Kurban Bayramı Münasebeti 2008 Cuma Vaazı
Seyh Muhammed Muta El-Haznevi (k.s)
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla sözlerime başlıyorum.Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdü senalar,Hz.Muhammed’e (s.a.v), aline ve ashabına salat-u selam olsun. Şeyhimiz, manevi terbiye edicimiz Şehid-ül Harameyn’den de Allah (c.c.) ondan razı olsun ve kıyamet gününde en yüce makamları ona nasip eylesin.
Değerli kardeşlerim; Babam şeyh hazretleri(k.s.) gibi ilim,fazilet,itidal,ıslah ve takva ehli olanlar gittiler.Geride sermayesi olmayan,Yüce Allah’ın(c.c.) zayıf bir kulu olan benim gibi birisini bırakarak,bu diyarı terk ettiler.Ben bunu tevazu olarak değil,hakikatın kendisi olarak söylüyorum.Allah(c.c.)’ da buna şahiddir.
Değerli kardeşlerim, yeminle söylüyorum ki sizin aranızda ben kendimden daha eksik herhangi bir kimseyi görmüyorum.Ben kendimi sizlerin arasında bir hiç olarak sayıyorum. Değerli müminler! Benim misalim, babam şeyh hazretlerinin bir sohbetlerinde bahsettiği bir adama benzemektedir.Şam diyarında zamanın birinde bir adam vefat etmişti.Cenazesini o zamanki emirin camisine götürdüler.Fakat orada cenaze namazını kıldıracak kimseyi bulamadılar.Etrafa baktılar ve az ileride oturan birisini gördüler.Onun yanına gidip, kendisinden cenaze namazını kıldırması için ricacı oldular.
Değerli kardeşlerim,kendisine cenaze namazını kıldırmasını teklif ettikleri adam, alim birisi değildi.Onlara ; ‘Ben alim değilim,namaz kıldırmaya ehil birisi değilim.’ diyerek mazeret takdim etti.Ama onlar onun mazeretini kabul etmediler ve namazı kıldırması için ısrar ettiler. ‘Cenaze namazı kıldırmanın bir zorluğu yoktur.Dört tekbirden ibarettir.Şu dört tekbiri getirerek namazı kıldırda,işimize gidelim.Acele işlerimiz var.Daha cenazemizi defnedeceğiz.’ dediler.Namazı kıldırması için zorladıkları bu adamın ismi Ebu Kadro idi.Ebu Kadro dört tekbir getirip,cenaze namazını kıldırdı ve ölünün kulağına eğilip,ona bir şeyler söyledi.
Değerli kardeşlerim,cenazenin beraberinde olanlardan birisi,namazı kıldırana sordu:’Ey Ebu Kadro!Sen bu ölünün kulağına ne söyledin?’Ebu Kadro şöyle cevap verdi:’Vallahi ben ona, sen berzah alemine gideceksin.Buradan sana haber soracaklardır.Onlara de ki, Ebu Kadro gibi cahil bir adam imam oldu.’ Evet ey müminler! Teessüf ederek söylüyorum,öyle bir zamandayız ki benim gibi birisini vaaz kürsüsüne koymuşlar?Ama ben itikad ediyorum ve inanıyorum ki inşallah bu işte de Yüce Allah’ın bir rahmeti vardır ve bu da O’nun fazlı keremindendir.
Değerli kardeşlerim,ben irşad vazifesini yapmaya ehil bir insan değilim.Sizlere sadece babam Şeyh hazretlerinden duyduklarımı naklediyorum. Değerli müminler,bir insan zahiri bir hastalığa yakalandığı zaman,maddi ve manevi tüm imkanlarını kullanarak o hastalığı tedavi etmek,çektiği o acılardan kurtulmak ve şifa bulmak için tüm gayretini sarfediyor .Hepinizin
malumudur ki zahiri hastalıklar geçicidir.Ne kadar uzun süre devam ederse etsin en fazla ölüm gelene kadardır.İnsan öldükten sonra artık o acılar,o hastalıklar bitmiş oluyor.Bunun yanında bir de manevi hastalıklar vardır.Bu hastalıklar insanı ebedi şekavete götürecek cinstendirler.Üzülerek söylüyorum ki bizim çoğumuza bu tür manevi hastalıklar isabet etmiştir.Kalbimiz Allah’(c.c.) dan başka şeylerle meşguldur. Bizler ise bunun tedavisinden gafil bir şekilde yaşamaktayız.
