- Üyelik Tarihi
- 23 Ocak 2011
- Mesajlar
- 3,957
- Aldığı Beğeniler
- 1,393
Bu aralar yapacağım paylaşımlar (genellikle) Mısır ve Mısır'da olanları anlamak, doğu-batı, müslüman-müslüman olmayan toplumları değerlendirmek üzerine olacak galiba.
Aşağıda okuyacağınız yazı bir tutam marksist çağrışımlar yapıyor olsa da aldanmayınız ve sabırla okuyunuz.
Çağdaş Batı Medeniyeti varlığını ezilenlerin, gariplerin, mağdurların, mağlupların, mazlumların kanları, gözyaşları ve alın terleri üzerinden yükseltti. Ezdiği, sömürgeleştirdiği insanların kanından ve alın terinden müteşekkil bu çirkin varlığını müreffeh, ilerici, çağdaş, demokrat, hümanist makyajlarla süsledi. Refah ve ilerleme anlatıları… Bütün insanlığı esir alan karabasanlar da diyebiliriz bu anlatılara. Afrikalılar, Ortadoğulular, zenciler, Araplar, Hintliler… Batılı olmayan herkes. Batı’nın sömürü lanetinden payına düşeni alanlar. Çağdaş Batı’nın insan yerine koymadıkları… Emperyal hedeflerin nesnesi haline getirilmiş garipler, mazlumlar…
Batı Emperyalizminin zalim güçleri tarafından yapılan sömürülerin maksadı, yalnızca yer altı ve yer kaynaklarının, madenlerin, petrolün, tarımın sömürülmesi ve buradan sağlanan malların kendi topraklarına aktarılarak hırsızlık yapılması şeklinde değildi. Aynı zamanda o yerlerdeki insanların, yerlilerin kafalarını, düşünce dünyalarını allak bullak edip onları düşünemez, hareket edemez hale getirmekti. Bir sürü saçma sapan teorilerle, sosyal bilimlerle insanların zihin dünyalarını bir kaosun ortasına bırakmaktı. Kendi üstünlüklerini oradalardaki insanların bilinçlerine kazımaktı. Bir tanrı kul, efendi köle paradoksu yaratmaktı.
Frantz Fanon da bu sömürgeleştirilmeden payını alan Karayipler’in Martinik Adası’nda 20 Temmuz 1925’de doğmuş. Kökenleri Afrikalı… Martinik Adası bir zamanlar Fransız kolonisi. Sonraları Fransız bölgesi olmuş. Buradaki insanlar kendi köklerinden kopartılarak asimile edilmişler. Bir Fransız’a dönüştürülmüşler adeta. Vahşi bir ırkçılık paradigmasına sahip sömürgeci anlayış kendi ırkı dışındaki bütün insanları aşağılık birer varlık gibi görmekte ve bunu sömürgeleştirdiği insanların benliğine kazımaktadır. İşte böyle bir ortamda Afrikalı köklerinden kopartılan Fanon, bir Fransız gibi yaşamakta ve düşünmektedir. Atalarının sarı saçlı, mavi gözlü beyazlar olduğunu sanmaktadır. Sömürgeciliğin insana kökenlerini unutturan zehri…
İlk gençlik döneminde Fransız Ordusu içinde yer alır. Nazilere karşı yurdu sandığı Fransa’yı savunur. Hatta bir savaşta yaralanması dolayısıyla cesaret nişanı bile verilir. O zamanlar ne için savaştığını bilmeyecek kadar heyecanlı ve Fransa’ya bağlıdır. Çünkü O’na anlatıldığı kadarıyla beyaz adamlar her zaman iyidir. Onların yapıp ettikleri sorgulanamazdır. Medeniyetin gerçek sahipleri onlardır. Onlar ancak zencilere ve diğer insanlara medeniyeti öğretmişlerdir. Bunun karşılığının verilmesi gerekir. Fanon, Fransızların Cezayir İsyanını bastırmak için görevlendirilen ordunun içinde de yer alır. Psikiyatri ve tıp eğitimi alan Fanon, Cezayir’de Blida-Joinville Psikiyatri Hastanesi’de başhekim olarak görev yapar. Burada büyük bir imanla bağlı olduğu Fransa’nın sömürgeci, baskıcı, vahşi yüzünü görmeye başlar. Fransız işgalcilerin işkence ettiği hastalarla görüşür. Hastanedeki işkence odaları çok etkiler Fanon’u. Büyük devletlerin, emperyalistlerin, sömürgecilerin yerlilere yaptığı insanlık dışı muameleler derinden yaralar. Cezayir Kurtuluş Örgütüyle temasa geçerek onların yaralılarını gizlice tedavi eder. İlerleme, insan hakları, demokrasi gibi kavramların büyük birer yalandan ibaret olduğunu anlar. 1956’da görevinden istifa eder. Artık bir Cezayirlidir. Bütün emperyalistlere karşı halkın yanındadır.
