Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Gençligin Kiymeti ve Gençlerin Degeri



"Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden, sonra bir kan pahtisindan yaratip sonra bebek olarak çikaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çaga erismeniz için, sonra da ihtiyarlar olmaniz için yasatandir. Içinizden kimi de daha evvel öldürülmektedir. (Allah, yasatmayi) muayyen bir vakte (ecele) ulas­maniz ve, olur ki, aklinizi kullanmaniz için (yapar)" (Sûre-i Mü'min 67).
Âyet-i kerimenin ifâde ettigi manâ karsisinda hayatin tabakalarina bir bakis.

Erkek ile kadinin nikâh akdi ile izdivaci sonunda ana rahminde tesekkül etmis, hayiz kani ve kudreti ilahi firçasiyla tersim olunmus yavruya "cenin"(1) adi verilmektedir.

Ana karnindan ayrilip dünyaya ayak basan çocuga "tifl" denilmektedir. Bu kelimenin cemi (çogul) sigasi "etfâl" olarak gelmektedir.

Günlerin geçmesi, haftalarin ve aylarin birbirini kovalamasi ile gelisen ve emeklemeye baslayip yürümeye çalisan çocuga "sabi" ismi verilmektedir, Bu lafzin cemî (çogul) sigasi "sibyet" ve "sibyan" ol­arak gelmektedir. Bu çagda bulunan yavruya bu is­min verilmesindeki hikmet, çocugun kipirdakligi ve gördügü her seye meyletmesi sebebiyledir. Yararli olani zararlidan ayirt etmedigi; çiçegi görse kopar­maya, yilani görse yakalamaya kalkistigi ve cazibe­sine kapildigi her seyin pesine takildigi içindir.

Çocuk, ergenlik çagina ayak basinca, "sâbb" denilmektedir. Bu kelimenin çogul sigasi, "Sübbân" olarak gelmektedir. Ergenlik devresinden itibaren otuz yasina kadar olan zaman dilimine "Sebab" adi verilmektedir

Otuzdan kirkdokuz yasina kadar uzanan devreye "kehl", çogul sigasina da "kühûl" ismi verilmektedir.

Kirkdokuzdan altmis yasina kadar uzanan zaman dilimine "seyhûhat", bu devrede bulunan kimseye "seyh" adi verilmektedir. Bu kelimenin cemi sigasi, "süyûh" ve "esyâh" olarak gelmektedir.

Altmis yasindan hayatin noktalandigi devreye "pîr-i fânilik" ismi verilmektedir.

Hayatin bu tabakalarinda en çok dikkat edilmesi gereken devre, hiç süphe yok ki, gençlik yillaridir. Çünkü bu zaman dilimi üzerinde bulunan kimsenin çocukluk günleri son bulmus ve sorumluluk çagi baslamis olmaktadir. Çocukluk devresindeki alis­kanliklarin tesiri ve ayak bastigi hayat tabakasinin kendisine yükledigi mükellefiyetleri tam olarak kavrayamayisi sebebiyle, gençleri uyarmak yasli ve tecrübeli insanlarin vazifesi olmaktadir.

Bir bilye gibi parlak ve yuvarlak karaktere sahip bulunan genç insanin oturakli bir hale gelebilmesi, dini bilgilerle donatilmasina baglidir. O, kendi hâline terkedilecek olursa, erdem akil ile uyusmasi kabil olmayan nefsani heveslerin pesine takilir.

His ve heveslerin aklina galip geldiginden dolayi ona "delikanli adi verilmektedir. Ihatali bir kavrayisa sahip olamadigindan, bir nevi zem ifâde eden bu kelime ile kendisine hitap edilmesinden hoslanmaktadir. Hayatinin ilkbaharini yasamakta olan bir gence "delikanli" denilmesi, çok kere, fevri ve düsüncesiz haraket etmesinden kaynaklanmak­tadir.
Fikir fikir hareketlerin depolandigi "gençlik çagi­nin degeri hakkiyle bilinmis ve yerli yerinde kul­lanilmis olursa, memleketimizin gelecegi için çok faydali temeller atilmis olur.