Değerli kardeşlerim,bizlerin manevi hastalıklarımızın tedavisine önem vermememizin, bu ihmalkarlığımızın nedeni kalbimizde dünya sevgisinin olmasındandır.Dünya lezzetlerini ahretin amellerine tercih etmemiz buna en büyük delildir.Yüce Allah(c.c.) bu hususla ilgili olarak,’Onların kalplerinde ancak dünya sevgisi vardır ve onlar ahreti unutmuşlardır.’buyurmuştur.
Değerli kardeşlerim! Kalbindeki manevi hastalıklardan haberi olmayan,manen hasta olduğunu bilmeyen birisine cahil denilir.Fakat kalbinde manevi hastalıklar olduğunu,ahiret amellerinden uzakta bulunduğunu bilen ve bunun tedavisine başvurmayan,bu haline önem vermeyen,gayreti olmayan birisine ise,ancak akli dengesi bozuktur denilir.
Değerli kardeşlerim! İşte böyle bir halde olan bir insan,düşünmüyor ve tefekkür etmiyor.’Bu dünyanın akibeti nedir,sonuç nereye varacaktır?’ diye akletmiyor.Ama akıllı olan kimse ise, ahirette,berzah aleminde onu bekleyen akıbetleri düşünüyor ve bunlar üzerinde tefekkür ediyor.Allah’(c.c.) a yöneliyor.Bu hastalıkların tedavisine baş vuruyor.Haram olan lezzetlerden kaçıyor ve kendini ahiretin amellerine veriyor.
Değerli kardeşlerim,babam Şeyh Hazretlerinden(k.s.) çok değişik bir hikmet duymuştum. O şöyle buyuruyordu;Hiçbir lezzete eğer onun sonrasında azap varsa lezzet denilmez.Hiçbir acı, sıkıntı ve çileye de eğer onun bitiminde,neticesinde mutluluk ve saadet varsa,çile denilmez.
Değerli kardeşlerim,dünyada elde edilen bu haram lezzetler,lezzet sayılmazlar.Çünkü bundan sonrasında azap vardır.Dünyada yapılan ibadetlerden dolayı çekilen meşakketlere de meşakket denilmez.Çünkü sonrasında mutluluk ve saadet vardır.İbadet ve takva ehli kimseler için Yüce Allah(c.c.), onlar için gözün görmediği,kulağın duymadığı,kalbin hayal bile edemediği nimetler ile dolu cenneti vaad etmiştir.Malumunuzdur ki cennet mutluluk ve saadet diyarıdır.
Değerli kardeşlerim,dünyada görünen lezzet ve mutluluklar,ahirette olan nimetlere kıyasla hiç sayılır.Durum böyle iken,bir insan eğer mağrur oluyorsa,şehvetlere kapılıp masiyetlerin peşinde gidiyorsa,dünyadaki haram lezzetleri ahrette tercih ediyorsa,dünyanın lezzetlerine öncelik veriyor ve ahireti unutuyorsa,o insanın kafasında zerre kadar akıl yoktur.
Değerli kardeşlerim,hakiki akıl sahiplerinden olabilmemiz,kendimize çeki düzen verebilmemiz ve manevi hastalıklarımızı tedavi edebilmemiz için bize uhrevi bir akıl lazımdır.Ahirete yönelik bir akıl lazımdır.Çünkü dünyevi akıl yalnız görünen şeyleri biliyor. Onları hissediyor,onları çözebiliyor ama uhrevi akıl uzun mesafedekileri görüp,derin meseleleri idrak edebiliyor.
Değerli kardeşlerim,gerçek ve hakiki akıl sahibi olan,Hz.Peygamberimiz(s.a.v.)’in buyurduğu gibi akıllı olan bir kimse,kendisini muhasebe eden,ölümden sonrası için azık hazırlayan, çalışan ve gayret eden kimsedir.Aklı olmayan ise,nefsine tabi olan ve bu hali ile Yüce Allah’ (c.c.) dan hayırlı sonuçları temenni eden ve bekleyendir.Malesef çoğumuz bu manevi hastalıklara karşı şuurlu değiliz.Bunları hiç düşünmüyoruz,tefekkür etmiyoruz.Bizim düşünce ve aklımız sadece dünya ile ilgidir.Ancak dünyayı düşünüyoruz.Yok olup,gidecek olan faydasız şeylere önem veriyoruz.Kalıcı ve faydalı olan ahiret amellerini terk ediyoruz.