Frantz Fanon, köleliğe, ırkçılığa, sömürüye, kolonyalizme karşı safını belirler. Net bir şekilde ezilenlerin yanındadır. Doktor, psikiyatr, yazar, eylemci, özgürlük savaşçısı… Sömürgeleştirilmeye karşı derin çığlık… Kolonyalist mantığa ve pratiğe devrimci bir karşı duruş… Beyaz adamın tanrılığına sert reddiye… Kula kulluğun ortadan kaldırılması için dökülen alın teri…
Kolonyalizme, sömürüye karşı dururken aynı zamanda sömürenler ve sömürülenler üzerine ciddi psikolojik araştırmalar yaptı. Bir psikiyatr olmanın avantajıyla modern bilimlerin özellikle psikiyatrinin ve tıbbın nasıl bir sömürü aracı haline getirildiğini bütün çarpıcılığıyla tecrübe etti. Çağdaş Batı’nın kolonyalist bakış açısının kölelik ve efendilik kavramlarıyla kendini yerleştirdiğini gördü. Sömürgeciler kendilerini efendi ya da tanrı konumuna yerleştirmişlerdi. Diğerlerini ise kendilerine hizmet eden köleliğe… Sömürge halkları bunların gözünde hayvanlardan daha aşağıydı. Her şeyi efendilik ve kölelikle izah ettiklerinden sömürge halkları da beyazlaşmak yani efendi olmak için derin bir ikilemin içine düşüyorlardı. Oysa Fanon, efendi ve kölelerin olmadığı bir dünyayı anlatıyordu. Köleliğin yer değiştirdiği bir dünyayı değil. Köleliğin olmadığı zaman efendilik olmayacaktı efendiliğin olmadığı zaman kölelik… Yerlilerin yabancılaşmadığı, yabancıların yerlileri sömürgeleştirmediği bir dünya.
Fanon, Batı mantalitesinin dünyamızın ve insanlığın doğal akışını bozan işleyişine de derin itirazlar getirdi. Zencilerin beyazlaşmak istediğini, beyaz insanınsa çalışma sistemiyle habire kölelik ürettiğini söyledi. Daha yüksek, daha ileri bir medeniyeti kölelikle, daha fazla çalışmayla inşa edebileceğini düşünen modern dünyanın bu yanlışlığını haykırdı. Aynı zamanda Batı’nın bütün dünyayı kendi siyasi ve ideolojik kavramlarıyla anlamaya çalışmasının yanlışlığını da… Kendi dışındaki dünyayı (Afrika’yı, Ortadoğu’yu, Hindi, Zenciyi…) sanayileşme, kapitalizm, Marksizm gibi ideolojik bakışlarla değerlendirmek Batı’nın buraları tarihsizleştirdiği anlamına gelmektedir. Buraların kadim tarihini ve yaşantısını bozarak, tahrif ederek kendi uyduruk yaşam ve tüketim biçimini dayatacaktır. Nitekim de öyle oldu. Artık hiçbir şeyi Batılı normlar dışında değerlendirmeye tabi tutamıyoruz. Aslında sömürünün en büyüğü burada. Bu dediğimize en güzel örnek kavram demokrasidir sanırım. Herhangi bir siyasal kavram olan demokrasi bugün bir dogma, bir din gibi algılanıyor. Batı bütün siyasi ve kültürel operasyonlarını bu kavram üzerinden gerçekleştirebiliyor. Kendi dışındaki toplumlara müdahale ederken demokrasiyi öne sürerek istediği gibi değişiklikler yapabiliyor. Afganistan üzerine bomba yağdırılırken de hepsi birer diktatörlük olan körfez emirlikleriyle koyun koyuna operasyonlar icra edilirken de Suriye parçalanırken de Mursi darbe ile indirilirken de ne hikmetse bütün bunlar demokrasi adına, demokrasi için yapılıyor.
