Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
Muhammed bin İdris henüz dört yaşındadır. Tevafuk bu ya, o gün kadı efendinin sokaklarından geçeceği tutar. Tam o sıra iki öfkeli adam bir garibi sürükler, kadı efendinin önüne yıkarlar. Muhammed akranlarıyla birlikte hadise mahalline koşar. Davacılardan biri alel acele anlatmaya başlar:

- Efendim biz üç arkadaştık. Birlikte bir iş yaptık ve iyice bir para kazandık. Yalanı yok ya birbirimize itimadımız yoktu. Paramızı hepimizin güveneceği birine ,yani buna emanet ettik ve altını çize çize ,üçümüz birlikte gelmedikçe vermeyeceksin diye tembihledik. Ama o bize hıyanet etti.

Kadı yaka paça sürüklenen adama bakar:

- Doğru mu söylüyor bunlar?

- Doğru efendim ama eksik.

- Nasıl yani?

- Evet bunlar dün akşam bana bir kese para bıraktılar ve birlikte gelmedikçe hiçbirimize verme dediler. Ancak henüz 50 adım bile gitmeden içlerinden biri geri geldi ve altınları istedi. Uzaktan Bakın veriyorum diye bağırdım, bu ikisi de kafa sallayıp Tamam dediler. Söyleyin başka ne yapabilirdim ki?

Kadı bu kez diğerlerine döner:

- Peki buna ne diyeceksiniz?

- Onu da açıklayalım. Keseyi emanet edip giderken şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. Bütün paramızı emanetçiye bıraktık ama bu akşam ne yiyeceğiz? dedi. Biz de harcanacak kadar bir şeyler almasına izin verdik. Hepsini alıp kaybolacağını nereden bilebilirdik?

- Hımmm şimdi iş vuzuha erdi. Arkadaşınız paraları alıp kaçtı desenize.

- Evet ama biz emanet verdiğimiz adamı tanırız. Ona üstüne basa basa üçümüz birlikte gelmedikçe verme dedik mi, dedik. O da bunu kabul etti mi, etti. Gözünü açaydı, aldanmasaydı. Madem bir saflık yaptı, ceremesini çeksin, bedeli kesesinden ödesin.

Ödesin demek kolaydır ama delikanlı sözkonusu parayı verecek güçte değildir. Zaten üzgün ve bitkindir. Ağlamamak için dudaklarını ısırır ve büyük bir teslimiyetle boynunu büker. Zor duyulan titrek bir sesle Hatalıyım efendim der, cezama razıyım. Hava bir anda emanetçinin aleyhine döner. Merhametli kadı gözlerini kısar, sakalını sıvazlar. Bir çıkış yolu arar& Arar ama nereye kadar?

İşte tam o sıra küçük dinleyici bedbin gencin elinden tutar. Ağlama be amca der, kendini niye üzüyorsun ki?

- Nasıl üzülmem be gülüm, başıma gelenleri duydun işte.

- Sen gel beni dinle ve de ki: Kese bende.

- Haydi istediğin gibi olsun . Diyelim ki kese bende.

- Emaneti almaları için bunların üç kişi olmaları gerekmiyor mu?

- Gerekiyor.

- Öyleyse söyle onlara getirsinler arkadaşlarını, alsınlar paralarını!

Ne berrak bir muhakeme ve ne müthiş zeka değil mi? Eh, yıllar sonra İmam-ı şafii diye anılacak bir çocuk başka nasıl olabilir ki?
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Rivayetlerin çoğuna göre îmâm-ı Şafiî Suriye´de (Filistin´de) Gaz-ze´de doğdu. Fukahâ tarihçilerinin ve Tabakât yazarlanmn büyük bir ço­ğunluğunun görüşleri bunda birleşiktir. Fakat, çoğunluğun benimsediği bu rivayetin yanısıra onun Askalân´da doğduğunu söyleyenler de vardır. Askalân, Gazze´den üç fersah uzaktadır. Hattâ Suriye´den Yemen´e atla­yarak onun Yemen´de doğduğunu söyleyenler bile olmuştur[2]. Fakat ekseriyet bunlardan doğru olanı seçip almıştır. Bâzıları bu üç rivayetin arası­nı şöyle birleştirmek ister: O Yemen´de doğmuştur, demekten maksat, Yemenlilerin bir mahallesinde doğmuş demektir. O Askalân´da ve Gaz-ze´de yetişti. Askalân´da Yemenli kabileler ve Yemen soyundan olanlar vardır. Bu itibarla Yemenliler arasında doğmuş demektir. Yâkût Hamevî der ki: "Eğer o rivayet doğru ise, bu tarzda anlamak bence güzel bir te´vildir."

