir şey kaybetmez". Burada da fedakârlık söz konusudur. Peki, sonsuzluk, daima yaşama ve anılma bunun neresinde? Mum kendi ateşini(parçasını) başka bir muma veriyor. Kendisi sönse bile(bu dünyadan gitse bile) izi, parçası başka mumlarda yaşayacak. Dolayısıyla başlık anlam kazanmış oluyor: Fedakârlık Kaybetmek Değil Kazanmaktır.
Fedakârlık ne zaman anlam kazanır? Şu bir gerçek ki, eğer bir fedakârlık söz konusu olacaksa, mutlaka bir seçimden bahsedilir. İki şey arasında seçim yapma. Birini feda etme. Peki, hangisini feda edeceğiz? Bu sorunun cevabı "Fedakârlık" kavramına anlam kazandırır. Cevap çok kısa. Fâni olanı bâki olana feda edeceğiz. Ki, Bâki olan bizi yaşatsın. Fâniyi tercih edersek fazla uzun sürmeyeceği için ebediyet olmaz.
Bâki olan: Allah(c.c)
Fâni olan: Canımız, malımız ve evladımız
İnsanın bu dünyadaki yegâne varlık amacı bu ikisi arasında seçim yapmaktır. Can da, mal da, evlat da (soy) İnsanın kalbinde muhteşem bir taht kurmuştur. Rabbimiz de kendi tahtını kurmamızı ister. Can, mal ve evlat tahtını yıkıp Rabbimiz Zülcelal'in tahtını kurduğumuz anda, fedakârlık gerçekleşmiş olur. Bu üç tahtın feda edilerek, Bâki olan tahtın kurulmasını Hz. İbrahim de görmekteyiz: Ateşe atılırken nefsini(canını), Cebrail(a.s)'a malını ve oğlu İsmail'i kurban olayında da evladını feda etmiştir. Ve bu fedakârlık dolayısıyla hala yaşamaktadır. Çünkü Fâni olanı Bâki olana tercih etmiştir.
Alıntı...
"Bir mum diğer mumu tutuşturmak için ışığından hiçbir şey kaybetmez".(Hz. Mevlana)
Bu iki vecize de başlığı destekler niteliktedir. Bir göz atalım isterseniz. İnsan aciz bir varlık. Fâni bir varlık. Ama sonsuz olmak ister. Sonsuzluğa çare arar. Bu hepimizin bildiği bir gerçek. Bunlar insanın arzusuları. Arzusunun gerçekleşmesini kim istemez ki? Arzunun, isteğin, hayalin gerçekleşmesi kazançtır. Peki, insan, bu sonsuzluk hayalini, ölmeme hayalini nasıl gerçekleştirebilir? Hatırlanarak. İz bırakarak. Yukarıdaki ifade gayet açık. "Başkaları için kendinizi unutursanız, o zaman sizi daima hatırlayacaklardır." Daima hatırlanmak, iz bırakmak; ölmemektir. Ve ölmemenin yolu fedakârlıktan geçer.
Gelelim ikinci vecizeye. "Bir mum diğer mumu tutuşturmak için ışığından hiçbir şey kaybetmez". Burada da fedakârlık söz konusudur. Peki, sonsuzluk, daima yaşama ve anılma bunun neresinde? Mum kendi ateşini(parçasını) başka bir muma veriyor. Kendisi sönse bile(bu dünyadan gitse bile) izi, parçası başka mumlarda yaşayacak. Dolayısıyla başlık anlam kazanmış oluyor: Fedakârlık Kaybetmek Değil Kazanmaktır.
Fedakârlık ne zaman anlam kazanır? Şu bir gerçek ki, eğer bir fedakârlık söz konusu olacaksa, mutlaka bir seçimden bahsedilir. İki şey arasında seçim yapma. Birini feda etme. Peki, hangisini feda edeceğiz? Bu sorunun cevabı "Fedakârlık" kavramına anlam kazandırır. Cevap çok kısa. Fâni olanı bâki olana feda edeceğiz. Ki, Bâki olan bizi yaşatsın. Fâniyi tercih edersek fazla uzun sürmeyeceği için ebediyet olmaz.
Bâki olan: Allah(c.c)
Fâni olan: Canımız, malımız ve evladımız
İnsanın bu dünyadaki yegâne varlık amacı bu ikisi arasında seçim yapmaktır. Can da, mal da, evlat da (soy) İnsanın kalbinde muhteşem bir taht kurmuştur. Rabbimiz de kendi tahtını kurmamızı ister. Can, mal ve evlat tahtını yıkıp Rabbimiz Zülcelal'in tahtını kurduğumuz anda, fedakârlık gerçekleşmiş olur. Bu üç tahtın feda edilerek, Bâki olan tahtın kurulmasını Hz. İbrahim de görmekteyiz: Ateşe atılırken nefsini(canını), Cebrail(a.s)'a malını ve oğlu İsmail'i kurban olayında da evladını feda etmiştir. Ve bu fedakârlık dolayısıyla hala yaşamaktadır. Çünkü Fâni olanı Bâki olana tercih etmiştir.
Alıntı...