Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

huzurumsun

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
18 Ağu 2005
Mesajlar
481
Aldığı Beğeniler
1
TAŞ

Elindeki kitabı kapattı. Koltuguna yaslanıp başını geriye do ru kaldırdı. Yorulmuştu. Elleriyle şakaklarına hafif bir masaj yaptı. Biraz rahatlamıştı.

Bakışlarıyla yeni taşındı ı odasını süzdü. Her şey tam istedi i gibiydi. Sag duvardaki kitaplık tıklım tıklımdı. Tek tek özenle yerleştirmişti kitaplarını. Masası ceviz kaplamaydı. Üzerindeki bilgisayarlar internete giriyor her konuda kolaylık yaşıyordu. Koltugu, puf koltu uymuşçasına rahat ve ortopedikti. Karşı duvarda deniz manzaralı bir tablo, onu hayaller alemine sürüklüyordu. Sol taraftaki pencereden üniversitenin çam a açlarıyla kaplı yeşil alanının seyrettikçe ruhuna bir dinginlik geliyordu. Manzara adeta canlı bir natürmorttu.

Bu odaya yerleşmek için az mücadele etmemişti. Hani meslektaşlarıyla çekişmesini hatırladıkça tatlı bir tebessüm belirdi dudaklarında.

Doçentti Atilla Bey. Bu mevkiye gelmek için uzun yıllar u raşmış, gecesini gündüzüne katmıştı. Hayat maratonunda hedefledi i her şeye sahipti. Sürekli yükselen bir kariyeri, geniş ve konforlu bir evi, lüks bir arabası, iyi bir eşi ve bir de 6 yaşında bir kız çocu u vardı. Daha ne isteyebilirdi ki?

Fakat bir de profesör olabilseydi. Ah! O günleri de görebilecek miydi? O zaman mutlulu una diyecek olmazdı.

Aniden daldı ı hülyalardan sıyrıldı. Kapı vurulmuştu.

- Gir! Dedi yüksek sesle.

- İçeriye elinde çay tepsisi ve günlük gazeteyle Osman Efendi girdi.

- Hocam! Size taze çay getirmişem. Yeni demledim.

- Sa olasın Osman Efendi. Ellerine sa lık.

- Aha bu da gazeteniz Hocam. Bi emriniz var mı?

- Teşekkür ederim Osman Efendi. Sana zahmet oldu.

- Esta furullah Hocam!

Üzerindeki mavi önlü üyle saygılı bir şekilde kapıyı çekip gitti. Gerçekten tavşan kanı gibi kıpkırmızıydı masasında duran çay. Hamarattı Osman Efendi. Tüm ögretim görevlileri çayını methederdi. Lezzetle yudum yudum içerken, elini günlük gazeteye uzattı.

İlk sayfaya baktı ında gördü ü manzara karşısında solunum borusuna kaçan a zındaki çay burnundan akmış, şiddetle aksırmıştı. Masanın üzerindeki kitaplara ve bilgisayar klavyesine kadar sıçrayan damlalar, neşesini kaçırdı.

Vahşetti gördü ü manzara: Birkaç aylık bir bebek sedye üzerinde kalabalıklar arasında taşınıyordu. Çıplak görüntüsünde gö süne, başına aldı ı onlarca mermi vardı. Gazete olayı; Bebek Katili İsrail! diye sürmanşetten vermişti.

Midesi bulandı aniden. Tiksinti duydu. Hemen gazeteyi kapatıp çöp kutusuna fırlattı.

Nereden çıkmıştı şimdi bu huzursuzluk? Ne güzel hayaller düşünüyordu. Zehir olmuştu Osman Efendinin o güzelim çayı. Filistin İsrail zulmü altında kan a lıyormuş. Bebekler öldürülüyormuş. Her gün yüzlerce insanın evi başına yıkılıyormuş. Nice anneler kocasız, nice çocuklar babasız kalıyormuş. Çocuklar ve gençler İsrail askerlerine karşı taşlarla savaşıyormuş. Tek silahları sapanlarmış. Bana ne! dedi kendi kendine. Bu onların kaderi. Beni ilgilendirmez.