Değerli kardeşlerim,dünyaya bağlılık bize bu hastalıkları insana unutturuyor.Aklı selim sahibi olmayan bir kimse,yalnız dünyanın lezzetlerini düşünüyor.Manevi hastalıklar aklına gelmiyor. Gerçek akıl sahibi olan şuur ediyor,ölümü tefekkür ediyor,ölüm sonrasında ne olacak, haşr, hesap, kitap bunları tefekkür ediyor.Bunlarla beraber dünyanın ahvalini ve manevi hastalıkları da idrak ediyor.Çünkü onun imanı güçlüdür.
Değerli kardeşlerim,babam Şeyh Hazretlerinden(k.s.) duydum ki şöyle buyuruyorlardı;Bir alim öğrencileriyle beraber yolda gidiyorlardı.Orada hastalanmış birisini gördüler.Bu insana sanki isabet etmeyen hiçbir hastalık kalmamıştı.Üzerinde haşaratlar geziyordu.Yanına geldiler ve baktılar ki ondan bir ses geliyor.O hastanın;’Allah’a şükürler olsun ki insanlara isabet eden hastalıklardan beni muaf kıldı,beni korudu .’ diye şükrettiğini işittiler.Onlardan birisi dayanamayarak ona sordu;’Peki sana isabet etmeyen herhangi bir hastalık kadı mı ki böyle söylüyorsun?’ O ,‘ Evet kaldı,Allah’a şükürler olsun ki insanlara isabet eden küfür bana isabet etmedi.Küfür hastalığı bana gelmedi.’dedi.İşte değerli müminler,o insan imanı güçlü olduğundan dolayı dünyevi hastalıklara itibar etmiyor.Hastalıklarının ne olduğunu hissetmiyor .Bu sıkıntılardan dolayı Yüce Allah’dan(c.c.) sevap bekliyor.
Değerli kardeşlerim!Şeyh Hazretleri(k.s.) şöyle buyurdu;’Ehli dünyanın aklı kıttır.Bundan dolayı sadece kısa mesafeyi görebiliyor.Ehli ahiretin aklı ise çok geniştir.Uzun mesafeleri görebiliyor.Takva ile,ibadet ile onlar Yüce Allah’a yakınlığı düşünüyorlar.Ehli dünyanın dünyadan başka zikir ve düşünceleri yoktur.İşte bu nedenle değerli müminler ikisinin farkı çok açıktır.’
Değerli kardeşlerim!Ahiret ehli olanların aklı,Peygamberlerin,Şehitlerin ve Evliyaların aklıdır.Ehli dünyanın aklı ise,şehvetine tabi olan kimselerin aklıdır.Değerli müminler,gerçek bir akıl sahibi olabilmek,uhrevi bir akla sahip olabilmek için uyulması gereken bir takım şartlar vardır.Tabi olunması gereken sebepler vardır.Bunlar ölümü düşünmek,ölüm sonrasında olacakları,haşri,sıratı düşünmek,cennet ve cehennemi düşünmek ve böylece tefekkür etmektir.
Değerli kardeşlerim,bildiğiniz gibi zahiri hastalıklara yakalanan birisi kendini güçsüz hisseder,çalışma azmi gevşer.Sağlıklı olduğu gibi çalışamaz.İşte manevi hastalıklara yakalanan bir kimsede aynen böyledir.O da ibadetlerde gevşek oluyor.İbadetler ona ağır geliyor.Hatta Yüce Allah’ın(c.c.) bizlere farz kıldığı namaz bile ona ağır geliyor.İki rekat namaz kılmak ona zor geliyor.Çünkü manevi hastalıklar onu manen gevşetmiştir.Yüce Allah (c.c.) böyle kimseler için, namaz kılmak iman ve şuur ehli olanlar dışındakilere ağır gelmektedir,diye buyurmuştur.Onun için böylesi kişiler Yüce Allah’ın(c.c.) lütfundan geri kalıyorlar.
Değerli kardeşlerim,akli dengesi yerinde olmayan,namazların ibadetlerin ona zor geldiği kimse,imanı zayıf olan birisidir.Aklı selim sahibi olan,manevi hastalıklarını tedavi eden bir kimse,ibadete başladığı zaman kendini mutlu ve saadetli hissediyor.Manen büyük bir lezzet alıyor ve bunun için namazdan çıkmak istemiyor.Çünkü o namaz içinde Yüce Allah’ı(c.c.) buluyor.Namaz kılan bir kimse ile Allah (c.c.) arasında herhangi bir vasıta yoktur.Onun içinde hissettiği bereket, lezzet ve maneviyatların sebebi kalbinde manevi hastalıkların olmamasıdır.
