Misliyle geceme gelen, misliyle gecesine geldiğim Efendim,
Yağmur yağdı geceye. Gecenin karasından üzerime gözlerin yağdı. Islandım. Âb-ı Kevser aktı gözlerinden geceme. Geceme gözlerinden şimşekler çaktı. Aydınlandım. Ey uykularımı kaçıran, ey rüya iklimlerinde uykusunu kaçırdığım. Ey dünümde kaybettiğim, düşümde yoluna koyulduğum Efendim, bulunmaz mısın rüyalardan gayrı? Yolun düşmez mi rüyaların dışına ve gündüzleri yağmaz mısın yağmur misli, bakışlarınla? Ey hüsnüne vurulduğum, ey hüsn-ü Yusuf bilip güzelliğinde yoğrulduğum Efendim, çıkmaz mısın aydınlığa?
Yağmur yağdı geceye. Gecenin karasından düşüme gülüşlerin yağdı. Islandım. Âb-ı Hayat oldu karanlık. Karanlık su oldu, karanlık gülüş oldu. Aydınlandım. Ey aydınlığıyla avunduğum, avuntusuyla huzur bulduğum Efendim. Ey gülüşümü gören, gülüşünü gördüğüm ey! Yok musun daha? Daha çok musun? Irakta mısın hâlâ, hâlâ yasak mısın? Ey kendinde benliğimi bulduğum, benliğinde kendimi unuttuğum. Ey düşüncesine gark olduğum, düşüncesinde düşlerimi soldurduğum Efendim? Gelmeyecek misin hâlâ?
Misliyle yanımda olanım, mislice yanında olduğum.
Geceme yağdığın gibi gündüzüme de yağ. Ey sözüne vurulduğum, ey sözlerinde vurgun bulduğum. Gel artık. Gel ki bitsin yitmişliğim. Gel ki dinsin geceleri yağan yağmur. Ey yağışına, ey bakışına, yakışına ve yandırışına hayran olduğum, gelmez misin hâlâ?
İsmail Emre