Aziz milletimizin ümmid-i istikbali bulunan gençler!

Sizler, çok degerli ve meyve vermeye müsait bir fidana benzemektesiniz. Olgunluk çagina ulasasiya kadar kendinizi devamli bir kontrol altinda tutmak zorundasiniz. Nefs terbiyesi ile mesgul olmaniz, sevhânî arzulari gemlemeniz ve kendinizi iyi haslet­lerle bezemeniz, en mühim vazifeleriniz olmaktadir.

Sizler, hayati ehemmiyeti bulunan meselelerde, dogru yolu gösterecek bilgili ve tecrübeli kimselere muhtaç bulundugunuzu hatirdan çikarmayiniz. Ah­lâkî faziletleri nefsanî ve sehvânî zevklere feda et­memek gerektigini uzun bir tefekkürle bilip anlamak, her genç için mümkün olamamaktadir. Bu sebeple, sizleri samimiyetle uyaracak ve dogru yolu göstere­cek olgun bir kisiye her zaman ihtiyaç duyacaksi­niz. Bu kisi, anne ve babaniz olabilecegi gibi, bir üstad ve tecrübeli bir arkadas da olabilir.

Hislerin dimaga menfi tesir yapabildigi ve akl-i selim ile bagdastirilmasi kabil olmayan gençlik dev­resine isik tutan bir hadis-i serifte, söyle buyurulmaktadir:

"Gençlik delilikten bir subedir. Kadin da seytanin kemendidir" (Feyz'ul-Kadir, c. 4, s.
171).

Akillarin muallimi ve vicdanlarin mürebbisî bulunan Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Islâmî ölçülere uymayan ve erdem akil sahiplerine yakismayan islere karsi genç ümmetlerini uyarmaktadir. Zira seytan, agina düsürmek istedigi gençleri kadinlar vasitasiyla tav­lamakta ve avlamaktadir. Mülevves kollarini boynuna doladigi genci seytanin tuzagina düsüren, ruhu­nu iblise kiralamis ve iffetini müsterilerine satmaya alismis bir kadin, seytanin kemendi ve gençleri avlama aleti olmaktadir.

Seytan kötü emellerin ve çirkin amellerin takipçisi ve tatbikçisi olan kadinlari, balik avciligi yapan sahislarin oltaya taktigi yem gibi kullanarak genç­lerin sehvânî hislerini tahrik eder ve isyan vadisine sürükler. Fuhus pazarinin sermayesi olarak kul­lanilan kadinlarin, gençleri ifsat etmekteki zarari çok büyük olmaktadir.

Gençler, kendi heves ve arzularini "ilim"; takip et­tikleri yolu da "sirat-i müstekim"(2) sanirlar. O, tesiri altinda kaldigi çevrenin ve kendini kaptirdigi zevk­lerin etrafinda bir pervane misali dönüp dolasmaya alisir ve bu zevklere kavusmayi gaye haline getirir. Onun böyle bir yanlisa saplanip kalmasini önlemek için, hakiki ilmin ne oldugu ve onu nasil elde edecegi kendisine küçük yasta iken ögretilmelidir.

Delikanlilik çaginda bulunan insanlar, ilmin, görgünün ve akl-i selimin uzaginda yasayan bir enerji kaynagidir. Atisini gören ve memleketinin ge­lecegini düsünen insanlar, bu enerjiyi hikmetin ve milli harslarin çerçevesi içinde tutmaya gayret sarfetmelidirler. Aksi halde yetisen gençler dinine düsman, tarihine yabanci, vatan sevgisinden ha­bersiz ve serseri bir güruh haline gelirler, Gençler, hayati ehemmiyeti haiz meseleierde ter­cih yapacaklari zaman, bir "yol göstericiye muh­taçtirlar. Ahlâki faziletlerin nefsanî zevklere feda edilmemesi gerektigi, onlara ögretilmezse yanila­bilirler. Zirâ sehvani zevkler sekere, insanî ve ahlâkî degerler ise tuzlu yiyeceklere benzer. Sag­lam ve sasmaz bir ölçüden haberi olmayan nesiller, ahlâkî hasletleri nefsanî lezzetlere feda etmekten çekinmezler.