Değerli kardeşlerim!Manevi hastalıklardan arınan bir kimse için,namaza başlama anı en mutlu olduğu,Peygamberimiz(s.a.v.) de en büyük saadet ve mutlulukların namazın içinde olduğunu buyurmuşlardır.Değerli kardeşlerim,kendi ibadetinde mutlu ve mesut olan birisi, o ibadeti hiç terk etmek istemiyor.Devamlı olarak ona devam etmeyi arzu ediyor.Çünkü içinde huzur buluyor,mutluluk buluyor.Onda nice nimetler görüyor.Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.v.) geceleyin kalkıp teheccüd namazı kılıyorlardı.Öyle oluyordu ki namaz kılmaktan ayakları şişiyordu. Ona;’Yüce Allah(c.c.) senin tüm günahlarını affetmişken niçin bu kadar kendine eziyet ediyorsun?’ dediklerinde Peygamberimiz(s.a.v.)şöyle buyurmuştur;’ Peki ben Yüce Allah’a(c.c.) şükreden bir kul olmayayım mı ?’
Değerli kardeşlerim,hikmet ehlinin ve sadatlarımızın yanında açıkça bilinen bir husustur ki hastalanan bir insana bazı yiyecekler zarar vermektedir.Onun üzerinde hastalığını artırıcı bir etki yapmaktadır.Bundan dolayı onlardan perhiz ile uzak durması gerekmektedir.Her ilaç da onun hastalığına iyi gelmez.Manevi hastalıkların tedavisinde de bu hususlar geçerlidir.
Değerli kardeşlerim!Kalbin tedavi edilmesinin özel şartları vardır.Eğer şartlarına uyulmazsa öyle olur ki yapılan ibadetler ve hatta Yüce Allah’ın(c.c.) bize farz kıldığı ibadetlerin yapılması bile kalbin tedavi edilmesinde fayda sağlamaz.Hatta kişiye zararı bile dokunur. Buna namaz kılmak,oruç tutmak ve diğer ibadetler de dahildir.İbadetleri tatbik eden kimsenin kalbinde riyakarlık varsa, amelleri Allah için değilse,o ibadetler ondan reddedilir.O ibadetlerden faydalanamaz.Kalbine yaptığı ibadetlerin bir etkisi ve faydası olmaz.Yaptığı ibadetler ihlas üzere olmadığından ona ve kalbine zarar verir.
Değerli müminler!Çok oruç tutanlar vardır,onlara oruçlarından açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmamaktadır.Çok teheccüd namazı kılanlar vardır ki onlara uykusuzluktan başka bir şey kalmamaktadır.Çok ibadet eden,ibadetini zahiri şartlarına uygun olarak yapan ama kalbinde riyakarlık,gösteriş bulunduğu için,kalbinde manevi hastalıklar olduğu için ibadetleri kabul olmayan kimseler vardır.Bunlara yalnızca meşakketler kalmaktadır.
Değerli kardeşlerim!Hepimiz şunu bilmeliyiz ki,kalplerin tedavisi,manevi hastalıkların kurtuluş yolu sadatlarımızın bize gösterdiği adaplardır.Onlar müslümanların kalplerini tedavi etmek için çalıştılar.Bu yolda gayret ettiler.
Onların meclislerinde oturmak bizim için şifadır.Çünkü onlar bizim kalplerimizin tabibidirler. Onların sünnete bağlılıklarını ve irşadlarını duymak bizim için şifadır.Onların bize bakışları bizim için rahmettir.Çünkü onlarla oturmak,onların söylemlerini dinlemek Yüce Allah’ın rahmetini bize yöneltir.Onlardan ve onların adaplarından uzak kalmak bizim için en büyük zehirdir.
Değerli müminler,onları inkar eden,onların aleyhlerinde konuşan bir kimse kendisi için en büyük şekaveti hazırlamaktadır.Değerli müminler,onlar bizim kalplerimizde olan bu manevi hastalıkları çıkartmak ve ibadetlerimizin kabulü için gayret etmektedirler.
Değerli kardeşlerim!Kalbi hastalıkların başı dünya muhabbetidir.Kalbi dünyaya bağlamaktır. Eğer dünya sevgisi kalpten çıkmazsa, o kalbin tedavisi çok zordur.Yüce Allah’tan temenni ve niyaz ediyorum, bizim tüm yaptıklarımızı kendi rızasına uygun kılsın.Yüce Allah’ tan tekrar niyaz ediyorum,bizleri kendi kalbi hastalıklarını tedavi edenlerden eylesin ve bizi bu manevi hastalıklardan korusun,muhafaza eylesin.Bizim kalbimizi dünya sevgisinden uzak eylesin ve bizim kalbimizi kendisine bağlasın.Şüphesiz Rabbim her şeye kadirdir…..
