Gecelerimizi Teheccüdle Nurlandıralım
Gecenin zifiri karanlığı, kabrin dehşeti karşısında insanın bütün ümitlerinin kesildiği, ses ve soluğunun tükendiği, el, kol ve ayaklarının bağlandığı bir anla birlikte bütün kainatın yıkılacağı zamanı hatırlatır. Kabrin bu dehşeti karşısında insan, üzerine kâbus çökmüş gibi olur; konuşmak ister fakat konuşamaz, eliniayağını hareket ettiremez, bağırır; fakat kimseye sesini duyuramaz.
Ve bir mevtâ halinde miadını beklemeye durur. İşte tam bu vakitte onun kalkıp namaz kılması, gecenin karanlıklarına bir âhla birlikte iki damla gözyaşı bırakması ve bütün hayatını nurlandırması, karanlık gecesini aydınlatması için ne kadar nurlu, ne kadar feyizli ve bereketli bir hareket olduğunu ancak insan olan anlayabilir. Kur'an, ısrarla gece ibadeti üzerinde durmakta ve Efendimiz'e hitaben; "Ey örtüsüne bürünen resulüm! Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir. Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur'ân'ı tertîl ile, düşünerek oku." (Müzzemmil, 73/14) buyurmaktadır. Bu ayetlerden hemen sonra da, "Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur'ân okuyuşu bakımından daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar. Halbuki gündüz seni meşgul edecek yığınla iş vardır." (Müzzemmil, 73/67) diyerek, adeta Efendimiz'in Cenabı Hakk'a müracaat zamanını tayin buyurmaktadır. Başka bir ayeti kerimede ise: "Sana mahsus bir namaz olmak üzere gecenin bir kısmında kalkıp Kur'ân oku, teheccüd namazı kıl. Böylece Rabb'inin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin." (İsra, 17/79) Efendimiz (sas), bu emre harfiyyen uymuştur. Hz. Aişe (radiyallâhu anha) tarafından rivayet edilen bir hadisi şerifte, O'nun gece ayakları şişinceye kadar ayakta durduğu ve ibadet ettiği bildirilir. Kendisine "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)" dendiğinde de, "Şükreden bir kul olmayayım mı?" cevabını vermiştir. Şair Buseyrî, Kasîdei Bür'e'sinde bu durumu anlatırken, "Ben o nebiyyi zîşanın sünnetine muhalefet ettim ki, ayakları şişmeden yatmıyordu. Bense, döne döne uyuyor ve döşeğin tadını çıkarıyorum." der ve kendi nefsini yerden yere vurur. Gece namazı, müminin şerefidir; mümin onunla serfiraz olur, şeref kazanır. Herkesin sevdiğine kavuştuğu bir anda, kalkıp huzura gelme ve O'nunla sohbet etme, insana öyle bir şeref kazandırır ki, hiçbir güzellik onunla boy ölçüşemez. Bunun büyük bir vazife olarak hissedilmesi ve yapılıp yerine getirilmesi için öncelikle Rabb'e dayanma, O'nun rahmetine sığınma şarttır. Sultanın güç ve kudretine dayanıp şahları dahi esir eden neferler gibi biz de her türlü problemimizi O'na yönelmemizle halledeceğiz. Evet, O'na dayanmadan hiçbir şey yapılamaz. Zira bizler yaratılış itibarıyla oldukça aciz ve fakir kullarız. Buna karşılık ihtiyaç dairemiz, çok geniştir. Cenabı Hakk'a dayandığımız nispette kuvvet kazanıp ihtiyaçlarımızı giderecek ve O'na daha da yaklaşacağız. Namaz, bize bu kuvveti kazandırır. Bir insan, bu kadar korkunç hasımlar çemberi içinde uykusunu terk edip fecirde Rabb'isine el açıp elpençe divan durmakla, sinesinde bir yara gibi kendisini hissettiren bu ağırlıktan kurtulmuş olur. Bunun için haftada en az bir günümüzü teheccüd gecesi ilan edebiliriz. Zaten sabah namazına kalkıyoruz. Saatimizi imsak vaktinin girmesine yarım saat kala ayarlayıp bu yarım saatimizi teheccüd ve tefekkürle değerlendirebiliriz. İmsak girdikten bir müddet sonra da sabah namazımızı kılıp istirahate çekilebiliriz. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında sahura kalktığımızda Teheccüd namazımızı da kılıp, Ramazan-ı Şerif'imizi hakkıyla değerlendirmeye çalışabiliriz.
