Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Davam

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Şub 2009
Mesajlar
751
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Dün-ya
Takım
Galatasaray
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 50 yıldır maruz kaldığı cefa ve mağduriyete, başta peygamberler olmak üzere tarihe yeni bir mecra açmaya ve yepyeni bir gelecek inşasına çalışan inkılâpçı bütün büyük zatlar derecelerine göre maruz kalmışlardır.
Kendilerini Hak ve hakikatin emrine vermiş, Yaratan'dan dolayı yaratılanın, hattâ onlara her türlü mağduriyeti reva görenlerin de iki cihan saadetine adamış olan bu zatlardan biri de Bediüzzaman'dır. O'nun düşünce dünyasında toplumun yapısıyla ilgili olarak ordunun çok önemli bir yeri vardı. Meşum 31 Mart vakasında, onun gibi Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzası Ahmet Rasim (Avni) Bey, ayaklanmaya katılan askerlerin dine lâkayt, ibadetsiz komutanlarına karşı isyanına hak verirken, Bediüzzaman şöyle yazmış ve o askerlere şöyle seslenmişti: "En mukaddes cemiyet, askerin cemiyetidir. Zira birlik, kardeşlik, itaat, muhabbet ve Allah'ın Kelimesi'ni yüceltmek ki, dünyanın en mukaddes cemiyetinin maksadıdır. Askerin tamamı buna mazhardır. Ey askerler! Komutanlarınız bir günah ile kendilerine zulmediyorlarsa, siz itaatsizlikle 30 milyon Osmanlı ve 300 milyon Müslüman'dan her birinin hakkına zulmediyorsunuz. Zira bütün Müslümanların ve Osmanlıların haysiyeti, saadeti ve birliği sizin itaatinizle kaimdir. Hem 'Şeriat istiyoruz' diyorsunuz, fakat itaatsizlikle Şeriat'a şiddetli muhalefet ediyorsunuz."

Fethullah Gülen Hocaefendi de asker ve devlet konusunda hiçbir zaman farklı konuşup farklı yazmamış, öyle ki, devletçi ve askerci olmakla eleştirilmiştir. Bir tesbihte, tanelerin tamamını bir arada tutan imame neyse, bir ülke ve toplum için devlet odur; o imameyi o tesbihin başında tutan büyük tane ne ise, ordu da bir devlet için odur. Birlik ve beka bir ülke ve toplum için en önde gelen hususlardır ki, Hz. Harun (as), Hz. Musa (as) Tur'a çıktığında İsrailoğulları içinde meydana gelen tevhidî ihtilâle, yani buzağıya taparak şirke düşmeye bile önü alınamaz tefrika ve vuruşmaya yol açılabilir endişesiyle kökten bir müdahalede bulunmamış, Hz. Musa dönünceye kadar birliğin korunmasını daha önde tutmuştur.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yanında devlet ve asker böylesine önemli olmakla birlikte, ne yazık ki ordumuz içinde bilhassa Cumhuriyet döneminde şu iki arızadan kurtulamayanlar hep bulunmuştur: (1) İmparatorluklar döneminden kalma bir alışkanlıkla, asker-siyasetçi, asker-idareci olma, dolayısıyla kendisini ülkenin ve devletin sahibi görmeyi bırakamama. Bu, "Bir halkın efendisi, ona hizmet edendir" kudsî prensibi çerçevesinde ülkeye ve halka hizmetçilik olarak anlaşılıp uygulandığında belki faydalı bir tutum olabilecekken, ne yazık ki halk üzerinde âmirliğe, ona yön verme tavrına yol açabilmektedir. (2) Cumhuriyet tarihi boyunca zaman zaman bilhassa bazı komutanlarda paranoyaya dönüşen irtica ve bölücülük korkusu. Bu iki husus, silahlı güç olarak milleti ve ülkeyi dışarıya karşı korumakla mükellef bulunan orduyu, 86 yıldır Kıbrıs çıkartması dışında haricî bir harekâta girişmezken, defalarca kendi hükümetinin üzerine gelmeye, siyasete müdahalelere sevk edebilmektedir. Yine bundandır ki, 72 milyonluk bir ülke, 700 bin kişilik bir ordu, güvenlik konusunda ve silah alımında dışa bağımlılıktan kurtulamamakta, daha da kötüsü, bunların ordu katında rahatsızlık meydana getirdiğini de maalesef işitmemekteyiz. Yine, ordu da "milletin bağrından çıkmış" olmasına rağmen, kanunlara bağlı, vatandaşlık vazifelerini yerine tam getiren millet fertlerinin dünyanın dört bir yanında yaptıkları muazzam hizmetler ülke için tehlikeli addedilebilmekte, 25 yıldır terörle savaşta milletin dindar fertleri şehid olurken, millet çoğunluğunun benimsediği başörtüsü ve daha başka bazı dinî değerlerle mücadele adına kanun dışı planlar, projeler üretilebilmektedir.