Seyh Muhammed Muta El-Haznevi (k.s)
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla sözlerime başlıyorum.Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdü senalar,Hz.Muhammed’e (s.a.v), aline ve ashabına salat-u selam olsun. Şeyhimiz, manevi terbiye edicimiz Şehid-ül Harameyn’den de Allah (c.c.) ondan razı olsun ve kıyamet gününde en yüce makamları ona nasip eylesin.
Değerli kardeşlerim; Babam şeyh hazretleri(k.s.) gibi ilim,fazilet,itidal,ıslah ve takva ehli olanlar gittiler.Geride sermayesi olmayan,Yüce Allah’ın(c.c.) zayıf bir kulu olan benim gibi birisini bırakarak,bu diyarı terk ettiler.Ben bunu tevazu olarak değil,hakikatın kendisi olarak söylüyorum.Allah(c.c.)’ da buna şahiddir.
Değerli kardeşlerim, yeminle söylüyorum ki sizin aranızda ben kendimden daha eksik herhangi bir kimseyi görmüyorum.Ben kendimi sizlerin arasında bir hiç olarak sayıyorum. Değerli müminler! Benim misalim, babam şeyh hazretlerinin bir sohbetlerinde bahsettiği bir adama benzemektedir.Şam diyarında zamanın birinde bir adam vefat etmişti.Cenazesini o zamanki emirin camisine götürdüler.Fakat orada cenaze namazını kıldıracak kimseyi bulamadılar.Etrafa baktılar ve az ileride oturan birisini gördüler.Onun yanına gidip, kendisinden cenaze namazını kıldırması için ricacı oldular.
Değerli kardeşlerim,kendisine cenaze namazını kıldırmasını teklif ettikleri adam, alim birisi değildi.Onlara ; ‘Ben alim değilim,namaz kıldırmaya ehil birisi değilim.’ diyerek mazeret takdim etti.Ama onlar onun mazeretini kabul etmediler ve namazı kıldırması için ısrar ettiler. ‘Cenaze namazı kıldırmanın bir zorluğu yoktur.Dört tekbirden ibarettir.Şu dört tekbiri getirerek namazı kıldırda,işimize gidelim.Acele işlerimiz var.Daha cenazemizi defnedeceğiz.’ dediler.Namazı kıldırması için zorladıkları bu adamın ismi Ebu Kadro idi.Ebu Kadro dört tekbir getirip,cenaze namazını kıldırdı ve ölünün kulağına eğilip,ona bir şeyler söyledi.
Değerli kardeşlerim,cenazenin beraberinde olanlardan birisi,namazı kıldırana sordu:’Ey Ebu Kadro!Sen bu ölünün kulağına ne söyledin?’Ebu Kadro şöyle cevap verdi:’Vallahi ben ona, sen berzah alemine gideceksin.Buradan sana haber soracaklardır.Onlara de ki, Ebu Kadro gibi cahil bir adam imam oldu.’ Evet ey müminler! Teessüf ederek söylüyorum,öyle bir zamandayız ki benim gibi birisini vaaz kürsüsüne koymuşlar?Ama ben itikad ediyorum ve inanıyorum ki inşallah bu işte de Yüce Allah’ın bir rahmeti vardır ve bu da O’nun fazlı keremindendir.
Değerli kardeşlerim,ben irşad vazifesini yapmaya ehil bir insan değilim.Sizlere sadece babam Şeyh hazretlerinden duyduklarımı naklediyorum. Değerli müminler,bir insan zahiri bir hastalığa yakalandığı zaman,maddi ve manevi tüm imkanlarını kullanarak o hastalığı tedavi etmek,çektiği o acılardan kurtulmak ve şifa bulmak için tüm gayretini sarfediyor .Hepinizin
malumudur ki zahiri hastalıklar geçicidir.Ne kadar uzun süre devam ederse etsin en fazla ölüm gelene kadardır.İnsan öldükten sonra artık o acılar,o hastalıklar bitmiş oluyor.Bunun yanında bir de manevi hastalıklar vardır.Bu hastalıklar insanı ebedi şekavete götürecek cinstendirler.Üzülerek söylüyorum ki bizim çoğumuza bu tür manevi hastalıklar isabet etmiştir.Kalbimiz Allah’(c.c.) dan başka şeylerle meşguldur. Bizler ise bunun tedavisinden gafil bir şekilde yaşamaktayız.