Pencereye yöneldi; açtı. İçeri dolan güzelim çam kokusunu çekti içine. Yerdeki kozalaklar arasında yürüyen kızlı-erkekli ögrencileri seyretti. Neşeli, mutluydular. Aralarında şakalaşıyor, yerden topladıkları çam kozalaklarını birbirlerine atıyorlardı.

Saatine baktı. Artık gitme zamanıydı. Masasını topladı. Ceketini giydi i gibi solu u arabasında aldı. Konta ı açıp yola çıkarken, az önce odasında yaşadıklarını unutmuştu bile. Filistin, İsrail, bebekler, acı, ızdırap, ölüm Hepsini odasına kilitleyip hapsetmişti.

Arabasını müzik eşli inde keyifle sürerken direksiyondaki elleriyle de tempo tutturmuştu. Aklına kızına oyuncak almak geldi. Onu sevindirecekti. Babacı ım! Deyişini yerim senin dedi kendi kendine. Tabi bu arada eşine de sürpriz yapmalı. Sevdi i kırmızı gülleri almalıydı. Akşam yeme inin garnitürünü görünce, eşine övgüler düzdü. Yeme in çeşnisini şimdiden dama ında hissetmişti.

Yemekten sonra nümayişli oturma salonuna geçmişlerdi. Kızına aldı ı konuşan Cindy bebegi ve eşine aldıgı kırmızı güllerini mutlulu uyla doluydu yüregi. Küçük kızı konuşan Cindy bebe ine ne de çok sevinmişti.

Akşam haberleri için televizyonu açıp ailece karşısına oturdular. Biraz sonra spiker yeni bir haber veriyordu: Sayın seyirciler! Dün akşam saatlerinde Gazzenin Nuşayrat mülteci kampını basan İsrail birlikleri henüz birkaç aylık olan bir kız çocu unu öldürdü. Adeta kalbura dönen bebegin

Gerisini duymadı Atilla Bey. Bogazına bir şey takılmışçasına yutkunuyor, gözlerini ekrana gelen bebe in cesedinden ayıramıyordu. Etrafında binlerce öfkeli insan vardı. Kara koca tankları taşlayan nefret yüklü çocuklar, ellerinde sapanlarla direniyordu. Genç bir kadın da sürekli a lıyordu. Annesi olmalıydı. Gayri ihtiyari eşinin elini sıktı. Sanki içinden bir şeyler kopuyordu.

Ekrana kızı yaşında bir kız çocu ugyansıdı. A lıyordu. Toz-toprak içinde sicim sicim gözyaşları akıyordu yanaklarından.

Ansızın ayakları dibinde oturan kızının aya a kalktı ını fark etti. Kızı kanepedeki Cindy bebe ini aldı ve ekranda aglayan yaşıtı kız çocu una uzattı. Aglama! dedi saf ve masum sesiyle. Al! Bu senin olsun.

Artık tahammülü kalmamıştı Atilla Beyin. Nereden çıkmıştı bu haber? Sırası mıydı? Kapat şunu dedi eşine sinirli sinirli. Eşi yerinden sıçrarcasına kalkmış, hemen televizyonu kapatmıştı. Küçük kızı ise elinde Cindy bebekle televizyonun önünde kala kalmıştı.

Ertesi sabah arabasıyla üniversiteye giderken, yine unutmuştu akşam yaşadıklarını. Neşesi yerindeydi. Arabasını park edip temiz koridorlardan dudaklarında bir mırıltıyla çalışma odasına yöneldi. Kapının önüne geldi inde kapıya afili bir yazıyla monte edilmiş, sarı renkli bir metal üzerine kazınmış ismine kasılarak baktı: Doç. Dr. Atilla ÖZTÜRK.

İçeri girdi inde saatine baktı. Dersine on dakika vardı. Hazırlıklarını gördü. Yanına ders kitabını ve notlarını alıp amfiye yöneldi.

Sınıfa girdi inde do ruca kürsüsüne çıktı. Yüksek sesle yoklamasını aldıktan sonra, karşısındaki ögrencilere baktı.

- Arkadaşlar! diye başladı. Geçen dersimizde Yapı Bakımından Sözcükler konusunda başlamış, basit sözcükleri bitirmiştik. Bugün de türemiş sözcükler üzerinde duracagız.

