- Üyelik Tarihi
- 30 Ara 2007
- Mesajlar
- 8,908
- Aldığı Beğeniler
- 128
- Takım
- Fenerbahçe
Gecenin Hüznü
Geceydi, hüzünlüydük… Aldım karşıma yaşamı, konuştuk. Yağmur sonrası açan güneşten, dertten, dermanı verenden, isyandan, nisyandan, usulsüzlükten, kargaşadan, karmaşadan, hain planlardan, kör, sağır, dilsizlerden bahsettik… Konuşacak ne çok şey vardı ve hepsini konuşmaya yetecek kadar da zaman… Görüşmeyeli uzun zaman oldu ey yaşam, en son karşılaşmamızı anımsıyor musun? Hani güneşin doğuşunu Uhud dağının eteğinden izlemiştik. Savaşın izleri tüm keskin hatlarıyla sarmıştı yeri, göğü. Şehadet ve tekbir sesleri hala yankılanırken, hüznümüzü ekmeğimize katık edip öyle dinlemiştik gözyaşlarımız yanaklarımızda konuşlanırken… Yine bir hüzne daha yenik düşüyor gönlüm, yaşamı kucaklarken ne kadar büyüdüğünü görüyorum. Ağladığım anlaşılmasın diye yağmur geliyor yanıma ve kelebek dokunuşlarıyla siliyor gözlerimi…
Ey yaşam;
Yağmur damlaları ne kadar yıkasa da çehremi yıkayamıyor yürekteki dertleri…
Ey yaşam;
Biliyor musun? Acımasız insanlar sarıldı ümitlerimize ve acımasız soluklar dayandı ensemize, hayal kuramaz olduk! Yolsuzlarla kesişen yollarımıza katran döktü kana bulanan eller! Hayatı emen keneler kan kusar oldu yollarımıza, handikaplar arasında kaldık Yusuf’a esir olmuş Züleyha gibi!
Ey yaşam;
Evet, ağlıyorum amansızca… Bak yine bizimle birlikte ağlamayanlar bizimle birlikte gülmek için yarışır oldu. Şuh kahkahaları beynimizi bir matkap gibi delmekten geri durmadı. Elimizi tutan herkes çöktü vicdanımızın en derinine, soluğumuz kesildi!
Ey yaşam;
Görüşmeyeli çok şey değişmiş değil mi? Sen gittikten sonra minareyi çalmak isteyenler kılıflarıyla birlikte geldiler. Duyuramadık sesimizi, anlatamadık dilsiz duygularımızı kimselere. Anladık anladık diye bizi atlatanlar yamandı nefsimize. Heyhat! Perde oldu hain suretler hayallerimize!
Ey yaşam;
Çağın eğreti lisanı karşısında hep haykırdık zalime karşı zulmü. Lakin işitilmedik. Ama bilseydik yarınların avaz avaz susmak olacağını daha evvel bağırırdık asrın zorbalarına!
Ey yaşam;
Dertlerden dem vurduk gecenin koynunda, yarenlik etti ay ışığı feri gitmiş gözlerimize. Ağla, korkma nede olsa gece ve biz hüzünlüyüz…
Ey yaşam;
Biriktirdiğim yıldızları savuruyorum göklere, kıştan kalma kartopunu sımsıkı tutuyorum avuçlarımda, ayaklarımı sürükleyerek ilerliyorum dolambaçlı yollarda, gönlüm nereye gittiğini bilmeden düşüyor zamanın en karanlık zeminine!
Ey yaşam;
Güneş ha doğu ha doğacak, nesin tufanı ha kabardı ha kabaracak bak bu kez hurma ağaçlarına sırtımızı vererek izliyoruz gündoğumunu. Ne dersin bir sonraki buluşmamız Kâbe’nin dibinde olur mu? Belki birde oradan bakarız gökyüzüne, yüreğimizden uçururuz ebabilleri ebrehe’nin korku dolu rüyalarına!
Ey yaşam;
Zamanın ağı ördü gözlerimizi, çağın kalbi mühürlü, hakikat çizgisi t/aşıldı! Karabasanlar böldü uykularımızı, kese kâğıdı geçirilmiş hayaletler dolaşır oldu sokaklarımızda! Vahşet sürmanşet yayında!
Ey yaşam;
Ne yapmalıyız, nereye gitmeliyiz? Bilirim ben konuşunca susup dinlersin usul usul… Yüzüne bakınca alıyorum söylemek istediğin cevabı. Sabret diyorsun, az kaldı. Bitti denecek kadar az… Haklısın ey yaşam susup bekliyorum sabrın acı çayını ağır ağır yudumlarken!
Ey yaşam;
Vakit ayrılık, akreple yelkovan son kez kucaklaştı, güneş göğün kâğıt kaplı yüreğini yırtarak aydınlattı tebessüm karışmış çehremizi. Haydi, gel sarılalım özlemle. Veda etmiyorum sana çünkü yakında yine görüşeceğiz…
Ey yaşam;
O halde, biz susalım konuşsun gözyaşlarımız anlatsın tüm anlatamadıklarımızı dilimize inat…
ALINTI...