Kalbinde iman, basinda irfan ve gögsünde vic­dan bulunan bir genç, gösterise kapilmamali ve pörsüyen fikirlere talip olmamali, ilim dilberini "nefs-i emmâre" cadisina fedâ etmemeli ve kalbinden Allah korkusunu çikarmamalidir.



DEVAMI VAR
Gençlere Öğütlerim, Mehmed Emre
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Gençler, kendi heves ve arzularini "ilim"; takip et­tikleri yolu da "sirat-i müstekim"(2) sanirlar. O, tesiri altinda kaldigi çevrenin ve kendini kaptirdigi zevk­lerin etrafinda bir pervane misali dönüp dolasmaya alisir ve bu zevklere kavusmayi gaye haline getirir. Onun böyle bir yanlisa saplanip kalmasini önlemek için, hakiki ilmin ne oldugu ve onu nasil elde edecegi kendisine küçük yasta iken ögretilmelidir.
ALLAH razı olsun
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Ümmid-i istikbâlimiz olan gençler...

kendilerini za­rara ugratacak ve ahlâkini bozacak seylerden ve kisilerden ancak "Allah korkusu" ile korunabilirler. M. Âkif Bey ne hos ifade etmis:

Ne irfandir veren ahlâka yükseklik ne vicdandir, Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandir. Yüreklerden çekilmis farzedîlsin havf-i yezdânin, Ne ifrânin kalir tesiri katiyyen ne vicdanin.

Kainatin biricik Efendisi ve yegâne mürsidi bulu­nan Resûl-i âlîsân Efendimiz, bir hadis-i seriflerinde söyle buyurmaktadir:

"Nefsânî hevâ ve heveslerine meyli ol­mayan genci Allah (c.c.) begenir" (Feyz'ül-kadir c. 2, s. 263).

Beser hayatinin ilkbahari olan gençlik günleri, çok degerlidir. Bu çagin kiymetini bilen bir genç, bünyesindeki enerjiyi dinimizin esaslarina uygun olarak kullanmalidir. Allah Teâlâ'nin verdigi nimet­ler, kiymeti bilinmeyecek ve yerli yerinde kul­lanilmayacak olursa bosa gitmis ve Cenab-i Hakk'a karsi nankörlük yapilmis olur. Ümmetlerinin böyle bir duruma düsmesini istemeyen Peygamber Efendi­miz, gençleri uyarmak için söyle buyurmaktadir.


Manâsi:

"Bes seyden önce bes seyi; yaslanmadan önce gençliginin, hastaligindan önce sagliginin, fakirliginden önce zenginliginin, mes­guliyetinden önce bos vaktinin ve ölümün (gelme)den önce hayatinin (kiymetini) ganimet bil" (Miskâf'ül-mesabih c. 3, s. 1430).

Bu müstesna çagin degerini takdir eden ve dini ölçülere uygun olarak yasayan bir gencin Allah katindaki derecesini bildiren bir hadis-i kudside söyle buyurulmaktadir:

Manâsi:
"Kaderime inanan, kitabim (olan Kurânin ahkâmin)a râzi olan, (taksim ettigim) rizkima ka­nâat eden ve benim rizam için (mesru olmay­an) sehvetini terkeden genç, benîm katimda bazi meleklerim gibidir." (Ilâhî Hadisler s. 26).
Allah Teâlâ'nin katinda bazi meleklerin seviye­sine yükselebilmek, kolayca erisilecek bir rütbe degildir. O makama ulasmak bir takim sartlara bag­lanmis bulunmaktadir. Söyle ki:

a) Kadere iman etmek:

Kâinatta vukua gelecek her hadisenin ve insan­larin basina gelen her türlü hâlin, Allah Teâlâ'nin takdiriyle olduguna iman eden bir genç, teslimiyet sahibi olur. Basina gelen üzücü bir vak'a karsisinda asiri bir kedere kapilmaz ve isyankâr tavir takinmaz.

b) Kitabullah'in hükümlerinden hoslanmak ve her hükmüne boyun egmek:

c) Ezelde taksim edilen ve zamani gel­diginde kendisine verilen rizkina kanaat edip haram olan yollardan kazanç teminine kalkismamak.

d) Sehvani arzularini tatmin için gayri mesru yollara sapmamak.


Hüküm ve hikmet sahibi bulunan Halikimizin insa­na bahsettigi sehvet, hayatindaki yorgunluklara mu­kabil bir "ücret" olarak ihsan edilmis ve fakat isyana "cür'et" etmek için verilmemistir. Genç ümmetlerinin sehvân-i arzularin tesiri altinda günaha bulasmasini istemeyen Resûl-i Ekrem (s.a.v.) su tavsiyede bulunmaktadir,

Manâsi:
"Ey gençler toplulugu, kimin evlenmeye (bedeni ve mâli) gücü yeterse hemen evlensin. Zîrâ evlilik, gözü (harama karsi) daha çok yumduran ve irzi daha fazla koruyandir. Ki­min buna (evlenmeye mali) gücü yetmez ise ona oruç tutmak gerekir. Çünkü oruç, onun (sehvetinin teskini) için eneme (kisirlastirma) gib­idir." (Buhârî c. 6, s. 117).

Allah Resulünün bu tavsiyesine kulaklarini tika­yan, çiplak kadin vücutlarinin teshir edildigi salon­larda dolasan ve fuhus aleti hâline gelmis kadinlarin pazarlandigi yerlerde günah islemeye alisan kim­seler, hâkim-i mutlaki Allah olan ebedi hayattaki mahkemede kendilerini mesuliyetten kurtaramazlar.

Sehvânî kabiliyetlerini haram olan yollarda israf eden ve ahlâkini sifira indiren bir gencin sorumlu­lugunu göz önüne seren bir hadis-i Muhammedîde söyle buyurulmaktadir:

Manâsi:
"Kiyamet günü, Rabbinin huzurunda bes seyden sorguya çekilmedikçe, âdemoglunun iki ayagi (bastigi yerden) ayrilamaz. Öm­rünü nerede yok ettiginden, gençligini ne­rede yiprattigindan, malini nereden kazanip nereye sarfettiginden ve bir de ilmiyle ne amel islediginden" (Tuhfet'ül-Ahvezî c. 7, s. 100).

Mübârek ayaklarini öpme bahtiyarligina erismis bulunan kum tanelerini bile ulvîlestiren Resûl-i Ek­rem (s.a.v.) Efendimiz, hayatinin nevbaharini yasa­yan genç ümmetlerine âhiret hayatinin saadetini müjdeleyen bir hadis-i serifinde su açiklamayi yap­mis bulunmaktadir.

Manâsi:
"Yedi (sinif insan) vardir ki Allah, ars-i ilâhiden baska hiçbir gölge bulunmayan (kiyamet) gününde onlari kendi (Arsi) gölgesinde gölgeleyecektir: Adil imam (devlet baskani), Aziz ve Celil olan Allah'a ibâdet içinde yetisen genç, kalbi mescitlerde asilmis(casina mabetle alâkadar) olan adam, Allah için sevisen, bu sevgi ile bir araya gelip bu muhabbetle ayrilan iki kisi, içtimai mevkii yüksek ve güzel bir kadin kendisini (zinaya) davet ettigi halde "Ben Al­lah'tan korkarim" diyen adam, bir sadaka verip de sag elinin ne verdigini sol eli bilmeyecek derecede onu gizleyen kisi ve bir de (insanlardan) hâli bir yerde Allahi" zikredip de gözleri yas döken kimse." (Buhârî c. 2, s, 116).