Fanon, 06 Aralık 1961’de kan kanserinden öldü. Frantz Fanon olarak doğdu İbrahim Fanon olarak öldü. Geride sömürgeciliğe karşı bayraklaşan bir güçlü çağrı bıraktı. Zalimlerle mazlumların savaşında safı mazlumların yanıydı. Tereddütsüz, herhangi bir pazarlık mevzubahis olmadan… Üçüncü dünya olarak tanımlanan halkların özgürlük mücadelesinin sembolü haline geldi. Siyah deri, beyaz maskeler, yeryüzünün lanetlileri gibi ölümsüz eserler kaldı miras olarak. O’na göre gerçekten özgürleşmenin en büyük düşmanı olan emperyalizm her yerde beyinlerden ve topraklardan atılması gereken bir mikroptu.
Batı’nın bütün çirkinliklerini güzel söylemlerle makyajladığını belirtmiştik. Bu modern, hümanist, demokrat makyaj aktıkça bütün çirkinlik ortaya çıkıyor. Yalnızca kendini seven narsist bir yüz. Bu yüzü çok iyi tanıyor ve gözlemliyoruz aslında son zamanlarda. Arka bahçeleri olarak gördükleri Afrika da, Orta Asya da… En günceliyle Suriye ve Mısır da. Kurallarını kendileri koydukları oyunda bile mızıkçılık yapıyorlar. Fanon’un da söylediği gibi bunları iyi tanımak ve ipleriyle kuyuya inmemek lazım. İşlerine geldiğinde en faşist birinden ileri demokrat, en demokratından azılı diktatör çıkarabilirler. Bunların değerleri yoktur çünkü. Kendi değerlerini çıkarları için anında çiğneyebilirler.
Frantz Fanon, ezilen, adam yerine konmayan mağdur ve mazlum yerlilerin yüreğinde direniş kıvılcımları çakmış bir öncüdür. Sömürgeci Batı’nın ipliğini en entelektüel biçimiyle pazara çıkardı. Bütün mağluplara en kompleksiz bir savaşın şifrelerini verdi. “Şiddeti adet edinmiş sömürgeci ve egemenlere karşı, mazlumların verdiği şiddet refleksleri, o toplumları tedavi eder. Ezilmiş halkı aşağılık kompleksinden, umutsuzluktan ve eylemsizlikten kurtarır; Onu korkusuz kılar ve özgüvenini tekrar kazanmasını sağlar.”
Selam olsun Fanon’a!...
Muaz Ergün
Yazının Orjinali: Tıklayın
Aşağıda okuyacağınız yazı bir tutam marksist çağrışımlar yapıyor olsa da aldanmayınız ve sabırla okuyunuz.
Çağdaş Batı Medeniyeti varlığını ezilenlerin, gariplerin, mağdurların, mağlupların, mazlumların kanları, gözyaşları ve alın terleri üzerinden yükseltti. Ezdiği, sömürgeleştirdiği insanların kanından ve alın terinden müteşekkil bu çirkin varlığını müreffeh, ilerici, çağdaş, demokrat, hümanist makyajlarla süsledi. Refah ve ilerleme anlatıları… Bütün insanlığı esir alan karabasanlar da diyebiliriz bu anlatılara. Afrikalılar, Ortadoğulular, zenciler, Araplar, Hintliler… Batılı olmayan herkes. Batı’nın sömürü lanetinden payına düşeni alanlar. Çağdaş Batı’nın insan yerine koymadıkları… Emperyal hedeflerin nesnesi haline getirilmiş garipler, mazlumlar…
Batı Emperyalizminin zalim güçleri tarafından yapılan sömürülerin maksadı, yalnızca yer altı ve yer kaynaklarının, madenlerin, petrolün, tarımın sömürülmesi ve buradan sağlanan malların kendi topraklarına aktarılarak hırsızlık yapılması şeklinde değildi. Aynı zamanda o yerlerdeki insanların, yerlilerin kafalarını, düşünce dünyalarını allak bullak edip onları düşünemez, hareket edemez hale getirmekti. Bir sürü saçma sapan teorilerle, sosyal bilimlerle insanların zihin dünyalarını bir kaosun ortasına bırakmaktı. Kendi üstünlüklerini oradalardaki insanların bilinçlerine kazımaktı. Bir tanrı kul, efendi köle paradoksu yaratmaktı.