20 Nisan günü bu köşede, Sayın Başbuğ'un konuşmalarından "önce cemaat(ler)i, sonra da AK Parti'yi bitirme stratejisi" sezdiğimize dikkat çekilmişti. Ama dileriz, şu son talihsiz andıç, birkaç kişinin marifeti olsun.

ALİ ÜNAL ZAMAN
 

Acizane

hizmet..hicret..sehadet..
 
Üyelik Tarihi
15 Eki 2007
Mesajlar
3,148
Aldığı Beğeniler
27
Konum
ankara
Takım
Diğer
Kirli Tezgâh




-Bazı kesimler tarafından, “bitirme” mülahazasına matuf olarak açık ya da kapalı belki otuz tane plan yapıldı. Aslında, bunların hepsi “yok”u bitirme hareketiydi. Ülkemizin menfaatlerine ve milletimizin istikbaline ters ne vardı ki, ona yönelik bitirme planı yapılsın!.. (02.10)

-Gerçek yolunu bulmuş bir insan için bu türlü entrikalar tereddüte sevkedici ve vazgeçirici olamaz. Hazreti Nuh’tan Hazreti Salih’e, Hazreti Musa’dan Hazreti İsa’ya kadar hemen hemen bütün Allah elçileri ve Hak dostları akla hayale gelmedik eziyetlere maruz kalmışlardır. Fakat, onlardan hiçbiri bu işkence ve zulümler sebebiyle yoldan dönmemiş ve vazifelerini terketmemişlerdir. (03.56)

-Maruz kalınan haksızlıkları herhangi bir müesseseye mal etmek doğru değildir. Milletin göz bebeği olan bir müessesenin kredisine dokunan her şey bize de dokunur. (06.14)

-“F tipi” gibi uydurmaları kim seslendirirse seslendirsin, -üslubuma uygun düşmese bile- o türden sözlere “lakırtı” diyeceğim. Çünkü, bu meselenin benimle alâkası yoktur. Bu millet kurtuluş mücadelesinde nasıl bir seferberlik ilan etmişse, bugün de fakirlik, cehalet ve iftirak gibi düşmanlara karşı aynı mücadeleyi vermektedir. Millet fertlerini aynı hizmet çizgisinde bir araya getiren en önemli sâik yapılan işlerin makuliyetidir. (07.22)

-Umum bir cemaatin, bütün bir heyetin ve topyekün bir milletin sa’yine terettüp eden bir neticeyi sadece bir şahsa mal etmek milletin hakkını yemek demektir; Allah’a karşı da şirktir. Böyle bir şirke düşmekten Allah’a sığınırım. (10.05)
-Bazı kimselerin hatalarından dolayı bir müessesenin tamamını suçlamak doğru olmaz. O ordu, İstanbul surları dibindeki ordu.. o ordu, Çanakkale’de düşmanla göğüs göğüse savaşan ordu.. o ordu, Misak-ı milli sınırlarını belirleyen ordu.. o ordu, milli mücadele veren ordudur.. ve o ordu, gelecek adına da çok şeyler vaad etmektedir. Kim bilir, belki de düşünceleri kirli bir kısım kimseler yaptıkları çirkinlikleri o müessese üzerinden yaparak, ordumuzu karalamaya ve halkın nazarından düşürmeye çalışmaktadırlar. Ben meseleye böyle bakıyorum ve gönlüm şiddetle arzu ediyor ki, işin aslı da böyle olsun. (11.50)