Değerli kardeşlerim,bizlerin manevi hastalıklarımızın tedavisine önem vermememizin, bu ihmalkarlığımızın nedeni kalbimizde dünya sevgisinin olmasındandır.Dünya lezzetlerini ahretin amellerine tercih etmemiz buna en büyük delildir.Yüce Allah(c.c.) bu hususla ilgili olarak,’Onların kalplerinde ancak dünya sevgisi vardır ve onlar ahreti unutmuşlardır.’buyurmuştur.
Değerli kardeşlerim! Kalbindeki manevi hastalıklardan haberi olmayan,manen hasta olduğunu bilmeyen birisine cahil denilir.Fakat kalbinde manevi hastalıklar olduğunu,ahiret amellerinden uzakta bulunduğunu bilen ve bunun tedavisine başvurmayan,bu haline önem vermeyen,gayreti olmayan birisine ise,ancak akli dengesi bozuktur denilir.
Değerli kardeşlerim! İşte böyle bir halde olan bir insan,düşünmüyor ve tefekkür etmiyor.’Bu dünyanın akibeti nedir,sonuç nereye varacaktır?’ diye akletmiyor.Ama akıllı olan kimse ise, ahirette,berzah aleminde onu bekleyen akıbetleri düşünüyor ve bunlar üzerinde tefekkür ediyor.Allah’(c.c.) a yöneliyor.Bu hastalıkların tedavisine baş vuruyor.Haram olan lezzetlerden kaçıyor ve kendini ahiretin amellerine veriyor.
Değerli kardeşlerim,babam Şeyh Hazretlerinden(k.s.) çok değişik bir hikmet duymuştum. O şöyle buyuruyordu;Hiçbir lezzete eğer onun sonrasında azap varsa lezzet denilmez.Hiçbir acı, sıkıntı ve çileye de eğer onun bitiminde,neticesinde mutluluk ve saadet varsa,çile denilmez.
Değerli kardeşlerim,dünyada elde edilen bu haram lezzetler,lezzet sayılmazlar.Çünkü bundan sonrasında azap vardır.Dünyada yapılan ibadetlerden dolayı çekilen meşakketlere de meşakket denilmez.Çünkü sonrasında mutluluk ve saadet vardır.İbadet ve takva ehli kimseler için Yüce Allah(c.c.), onlar için gözün görmediği,kulağın duymadığı,kalbin hayal bile edemediği nimetler ile dolu cenneti vaad etmiştir.Malumunuzdur ki cennet mutluluk ve saadet diyarıdır.
Değerli kardeşlerim,dünyada görünen lezzet ve mutluluklar,ahirette olan nimetlere kıyasla hiç sayılır.Durum böyle iken,bir insan eğer mağrur oluyorsa,şehvetlere kapılıp masiyetlerin peşinde gidiyorsa,dünyadaki haram lezzetleri ahrette tercih ediyorsa,dünyanın lezzetlerine öncelik veriyor ve ahireti unutuyorsa,o insanın kafasında zerre kadar akıl yoktur.
Değerli kardeşlerim,hakiki akıl sahiplerinden olabilmemiz,kendimize çeki düzen verebilmemiz ve manevi hastalıklarımızı tedavi edebilmemiz için bize uhrevi bir akıl lazımdır.Ahirete yönelik bir akıl lazımdır.Çünkü dünyevi akıl yalnız görünen şeyleri biliyor. Onları hissediyor,onları çözebiliyor ama uhrevi akıl uzun mesafedekileri görüp,derin meseleleri idrak edebiliyor.
Değerli kardeşlerim,gerçek ve hakiki akıl sahibi olan,Hz.Peygamberimiz(s.a.v.)’in buyurduğu gibi akıllı olan bir kimse,kendisini muhasebe eden,ölümden sonrası için azık hazırlayan, çalışan ve gayret eden kimsedir.Aklı olmayan ise,nefsine tabi olan ve bu hali ile Yüce Allah’ (c.c.) dan hayırlı sonuçları temenni eden ve bekleyendir.Malesef çoğumuz bu manevi hastalıklara karşı şuurlu değiliz.Bunları hiç düşünmüyoruz,tefekkür etmiyoruz.Bizim düşünce ve aklımız sadece dünya ile ilgidir.Ancak dünyayı düşünüyoruz.Yok olup,gidecek olan faydasız şeylere önem veriyoruz.Kalıcı ve faydalı olan ahiret amellerini terk ediyoruz.