Cazibe kanunlarinin alt üst oldugu, günesin bir "kor yigini" halinde arz küresine yaklastigi ve ars-i azamdan baska hiçbir mekânin ve dikili bir agacin bulunmadigi kiyamet gününde arsin gölgesinde bu­lunmak her kisiye nasip olmayacak bir saadettir. Bu mutluluga erecek olanlardan biri de Allah'a ibadet ede ede gelisip büyüyen gençlerdir.

Gençlik çaginda bu firsati yakalayamamis bir müslüman, sayilan diger siniflardan birisi arasina girmeye çalismalidir.

Ahiret hayatinin saadet mahalli olan cennetin sa­kinleri, gençlik çaginin en yakisikli hali ile cennette gireceklerdir. Bu ciheti tespit eden bir hadis-i serifte söyle buyrulmaktadir:

Manâsi:
"Cennet ehli; teninde kil, yüzünde sakal bitmemis halde ve (gözleri) sürmeli olacaktir. Onlarin gençlikleri yok olmaz ve elbiseleri yipramaz." (Feyz'ül-Kadir c. 2, s. 65).a

Aziz vatanimizin temel taslari bulunan gençler!

Istikbalde omuz vereceginiz ve kucaklayacaginiz hizmetlerin fikir çilesini çekmeye simdiden alisiniz ve memleket yararina olacak faaliyetlerin çözüm noktalarini bulmaya gayret ediniz. Kendinizi seciye ve karakter adami olarak yetistiriniz. Yilmadan ve yorulmadan vatan hizmetine devam ediniz.


(1) Rahm-i mâderde tesekkül etmis çocuga bu ismin verilme­si, ana karin zarfi içinde örtülmüs olmasi sebebiyledir. Insanin aklini bozan ve normal hareket etmesini engelleyen hastaliga "cünûn" ve bu derde mübtelâ olmus kisiye "mecnun" denilmesi, hastaligin akli kapamasi ve kaplamasi sebebiyledir.
(2) Dogru yol
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
ALLAh razı olsun yüreğine sağlık..

ALLAH kendisine yönelen genci cok sever..

RABBIM yonelen genclerden eylesin cümlemizi.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Şirk ve İnkârdan Sakınmak

"Yeryüzünde yürüyen hayvanların Allah katında en kötüsü, şüphesiz ki kâfirlerdir. Artık onlar iman etmezler." (Sûre-i Enfâl 55).
Kalbi iman nuru ile aydınlanmış bulunan gençler!

Şirk, Allah'a ortak tanımak ve ondan başka ma­bud varmış gibi bâtıl bir inanca saplanmaktır. İnkâr, âyet ve hadislerle sabit mukaddesleri ve iman esas­larını, ameli vazifelerle ilgili sarih hükümlerin tama­mını veya bir kısmını kabul etmeyip reddetmektir.

Tek olan, eşi ve benzeri bulunmayan Cenabı Hakk'a eş ve ortak tanımak, Allah Teâlâ'nın zât ve sıfatları ile alâkalı "vahdaniyet" ilkesini hiçe saymak olur. Yüce Rabbimiz "ihlâs" sûresinde zât-ı ilâhisini "ehad" (tek) olarak tavsif etmiştir. Bu inancı redde­den kişi, Kur'ânı tekzip ve Allah Teala'yı yalanlamış olacağından, bâtıl bir yola sapmış ve inkâr batak­lığına saplanmış olur.

İnkârcılık; kişinin küfre nisbet olunmasına, hayatı boyunca işlediği amellerin sevap harmanının mah­volmasına ve sahibinin "idamı ebedi"ye mahkum olmasına sebep olur.