-Allah’a bir can borcum var; falan ya da filan menzilde dünyadan ukbâya atılmama asla üzülmem; bir kör kurşunla yok edilmek bana ebedî hayatımı kazandırır!.. Sadece bir şeye üzülürüm; inanan bir insana böylesine kötülük yapan kimseler ahiretlerini mahvetmiş olurlar. (15.47)

-Abdullah bin Zübeyr bin Avvam, Haccac tarafından şehit edilince, Esma validemiz Haccac’ın yakasından yapışarak “Sen onun dünyasını mahvettin; fakat, o da senin âhiretini mahvetti.” der. İşte, ben mü’minlere zulmetmek suretiyle ahiretini berbat edenlere üzülürüm. (16.23)

Soru: 2) Neşredilen skandal belgede, ihbara dayalı “Işık Evleri” baskınlarında silah, mühimmat, vb. materyal bulunması “sağlanarak” Gönüllüler Hareketi’nin “Silahlı Terör Örgütü” kapsamına aldırılması ve ayrıca, aynı aramalarda bazı yabancı servislere ait bir kısım objeler ele geçirilmiş gibi gösterilerek gizli irtibatların deşifre edilmiş olduğu izleniminin verilmesi gibi entrika planlarının da yer aldığını görüyoruz. Bu konudaki düşüncelerinizi lutfeder misiniz? (17.33)-

Gönüllüler Hareketi’nin temsilcilerinin -silah edinmek şöyle dursun- yanlarında iğne bile taşımamaya azm ü cezm ü kastettiklerini o iftiraları atanlar da biliyorlar. Onlar da biliyorlar ki, sevgiye kilitlenmiş bu insanlar karıncaya bile basmazlar. (18.04)

-Bazı evlere, sevdiğiniz kimselerin kitaplarını yerleştirip bir kısım insanların posterlerini asarak, oraları sizinle alâkalı gibi gösterebilir; sonra da, düzmece baskınlarla o evlerde silah ve uyuşturucu gibi şeyler bulunduğu izlenimini verebilirler. Nitekim, bir kısım şer şebekeleri bunları daha önce de denediler; fakat, insaflı jandarma ve emniyet teşkilatı tarafından bu komplolar deşifre edildi. İnanan insanlar bu türlü entrikalarla bundan sonra da karşılaşabileceklerini hesaba katmalı ve temkinli olmalıdırlar. (22.43)
-
Çok eski yıllarda, üç beş talebe, kaldıkları yurttan atılınca kendilerine bir ev tutmuşlardı. O imanlı gençlerin nezih hanelerine bir ayet-i kerimeden işaretle “ışık ev” demiştim. Fakat, bazıları o sözü de çarpıttılar. O kötü niyetli insanların iddia ettiği manada “ışık evler”den bahsetmek kat’iyen doğru değildir. (26.05)
-Adanmış ruhları falan filan servisler ya da falan filan ülkeler ile irtibatlı gösteren kimseler de Gönüllüler Hareketi’nin bu millete ait ve bağımsız olduğunu çok iyi biliyorlar; fakat, iftira ve çamur atmayı hedeflerine ulaştırıcı bir vesile kabul ediyorlar. (32.09)
-Haziran fırtınasında medyada yer alan kasetlerin hepsi montajlanmış idi. Mesela; onlardan birinde “Halk Partisi kafirdir diyemezsiniz!..” dediğim halde, bu cümlenin “diyemezsiniz” kısmı kesilmiş ve geri kalanı televizyonlarda tekrar tekrar gösterilmişti. (36.03)

-Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, emniyete de girer hariciyeye de. Unutulmamalıdır ki, kadrolaşma, sızma, çoğalma türünden iddiaları ortaya atanlar ve bunlarla vazifeperver insanları sindirmeye çalışanlar hemen her devirde bu iftiralarının arkasına saklanarak ve hedef şaşırtarak kendi felsefeleri adına belli yerlere sızmış, kadrolaşmış ve çoğalmışlardır. (37.15)
" type="audio/mpeg"> ​
 

vakkas

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Eki 2008
Mesajlar
7,027
Aldığı Beğeniler
42
Konum
karaman,almanya
Takım
Diğer
Bu kOnuyu
haberlerdede izledim

rabbim bu insanlara hidayet versin islah eylesin

yoksaki yÜce rabbim bildigi gibi yapsin insaallah
 
Üst Alt