Gecenin zifiri karanlığı, kabrin dehşeti karşısında insanın bütün ümitlerinin kesildiği, ses ve soluğunun tükendiği, el, kol ve ayaklarının bağlandığı bir anla birlikte bütün kainatın yıkılacağı zamanı hatırlatır. Kabrin bu dehşeti karşısında insan, üzerine kâbus çökmüş gibi olur; konuşmak ister fakat konuşamaz, eliniayağını hareket ettiremez, bağırır; fakat kimseye sesini duyuramaz.
Ve bir mevtâ halinde miadını beklemeye durur. İşte tam bu vakitte onun kalkıp namaz kılması, gecenin karanlıklarına bir âhla birlikte iki damla gözyaşı bırakması ve bütün hayatını nurlandırması, karanlık gecesini aydınlatması için ne kadar nurlu, ne kadar feyizli ve bereketli bir hareket olduğunu ancak insan olan anlayabilir. Kur'an, ısrarla gece ibadeti üzerinde durmakta ve Efendimiz'e hitaben; "Ey örtüsüne bürünen resulüm! Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir. Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur'ân'ı tertîl ile, düşünerek oku." (Müzzemmil, 73/14) buyurmaktadır. Bu ayetlerden hemen sonra da, "Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur'ân okuyuşu bakımından daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar. Halbuki gündüz seni meşgul edecek yığınla iş vardır." (Müzzemmil, 73/67) diyerek, adeta Efendimiz'in Cenabı Hakk'a müracaat zamanını tayin buyurmaktadır. Başka bir ayeti kerimede ise: "Sana mahsus bir namaz olmak üzere gecenin bir kısmında kalkıp Kur'ân oku, teheccüd namazı kıl. Böylece Rabb'inin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin." (İsra, 17/79) Efendimiz (sas), bu emre harfiyyen uymuştur. Hz. Aişe (radiyallâhu anha) tarafından rivayet edilen bir hadisi şerifte, O'nun gece ayakları şişinceye kadar ayakta durduğu ve ibadet ettiği bildirilir. Kendisine "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)" dendiğinde de, "Şükreden bir kul olmayayım mı?" cevabını vermiştir. Şair Buseyrî, Kasîdei Bür'e'sinde bu durumu anlatırken, "Ben o nebiyyi zîşanın sünnetine muhalefet ettim ki, ayakları şişmeden yatmıyordu. Bense, döne döne uyuyor ve döşeğin tadını çıkarıyorum." der ve kendi nefsini yerden yere vurur. Gece namazı, müminin şerefidir; mümin onunla serfiraz olur, şeref kazanır. Herkesin sevdiğine kavuştuğu bir anda, kalkıp huzura gelme ve O'nunla sohbet etme, insana öyle bir şeref kazandırır ki, hiçbir güzellik onunla boy ölçüşemez. Bunun büyük bir vazife olarak hissedilmesi ve yapılıp yerine getirilmesi için öncelikle Rabb'e dayanma, O'nun rahmetine sığınma şarttır. Sultanın güç ve kudretine dayanıp şahları dahi esir eden neferler gibi biz de her türlü problemimizi O'na yönelmemizle halledeceğiz. Evet, O'na dayanmadan hiçbir şey yapılamaz. Zira bizler yaratılış itibarıyla oldukça aciz ve fakir kullarız. Buna karşılık ihtiyaç dairemiz, çok geniştir. Cenabı Hakk'a dayandığımız nispette kuvvet kazanıp ihtiyaçlarımızı giderecek ve O'na daha da yaklaşacağız. Namaz, bize bu kuvveti kazandırır. Bir insan, bu kadar korkunç hasımlar çemberi içinde uykusunu terk edip fecirde Rabb'isine el açıp elpençe divan durmakla, sinesinde bir yara gibi kendisini hissettiren bu ağırlıktan kurtulmuş olur. Bunun için haftada en az bir günümüzü teheccüd gecesi ilan edebiliriz. Zaten sabah namazına kalkıyoruz. Saatimizi imsak vaktinin girmesine yarım saat kala ayarlayıp bu yarım saatimizi teheccüd ve tefekkürle değerlendirebiliriz. İmsak girdikten bir müddet sonra da sabah namazımızı kılıp istirahate çekilebiliriz. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında sahura kalktığımızda Teheccüd namazımızı da kılıp, Ramazan-ı Şerif'imizi hakkıyla değerlendirmeye çalışabiliriz.