Değerli kardeşlerim,dünyaya bağlılık bize bu hastalıkları insana unutturuyor.Aklı selim sahibi olmayan bir kimse,yalnız dünyanın lezzetlerini düşünüyor.Manevi hastalıklar aklına gelmiyor. Gerçek akıl sahibi olan şuur ediyor,ölümü tefekkür ediyor,ölüm sonrasında ne olacak, haşr, hesap, kitap bunları tefekkür ediyor.Bunlarla beraber dünyanın ahvalini ve manevi hastalıkları da idrak ediyor.Çünkü onun imanı güçlüdür.
Değerli kardeşlerim,babam Şeyh Hazretlerinden(k.s.) duydum ki şöyle buyuruyorlardı;Bir alim öğrencileriyle beraber yolda gidiyorlardı.Orada hastalanmış birisini gördüler.Bu insana sanki isabet etmeyen hiçbir hastalık kalmamıştı.Üzerinde haşaratlar geziyordu.Yanına geldiler ve baktılar ki ondan bir ses geliyor.O hastanın;’Allah’a şükürler olsun ki insanlara isabet eden hastalıklardan beni muaf kıldı,beni korudu .’ diye şükrettiğini işittiler.Onlardan birisi dayanamayarak ona sordu;’Peki sana isabet etmeyen herhangi bir hastalık kadı mı ki böyle söylüyorsun?’ O ,‘ Evet kaldı,Allah’a şükürler olsun ki insanlara isabet eden küfür bana isabet etmedi.Küfür hastalığı bana gelmedi.’dedi.İşte değerli müminler,o insan imanı güçlü olduğundan dolayı dünyevi hastalıklara itibar etmiyor.Hastalıklarının ne olduğunu hissetmiyor .Bu sıkıntılardan dolayı Yüce Allah’dan(c.c.) sevap bekliyor.
Değerli kardeşlerim!Şeyh Hazretleri(k.s.) şöyle buyurdu;’Ehli dünyanın aklı kıttır.Bundan dolayı sadece kısa mesafeyi görebiliyor.Ehli ahiretin aklı ise çok geniştir.Uzun mesafeleri görebiliyor.Takva ile,ibadet ile onlar Yüce Allah’a yakınlığı düşünüyorlar.Ehli dünyanın dünyadan başka zikir ve düşünceleri yoktur.İşte bu nedenle değerli müminler ikisinin farkı çok açıktır.’
Değerli kardeşlerim!Ahiret ehli olanların aklı,Peygamberlerin,Şehitlerin ve Evliyaların aklıdır.Ehli dünyanın aklı ise,şehvetine tabi olan kimselerin aklıdır.Değerli müminler,gerçek bir akıl sahibi olabilmek,uhrevi bir akla sahip olabilmek için uyulması gereken bir takım şartlar vardır.Tabi olunması gereken sebepler vardır.Bunlar ölümü düşünmek,ölüm sonrasında olacakları,haşri,sıratı düşünmek,cennet ve cehennemi düşünmek ve böylece tefekkür etmektir.
Değerli kardeşlerim,bildiğiniz gibi zahiri hastalıklara yakalanan birisi kendini güçsüz hisseder,çalışma azmi gevşer.Sağlıklı olduğu gibi çalışamaz.İşte manevi hastalıklara yakalanan bir kimsede aynen böyledir.O da ibadetlerde gevşek oluyor.İbadetler ona ağır geliyor.Hatta Yüce Allah’ın(c.c.) bizlere farz kıldığı namaz bile ona ağır geliyor.İki rekat namaz kılmak ona zor geliyor.Çünkü manevi hastalıklar onu manen gevşetmiştir.Yüce Allah (c.c.) böyle kimseler için, namaz kılmak iman ve şuur ehli olanlar dışındakilere ağır gelmektedir,diye buyurmuştur.Onun için böylesi kişiler Yüce Allah’ın(c.c.) lütfundan geri kalıyorlar.
Değerli kardeşlerim,akli dengesi yerinde olmayan,namazların ibadetlerin ona zor geldiği kimse,imanı zayıf olan birisidir.Aklı selim sahibi olan,manevi hastalıklarını tedavi eden bir kimse,ibadete başladığı zaman kendini mutlu ve saadetli hissediyor.Manen büyük bir lezzet alıyor ve bunun için namazdan çıkmak istemiyor.Çünkü o namaz içinde Yüce Allah’ı(c.c.) buluyor.Namaz kılan bir kimse ile Allah (c.c.) arasında herhangi bir vasıta yoktur.Onun içinde hissettiği bereket, lezzet ve maneviyatların sebebi kalbinde manevi hastalıkların olmamasıdır.