Bir ögrencinin elini havada görünce durdu.

- Evet Engin! Seni dinliyorum, dedi.

- Hocam! Bize verece iniz ders notları varsa, not tutmayalım.

Sinirlenmişti Atilla Bey.

- Bakın arkadaşlar! dedi. Kaç defa söyledim! Sınıfta konuştu um her şeyden sorumlu oldu unuz için, not tutmanız menfaatiniz icabıdır. Hazıra konmak yok. Ancak size dersini sonunda yapım eklerinin alfabetik sıraya göre bir listesini verece im. Ayrıca verece im bibliyografyadan da faydalanabilirsiniz.

Tekrar kaldıgı yerden devam etti.

- Sözcüklerin anlamını de iştirerek onları yeni ve başka bir sözcük haline getiren eklere yapım ekleri denir. Bu tanıma göre şu sözcükler hakkında ne diyebiliriz? Silgi, gözcük, taşlık

Öndeki ögrenci elini kaldırınca;

- Evet Özcan seni dinliyorum, dedi.

- Hocam! Silgi kelimesinin kökü silmekten gelir. Aldıgı gi yapım eki, ona silmekle ilgili bir anlam yüklemiş, onu isimleştirmiştir. Yani başka bir anlam katmıştır.

Atilla Bey, gözcü kelimesini de başka bir ögrenciye sordu. Tamamen kendisini dersin havasına kaptırmıştı. Konsantresi yapım eklerine ya unlaştı ından aklında başka bir şey yoktu.

Bir ara son kelimeyi cevaplandıran ayaktaki ögrencinin sözünü kesip;

- Mehmet! Taş kelimesinin lık ekiyle başka bir kelime türetti ini söylemen dogru. Fakat taş kelimesinin ne oldu unu söylemedin. Taş kelimesi sana neyi hatırlatıyor? dedi.

Mehmet, di er ö rencilerden tabiatı itibarıyla farklıydı. Hocasına baktı. Mehmetin verdi i tek kelimelik cevap, bulundugu kürsüden amfiye yayılıp duvarlarda dalga dalga yankılandı:

- Filistin!

Gerisini hatırlayamadı Atilla Bey. Gözlerinin önünde tablolar canlandı birden: Kurşunlanmış, eller üstündeki bir bebe in cenazesi Elleri taşlı, başları puşili çocuklar, gençler Tanklar A layan kadınlar Katil İsrail diye slogan atan insanlar Askerler; acı, ızdırap, zulüm

Gözlerini kapatsa da, kulaklarını tıkasa da kaçamayaca ı bir gerçek vardı karşısında: Filistin!!!
 
H

hayrunisa

Guest
;( ;( ;(ahhh biz bunun hesabını nasıl verecegiz bilmem. ;(


tanklar karşısında ellerindeki minicik taşlarla minicik yürekleriyle kocaman davlarını inançlarını savunan minicik çocuklar. ;( ;(


rabbim herzaman yardımcıları olsun. bizler unuttuk hatırlamıyoruz bile artık. kendi dünyamızdan onları unuttuk.

çok daha öenmli işlerimiz var ya. dua etmek için bile zamanımız kalmadı. yazıkkk kiii onlar için YAZILAN YAZILARI bile okumaya zamanımız yok . onları hatırlamak mı istemiyoruz.


AMA BUNUN HESABI AGIR OLACAK. BUNUN HESABINI VERECEGİMİ BİLİYORUM
;( ;(

ZALİMLERİN KARŞISINDA TÜM MAZLUM KARDESLERİMİN SEN YARDIMCISI OL ALLAHIM. SENDEN BAŞKA KİMSELERİ YOK....

BİZ UNUTTUKKK.. ;( ;(;( ;(;( ;(;( ;(
 

TebessüM

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,558
Aldığı Beğeniler
9
Allah hem onların hen bizim yardımcımız olsun
gerçekten nasıl verecez hesabını bilmiyorum ;(
 

Başak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
1,488
Aldığı Beğeniler
5
Çok güzelmiş Huzurumsun abla.

Evet kaçınılmaz bir gerçek var FİLİSTİN!!! ;(
 
Üst Alt