Frantz Fanon da bu sömürgeleştirilmeden payını alan Karayipler’in Martinik Adası’nda 20 Temmuz 1925’de doğmuş. Kökenleri Afrikalı… Martinik Adası bir zamanlar Fransız kolonisi. Sonraları Fransız bölgesi olmuş. Buradaki insanlar kendi köklerinden kopartılarak asimile edilmişler. Bir Fransız’a dönüştürülmüşler adeta. Vahşi bir ırkçılık paradigmasına sahip sömürgeci anlayış kendi ırkı dışındaki bütün insanları aşağılık birer varlık gibi görmekte ve bunu sömürgeleştirdiği insanların benliğine kazımaktadır. İşte böyle bir ortamda Afrikalı köklerinden kopartılan Fanon, bir Fransız gibi yaşamakta ve düşünmektedir. Atalarının sarı saçlı, mavi gözlü beyazlar olduğunu sanmaktadır. Sömürgeciliğin insana kökenlerini unutturan zehri…
İlk gençlik döneminde Fransız Ordusu içinde yer alır. Nazilere karşı yurdu sandığı Fransa’yı savunur. Hatta bir savaşta yaralanması dolayısıyla cesaret nişanı bile verilir. O zamanlar ne için savaştığını bilmeyecek kadar heyecanlı ve Fransa’ya bağlıdır. Çünkü O’na anlatıldığı kadarıyla beyaz adamlar her zaman iyidir. Onların yapıp ettikleri sorgulanamazdır. Medeniyetin gerçek sahipleri onlardır. Onlar ancak zencilere ve diğer insanlara medeniyeti öğretmişlerdir. Bunun karşılığının verilmesi gerekir. Fanon, Fransızların Cezayir İsyanını bastırmak için görevlendirilen ordunun içinde de yer alır. Psikiyatri ve tıp eğitimi alan Fanon, Cezayir’de Blida-Joinville Psikiyatri Hastanesi’de başhekim olarak görev yapar. Burada büyük bir imanla bağlı olduğu Fransa’nın sömürgeci, baskıcı, vahşi yüzünü görmeye başlar. Fransız işgalcilerin işkence ettiği hastalarla görüşür. Hastanedeki işkence odaları çok etkiler Fanon’u. Büyük devletlerin, emperyalistlerin, sömürgecilerin yerlilere yaptığı insanlık dışı muameleler derinden yaralar. Cezayir Kurtuluş Örgütüyle temasa geçerek onların yaralılarını gizlice tedavi eder. İlerleme, insan hakları, demokrasi gibi kavramların büyük birer yalandan ibaret olduğunu anlar. 1956’da görevinden istifa eder. Artık bir Cezayirlidir. Bütün emperyalistlere karşı halkın yanındadır.
Frantz Fanon, köleliğe, ırkçılığa, sömürüye, kolonyalizme karşı safını belirler. Net bir şekilde ezilenlerin yanındadır. Doktor, psikiyatr, yazar, eylemci, özgürlük savaşçısı… Sömürgeleştirilmeye karşı derin çığlık… Kolonyalist mantığa ve pratiğe devrimci bir karşı duruş… Beyaz adamın tanrılığına sert reddiye… Kula kulluğun ortadan kaldırılması için dökülen alın teri…
Kolonyalizme, sömürüye karşı dururken aynı zamanda sömürenler ve sömürülenler üzerine ciddi psikolojik araştırmalar yaptı. Bir psikiyatr olmanın avantajıyla modern bilimlerin özellikle psikiyatrinin ve tıbbın nasıl bir sömürü aracı haline getirildiğini bütün çarpıcılığıyla tecrübe etti. Çağdaş Batı’nın kolonyalist bakış açısının kölelik ve efendilik kavramlarıyla kendini yerleştirdiğini gördü. Sömürgeciler kendilerini efendi ya da tanrı konumuna yerleştirmişlerdi. Diğerlerini ise kendilerine hizmet eden köleliğe… Sömürge halkları bunların gözünde hayvanlardan daha aşağıydı. Her şeyi efendilik ve kölelikle izah ettiklerinden sömürge halkları da beyazlaşmak yani efendi olmak için derin bir ikilemin içine düşüyorlardı. Oysa Fanon, efendi ve kölelerin olmadığı bir dünyayı anlatıyordu. Köleliğin yer değiştirdiği bir dünyayı değil. Köleliğin olmadığı zaman efendilik olmayacaktı efendiliğin olmadığı zaman kölelik… Yerlilerin yabancılaşmadığı, yabancıların yerlileri sömürgeleştirmediği bir dünya.