Değerli kardeşlerim!Manevi hastalıklardan arınan bir kimse için,namaza başlama anı en mutlu olduğu,Peygamberimiz(s.a.v.) de en büyük saadet ve mutlulukların namazın içinde olduğunu buyurmuşlardır.Değerli kardeşlerim,kendi ibadetinde mutlu ve mesut olan birisi, o ibadeti hiç terk etmek istemiyor.Devamlı olarak ona devam etmeyi arzu ediyor.Çünkü içinde huzur buluyor,mutluluk buluyor.Onda nice nimetler görüyor.Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.v.) geceleyin kalkıp teheccüd namazı kılıyorlardı.Öyle oluyordu ki namaz kılmaktan ayakları şişiyordu. Ona;’Yüce Allah(c.c.) senin tüm günahlarını affetmişken niçin bu kadar kendine eziyet ediyorsun?’ dediklerinde Peygamberimiz(s.a.v.)şöyle buyurmuştur;’ Peki ben Yüce Allah’a(c.c.) şükreden bir kul olmayayım mı ?’
Değerli kardeşlerim,hikmet ehlinin ve sadatlarımızın yanında açıkça bilinen bir husustur ki hastalanan bir insana bazı yiyecekler zarar vermektedir.Onun üzerinde hastalığını artırıcı bir etki yapmaktadır.Bundan dolayı onlardan perhiz ile uzak durması gerekmektedir.Her ilaç da onun hastalığına iyi gelmez.Manevi hastalıkların tedavisinde de bu hususlar geçerlidir.
Değerli kardeşlerim!Kalbin tedavi edilmesinin özel şartları vardır.Eğer şartlarına uyulmazsa öyle olur ki yapılan ibadetler ve hatta Yüce Allah’ın(c.c.) bize farz kıldığı ibadetlerin yapılması bile kalbin tedavi edilmesinde fayda sağlamaz.Hatta kişiye zararı bile dokunur. Buna namaz kılmak,oruç tutmak ve diğer ibadetler de dahildir.İbadetleri tatbik eden kimsenin kalbinde riyakarlık varsa, amelleri Allah için değilse,o ibadetler ondan reddedilir.O ibadetlerden faydalanamaz.Kalbine yaptığı ibadetlerin bir etkisi ve faydası olmaz.Yaptığı ibadetler ihlas üzere olmadığından ona ve kalbine zarar verir.
Değerli müminler!Çok oruç tutanlar vardır,onlara oruçlarından açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmamaktadır.Çok teheccüd namazı kılanlar vardır ki onlara uykusuzluktan başka bir şey kalmamaktadır.Çok ibadet eden,ibadetini zahiri şartlarına uygun olarak yapan ama kalbinde riyakarlık,gösteriş bulunduğu için,kalbinde manevi hastalıklar olduğu için ibadetleri kabul olmayan kimseler vardır.Bunlara yalnızca meşakketler kalmaktadır.
Değerli kardeşlerim!Hepimiz şunu bilmeliyiz ki,kalplerin tedavisi,manevi hastalıkların kurtuluş yolu sadatlarımızın bize gösterdiği adaplardır.Onlar müslümanların kalplerini tedavi etmek için çalıştılar.Bu yolda gayret ettiler.
Onların meclislerinde oturmak bizim için şifadır.Çünkü onlar bizim kalplerimizin tabibidirler. Onların sünnete bağlılıklarını ve irşadlarını duymak bizim için şifadır.Onların bize bakışları bizim için rahmettir.Çünkü onlarla oturmak,onların söylemlerini dinlemek Yüce Allah’ın rahmetini bize yöneltir.Onlardan ve onların adaplarından uzak kalmak bizim için en büyük zehirdir.
Değerli müminler,onları inkar eden,onların aleyhlerinde konuşan bir kimse kendisi için en büyük şekaveti hazırlamaktadır.Değerli müminler,onlar bizim kalplerimizde olan bu manevi hastalıkları çıkartmak ve ibadetlerimizin kabulü için gayret etmektedirler.
Değerli kardeşlerim!Kalbi hastalıkların başı dünya muhabbetidir.Kalbi dünyaya bağlamaktır. Eğer dünya sevgisi kalpten çıkmazsa, o kalbin tedavisi çok zordur.Yüce Allah’tan temenni ve niyaz ediyorum, bizim tüm yaptıklarımızı kendi rızasına uygun kılsın.Yüce Allah’ tan tekrar niyaz ediyorum,bizleri kendi kalbi hastalıklarını tedavi edenlerden eylesin ve bizi bu manevi hastalıklardan korusun,muhafaza eylesin.Bizim kalbimizi dünya sevgisinden uzak eylesin ve bizim kalbimizi kendisine bağlasın.Şüphesiz Rabbim her şeye kadirdir…..