İNKARCILIĞIN ZARARLARI:

Şirk ve inkar öyle bir suçtur ki, bu sapık inanca saplanan kişinin dünyası zindan ve âhireti hüs­randır. Onun kalbine yerleşen bu "bâtıl akide", devamlılık arzettiği için ebedi hayatın hapsanesi bulu­nan cehennemde müebbet hapse mahkum olacak­tır. Bu iddiamızı kitabı ilâhinin bazı âyetleriyle isbat etmek istiyorum.

1- "... Bâtıla iman ve Allah'a küfredenler (yok mu?) İşte onlar hüsranda kalanların ta kendileridir." (Süre-i Ankebût 52).

2- "O küfredenler (yok mu?), ne malları, ne evlatları Allah yanında onları hiçbir şeyden asla kurtaramaz. İşte onlar, (evet) onlar ate­şin yakacağıdır" (Sûre-i Âl-i İmrân 10)

3- ("O inkar edip kâfiri olanlar (yok mu?) eğer yeryüzünde bulunan her şey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyamet günü­nün azabından (kurtulmak için) onu feda etse­ler yine kendilerinden kabul olunmaz.

Onlar
İnkârcılık; kişinin küfre nisbet olunmasına, hayatı boyunca işlediği amellerin sevap harmanının mah­volmasına ve sahibinin "idam-ı ebedi"ye mahkum olmasına sebep olur.

İNKARCILIĞIN ZARARLARI:

Şirk ve inkar öyle bir suçtur ki, bu sapık inanca saplanan kişinin dünyası zindan ve âhireti hüs­randır. Onun kalbine yerleşen bu "bâtıl akide", de­vamlılık arzettiği için ebedi hayatın hapsanesi bulu­nan cehennemde müebbet hapse mahkum olacak­tır. Bu iddiamızı kitab-ı ilâhinin bazı âyetleriyle isbat etmek istiyorum.

1- "... Bâtıla iman ve Allah'a küfredenler (yok mu?) İşte onlar hüsranda kalanların ta kendileridir." (Süre-i Ankebût 52).

2- "O küfredenler (yok mu?), ne malları, ne evlatları Allah yanında onları hiçbir şeyden asla kurtaramaz. İşte onlar, (evet) onlar ate­şin yakacağıdır" (Sûre-i Âl-i İmrân 10)

3- ("O inkar edip kâfiri olanlar (yok mu?) eğer yeryüzünde bulunan her şey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyamet günü­nün azabından (kurtulmak için) onu feda etse­ler yine kendilerinden kabul olunmaz.

Onlar
İnkârcılık;
kişinin küfre nisbet olunmasına, hayatı boyunca işlediği amellerin sevap harmanının mah­volmasına ve sahibinin "idamı ebedi"ye mahkum olmasına sebep olur.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
İNKARCILIĞIN ZARARLARI:


Şirk ve inkar öyle bir suçtur ki, bu sapık inanca saplanan kişinin dünyası zindan ve âhireti hüs­randır. Onun kalbine yerleşen bu "bâtıl akide", de­vamlılık arzettiği için ebedi hayatın hapsanesi bulu­nan cehennemde müebbet hapse mahkum olacak­tır. Bu iddiamızı kitab-ı ilâhinin bazı âyetleriyle isbat etmek istiyorum.

1- "... Bâtıla iman ve Allah'a küfredenler (yok mu?) İşte onlar hüsranda kalanların ta kendileridir." (Süre-i Ankebût 52).

2- "O küfredenler (yok mu?), ne malları, ne evlatları Allah yanında onları hiçbir şeyden asla kurtaramaz. İşte onlar, (evet) onlar ate­şin yakacağıdır" (Sûre-i Âl-i İmrân 10)

3- ("O inkar edip kâfiri olanlar (yok mu?) eğer yeryüzünde bulunan her şey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyamet günü­nün azabından (kurtulmak için) onu feda etse­ler yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlar
İnkârcılık; kişinin küfre nisbet olunmasına, hayatı boyunca işlediği amellerin sevap harmanının mah­volmasına ve sahibinin "idamı ebedi"ye mahkum olmasına sebep olur.