Geceydi, hüzünlüydük… Aldım karşıma yaşamı, konuştuk. Yağmur sonrası açan güneşten, dertten, dermanı verenden, isyandan, nisyandan, usulsüzlükten, kargaşadan, karmaşadan, hain planlardan, kör, sağır, dilsizlerden bahsettik… Konuşacak ne çok şey vardı ve hepsini konuşmaya yetecek kadar da zaman… Görüşmeyeli uzun zaman oldu ey yaşam, en son karşılaşmamızı anımsıyor musun? Hani güneşin doğuşunu Uhud dağının eteğinden izlemiştik. Savaşın izleri tüm keskin hatlarıyla sarmıştı yeri, göğü. Şehadet ve tekbir sesleri hala yankılanırken, hüznümüzü ekmeğimize katık edip öyle dinlemiştik gözyaşlarımız yanaklarımızda konuşlanırken… Yine bir hüzne daha yenik düşüyor gönlüm, yaşamı kucaklarken ne kadar büyüdüğünü görüyorum. Ağladığım anlaşılmasın diye yağmur geliyor yanıma ve kelebek dokunuşlarıyla siliyor gözlerimi…
Ey yaşam;
Yağmur damlaları ne kadar yıkasa da çehremi yıkayamıyor yürekteki dertleri…
Ey yaşam;
Biliyor musun? Acımasız insanlar sarıldı ümitlerimize ve acımasız soluklar dayandı ensemize, hayal kuramaz olduk! Yolsuzlarla kesişen yollarımıza katran döktü kana bulanan eller! Hayatı emen keneler kan kusar oldu yollarımıza, handikaplar arasında kaldık Yusuf’a esir olmuş Züleyha gibi!
Ey yaşam;
Evet, ağlıyorum amansızca… Bak yine bizimle birlikte ağlamayanlar bizimle birlikte gülmek için yarışır oldu. Şuh kahkahaları beynimizi bir matkap gibi delmekten geri durmadı. Elimizi tutan herkes çöktü vicdanımızın en derinine, soluğumuz kesildi!
Ey yaşam;
Görüşmeyeli çok şey değişmiş değil mi? Sen gittikten sonra minareyi çalmak isteyenler kılıflarıyla birlikte geldiler. Duyuramadık sesimizi, anlatamadık dilsiz duygularımızı kimselere. Anladık anladık diye bizi atlatanlar yamandı nefsimize. Heyhat! Perde oldu hain suretler hayallerimize!
Ey yaşam;
Çağın eğreti lisanı karşısında hep haykırdık zalime karşı zulmü. Lakin işitilmedik. Ama bilseydik yarınların avaz avaz susmak olacağını daha evvel bağırırdık asrın zorbalarına!
Ey yaşam;
Dertlerden dem vurduk gecenin koynunda, yarenlik etti ay ışığı feri gitmiş gözlerimize. Ağla, korkma nede olsa gece ve biz hüzünlüyüz…
Ey yaşam;
Biriktirdiğim yıldızları savuruyorum göklere, kıştan kalma kartopunu sımsıkı tutuyorum avuçlarımda, ayaklarımı sürükleyerek ilerliyorum dolambaçlı yollarda, gönlüm nereye gittiğini bilmeden düşüyor zamanın en karanlık zeminine!
Ey yaşam;
Güneş ha doğu ha doğacak, nesin tufanı ha kabardı ha kabaracak bak bu kez hurma ağaçlarına sırtımızı vererek izliyoruz gündoğumunu. Ne dersin bir sonraki buluşmamız Kâbe’nin dibinde olur mu? Belki birde oradan bakarız gökyüzüne, yüreğimizden uçururuz ebabilleri ebrehe’nin korku dolu rüyalarına!
Ey yaşam;
Zamanın ağı ördü gözlerimizi, çağın kalbi mühürlü, hakikat çizgisi t/aşıldı! Karabasanlar böldü uykularımızı, kese kâğıdı geçirilmiş hayaletler dolaşır oldu sokaklarımızda! Vahşet sürmanşet yayında!
Ey yaşam;
Ne yapmalıyız, nereye gitmeliyiz? Bilirim ben konuşunca susup dinlersin usul usul… Yüzüne bakınca alıyorum söylemek istediğin cevabı. Sabret diyorsun, az kaldı. Bitti denecek kadar az… Haklısın ey yaşam susup bekliyorum sabrın acı çayını ağır ağır yudumlarken!
Ey yaşam;
Vakit ayrılık, akreple yelkovan son kez kucaklaştı, güneş göğün kâğıt kaplı yüreğini yırtarak aydınlattı tebessüm karışmış çehremizi. Haydi, gel sarılalım özlemle. Veda etmiyorum sana çünkü yakında yine görüşeceğiz…
Ey yaşam;
O halde, biz susalım konuşsun gözyaşlarımız anlatsın tüm anlatamadıklarımızı dilimize inat…
ALINTI...