Fanon, Batı mantalitesinin dünyamızın ve insanlığın doğal akışını bozan işleyişine de derin itirazlar getirdi. Zencilerin beyazlaşmak istediğini, beyaz insanınsa çalışma sistemiyle habire kölelik ürettiğini söyledi. Daha yüksek, daha ileri bir medeniyeti kölelikle, daha fazla çalışmayla inşa edebileceğini düşünen modern dünyanın bu yanlışlığını haykırdı. Aynı zamanda Batı’nın bütün dünyayı kendi siyasi ve ideolojik kavramlarıyla anlamaya çalışmasının yanlışlığını da… Kendi dışındaki dünyayı (Afrika’yı, Ortadoğu’yu, Hindi, Zenciyi…) sanayileşme, kapitalizm, Marksizm gibi ideolojik bakışlarla değerlendirmek Batı’nın buraları tarihsizleştirdiği anlamına gelmektedir. Buraların kadim tarihini ve yaşantısını bozarak, tahrif ederek kendi uyduruk yaşam ve tüketim biçimini dayatacaktır. Nitekim de öyle oldu. Artık hiçbir şeyi Batılı normlar dışında değerlendirmeye tabi tutamıyoruz. Aslında sömürünün en büyüğü burada. Bu dediğimize en güzel örnek kavram demokrasidir sanırım. Herhangi bir siyasal kavram olan demokrasi bugün bir dogma, bir din gibi algılanıyor. Batı bütün siyasi ve kültürel operasyonlarını bu kavram üzerinden gerçekleştirebiliyor. Kendi dışındaki toplumlara müdahale ederken demokrasiyi öne sürerek istediği gibi değişiklikler yapabiliyor. Afganistan üzerine bomba yağdırılırken de hepsi birer diktatörlük olan körfez emirlikleriyle koyun koyuna operasyonlar icra edilirken de Suriye parçalanırken de Mursi darbe ile indirilirken de ne hikmetse bütün bunlar demokrasi adına, demokrasi için yapılıyor.
Fanon, 06 Aralık 1961’de kan kanserinden öldü. Frantz Fanon olarak doğdu İbrahim Fanon olarak öldü. Geride sömürgeciliğe karşı bayraklaşan bir güçlü çağrı bıraktı. Zalimlerle mazlumların savaşında safı mazlumların yanıydı. Tereddütsüz, herhangi bir pazarlık mevzubahis olmadan… Üçüncü dünya olarak tanımlanan halkların özgürlük mücadelesinin sembolü haline geldi. Siyah deri, beyaz maskeler, yeryüzünün lanetlileri gibi ölümsüz eserler kaldı miras olarak. O’na göre gerçekten özgürleşmenin en büyük düşmanı olan emperyalizm her yerde beyinlerden ve topraklardan atılması gereken bir mikroptu.
Batı’nın bütün çirkinliklerini güzel söylemlerle makyajladığını belirtmiştik. Bu modern, hümanist, demokrat makyaj aktıkça bütün çirkinlik ortaya çıkıyor. Yalnızca kendini seven narsist bir yüz. Bu yüzü çok iyi tanıyor ve gözlemliyoruz aslında son zamanlarda. Arka bahçeleri olarak gördükleri Afrika da, Orta Asya da… En günceliyle Suriye ve Mısır da. Kurallarını kendileri koydukları oyunda bile mızıkçılık yapıyorlar. Fanon’un da söylediği gibi bunları iyi tanımak ve ipleriyle kuyuya inmemek lazım. İşlerine geldiğinde en faşist birinden ileri demokrat, en demokratından azılı diktatör çıkarabilirler. Bunların değerleri yoktur çünkü. Kendi değerlerini çıkarları için anında çiğneyebilirler.
Frantz Fanon, ezilen, adam yerine konmayan mağdur ve mazlum yerlilerin yüreğinde direniş kıvılcımları çakmış bir öncüdür. Sömürgeci Batı’nın ipliğini en entelektüel biçimiyle pazara çıkardı. Bütün mağluplara en kompleksiz bir savaşın şifrelerini verdi. “Şiddeti adet edinmiş sömürgeci ve egemenlere karşı, mazlumların verdiği şiddet refleksleri, o toplumları tedavi eder. Ezilmiş halkı aşağılık kompleksinden, umutsuzluktan ve eylemsizlikten kurtarır; Onu korkusuz kılar ve özgüvenini tekrar kazanmasını sağlar.”
Selam olsun Fanon’a!...
Muaz Ergün
Yazının Orjinali: Tıklayın