İNKARCILIĞIN ZARARLARI:

Şirk ve inkar öyle bir suçtur ki, bu sapık inanca saplanan kişinin dünyası zindan ve âhireti hüs­randır. Onun kalbine yerleşen bu "bâtıl akide", de­vamlılık arzettiği için ebedi hayatın hapsanesi bulu­nan cehennemde müebbet hapse mahkum olacak­tır. Bu iddiamızı kitabı ilâhinin bazı âyetleriyle isbat etmek istiyorum.

1- "... Bâtıla iman ve Allah'a küfredenler (yok mu?) İşte onlar hüsranda kalanların ta kendileridir." (Süre-i Ankebût 52).

2- "O küfredenler (yok mu?), ne malları, ne evlatları Allah yanında onları hiçbir şeyden asla kurtaramaz. İşte onlar, (evet) onlar ate­şin yakacağıdır" (Sûre-i Âl-i İmrân 10)

3- ("O inkar edip kâfiri olanlar (yok mu?) eğer yeryüzünde bulunan her şey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyamet günü­nün azabından (kurtulmak için) onu feda etse­ler yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlar
için pek acıklı bir azap vardır." (Sûre-i Mâide 36).

4- "Ayetlerimizi inkâr ile kâfir olanlar (var ya) onları muhakkak ki ateşe atacağız. Deri­leri piştikçe, azabı tadıp durmaları için, on­ları başka derilerle (yenileyip) değiştireceğiz. Şüphesiz ki Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir." (Sûre-i Nisa 56).

İnkarcıların sapık ve çarpık akideleri iliklerine ka­dar işlemiş ve yerleşmiş olduğundan azapları de­vamlı olacaktır. Derileri yanıp yanıp da kömür haline gelince taze deriyle değiştirilip devamlı olarak azap olunacaklardır.

İnkarcıların Amellerinin Değersizliği:

İmanı olmayan insanların yaptıkları işler, tıpkı sıfır gibidir. Sıfırlar ne kadar çok olursa olsun, ister yan­yana isterse alt alta yazılsın, değer ifade eden bir rakam elde edilemez. Fakat birden dokuza kadar olan rakamlardan biri, sıfır dizisinin önüne getirile­cek olursa haşmetli bir sayı meydana gelir. Bu hu­susu açık ve seçik olarak gözlerimizin önüne seren bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır:

"Rablerini küfr-ü inkâr edenlerin misali şudur: Yaptıkları işler fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir küle benzer. Kazandıklarından hiçbir
şeyi ellerine geçiremezler. İşte bu, (Haktan) uzak sapıklığın ta kendisidir" (Süre-i İbrahim 18).

Bu ilahi hükmü teyit eder durumdaki diğer bir ayet-i celilede şöyle buyrulmaktadır:

"O küfredenler(e gelince): Onların amelleri (etrafında dağlar ve tepeler görünmeyen) dümdüz ve engin çöllerdeki bir serap gibidir ki susayan onun bir su olduğunu sanır. Nihayet o, buna vardığı zaman onu bir şey olarak bulamamıştır..." (Sûre-i Nur 39).

Vâha'daki suların atmosfere yansıması ile çölde oluşan serap, susayan çöl yolcusunun aldan­masına, o tarafa doğru gidip yorulmasına ve hara­retinin artmasına sebep olur. "Ona ulaşıp susuz­luğunu gidereceğim" düşüncesiyle seraba doğru koşar ve fakat yaklaştıkça o aldatıcı parıltı kaybolur. Aynen bunun gibi, iman nurundan mahrum bulunan insan da yaptığı işlerin bir değeri olduğunu zanne­der. Fakat ahirete vardığında yaptığı amellerin bir değerinin olmadığını anlayarak pişman ve perişan olur. Ne çare ki o gün duyulacak nedametin kişiye hiçbir faydası olmayacaktır.
 
Üst Alt