Bütün rivayetler onun 150 yılında doğduğunda ittifak eder. Aym se­nede îmam-ı A´zam Ebû Hanîfe vefat etmiştir. Hattâ bâzıları Ebû Hanî-fe´nin öldüğü gece Şafiî´nin doğduğunu söylerler. Bu, halk tarafından; bir imam öldü, aynı gece de diğer bir imam doğdu, tarzında söylenmiş bir sözden başka bir şey değildir. Bundan ne fazilet çıkar?

Nesebine gelince, fıkıh tarihini yazanların çoğunun benimsediği riva­yete göre o, Kureyş ve Muttalib kabilesinden olan bir babadan doğmuş­tur. Çoğunluk onun soyunu şöyle tesbît eder: Abdi Menâf oğlu, Muttalib oğlu, Hâşim oğlu, Abdi Yezid oğlu, Ubeyd oğlu, Sâib oğlu, Şâfi´ oğlu, Os­man oğlu, Abbas oğlu, İdris oğlu Muhammed´dir. Soyu, Hz. Peygamber´le Abd-i Menâf da birleşmektedir.

Şafiî´nin nesebinin vardığı Muttaîib, Abdi Menâfin dört oğlunun bi­ridir. Onlar da şunlardır: Muttalib, Hâşim, Emevîlerin atası olan Abdi Şems, Cübeyr b. Mut´im´in atası Nevfel. Bu Muttalib, Hazret-i Peygam-ber´in Atası Hâşinı´in kardeşi oğlu Abdulmuttalib´i büyütüp yetiştirmiş­tir. Muttalib oğulları ile Hâşim oğullan beraber olup bir taraf idiler. Câ-hiliyet zamanında Abdi Şems oğulları yâni Emevîler onlara karşı idiler. Bunun İslâmiyet devrinde iki işte eseri görülmüştür:

1- Kureyşîiler Hz. Peygaraber´e ve akrabasından onun tarafını tu­tanlara boykot ilân edince, Muttalib oğulları Peygamber´in yardımına koştular. Bu işte Müslüman olan da, olmıyan da beraberdi. Peygamber´in yanında ezâ ve cefaya katlanmağı kabul ettiler.

2- Hz. Peygamber: Ganimet taksimine dâir olan âyet-i kerîme­de zilkurbâye ayrılan hisseden Muttalib oğullarına da pay ayırdı. Abdi Şems oğullarına, Nevfel oğullarına böyle bir pay ayırmadı.

Cübeyr b. Mut´im rivayet ediyor: "Hz. Peygamber Hayber´den alınan ganimetten Zevilkurbâ hissesinden Benî Hâşim´e ve Benî Muttalib´e pay verince ben ve Osman b. Affân Hz. Peygamber´e gittik. Ben dedim ki: Yâ Resûla´llâh, bunlar Benî Hâşim´den aenin kardeşlerin. Onların fazileti in­kâr olunamaz. Allâhu Teâlâ Seni onlardan kıldı. Ancak Sen Abdü´l-Mutta-lib oğullarına pay verdin, bizi bıraktın. Biz onlarla aynı derecedeyiz."

Hz. Peygamber cevaben: "Onlar, hem câhiliyette, hem de Islâmiyet-te bizden hiçbir vakit ayrılmadılar. Hâşim oğulları, Muttalib oğulları hep bir şeydir." buyurdular ve sonra da iki elini birbirine kilitlediler[3].
 

ExELaNcE

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
3,446
Aldığı Beğeniler
13
Allah razı olsun...
O öyle bir alim ki; kitabın bir sayfasını okurken yanındaki sayfayı okuma ihtiyacı duymazdı..çünkü yan gözle satır sonlarında diğer sayfayıda okurmuş..
 

TebessüM

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,558
Aldığı Beğeniler
9
ORiJiNAL YAZARI : ExELaNcE
ALLAH razı olsun...
O öyle bir alim ki; kitabın bir sayfasını okurken yanındaki sayfayı okuma ihtiyacı duymazdı..çünkü yan gözle satır sonlarında diğer sayfayıda okurmuş..
8o hiç bilmiyordum
 
Üst Alt