Gençligin Kiymeti ve Gençlerin Degeri
"Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden, sonra bir kan pahtisindan yaratip sonra bebek olarak çikaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çaga erismeniz için, sonra da ihtiyarlar olmaniz için yasatandir. Içinizden kimi de daha evvel öldürülmektedir. (Allah, yasatmayi) muayyen bir vakte (ecele) ulasmaniz ve, olur ki, aklinizi kullanmaniz için (yapar)" (Sûre-i Mü'min 67).
Âyet-i kerimenin ifâde ettigi manâ karsisinda hayatin tabakalarina bir bakis.
Erkek ile kadinin nikâh akdi ile izdivaci sonunda ana rahminde tesekkül etmis, hayiz kani ve kudreti ilahi firçasiyla tersim olunmus yavruya "cenin"(1) adi verilmektedir.
Ana karnindan ayrilip dünyaya ayak basan çocuga "tifl" denilmektedir. Bu kelimenin cemi (çogul) sigasi "etfâl" olarak gelmektedir.
Günlerin geçmesi, haftalarin ve aylarin birbirini kovalamasi ile gelisen ve emeklemeye baslayip yürümeye çalisan çocuga "sabi" ismi verilmektedir, Bu lafzin cemî (çogul) sigasi "sibyet" ve "sibyan" olarak gelmektedir. Bu çagda bulunan yavruya bu ismin verilmesindeki hikmet, çocugun kipirdakligi ve gördügü her seye meyletmesi sebebiyledir. Yararli olani zararlidan ayirt etmedigi; çiçegi görse koparmaya, yilani görse yakalamaya kalkistigi ve cazibesine kapildigi her seyin pesine takildigi içindir.
Çocuk, ergenlik çagina ayak basinca, "sâbb" denilmektedir. Bu kelimenin çogul sigasi, "Sübbân" olarak gelmektedir. Ergenlik devresinden itibaren otuz yasina kadar olan zaman dilimine "Sebab" adi verilmektedir
Otuzdan kirkdokuz yasina kadar uzanan devreye "kehl", çogul sigasina da "kühûl" ismi verilmektedir.
Kirkdokuzdan altmis yasina kadar uzanan zaman dilimine "seyhûhat", bu devrede bulunan kimseye "seyh" adi verilmektedir. Bu kelimenin cemi sigasi, "süyûh" ve "esyâh" olarak gelmektedir.
Altmis yasindan hayatin noktalandigi devreye "pîr-i fânilik" ismi verilmektedir.
Hayatin bu tabakalarinda en çok dikkat edilmesi gereken devre, hiç süphe yok ki, gençlik yillaridir. Çünkü bu zaman dilimi üzerinde bulunan kimsenin çocukluk günleri son bulmus ve sorumluluk çagi baslamis olmaktadir. Çocukluk devresindeki aliskanliklarin tesiri ve ayak bastigi hayat tabakasinin kendisine yükledigi mükellefiyetleri tam olarak kavrayamayisi sebebiyle, gençleri uyarmak yasli ve tecrübeli insanlarin vazifesi olmaktadir.
Bir bilye gibi parlak ve yuvarlak karaktere sahip bulunan genç insanin oturakli bir hale gelebilmesi, dini bilgilerle donatilmasina baglidir. O, kendi hâline terkedilecek olursa, erdem akil ile uyusmasi kabil olmayan nefsani heveslerin pesine takilir.
His ve heveslerin aklina galip geldiginden dolayi ona "delikanli adi verilmektedir. Ihatali bir kavrayisa sahip olamadigindan, bir nevi zem ifâde eden bu kelime ile kendisine hitap edilmesinden hoslanmaktadir. Hayatinin ilkbaharini yasamakta olan bir gence "delikanli" denilmesi, çok kere, fevri ve düsüncesiz haraket etmesinden kaynaklanmaktadir.
Fikir fikir hareketlerin depolandigi "gençlik çaginin degeri hakkiyle bilinmis ve yerli yerinde kullanilmis olursa, memleketimizin gelecegi için çok faydali temeller atilmis olur.
Aziz milletimizin ümmid-i istikbali bulunan gençler!
Sizler, çok degerli ve meyve vermeye müsait bir fidana benzemektesiniz. Olgunluk çagina ulasasiya kadar kendinizi devamli bir kontrol altinda tutmak zorundasiniz. Nefs terbiyesi ile mesgul olmaniz, sevhânî arzulari gemlemeniz ve kendinizi iyi hasletlerle bezemeniz, en mühim vazifeleriniz olmaktadir.
Sizler, hayati ehemmiyeti bulunan meselelerde, dogru yolu gösterecek bilgili ve tecrübeli kimselere muhtaç bulundugunuzu hatirdan çikarmayiniz. Ahlâkî faziletleri nefsanî ve sehvânî zevklere feda etmemek gerektigini uzun bir tefekkürle bilip anlamak, her genç için mümkün olamamaktadir. Bu sebeple, sizleri samimiyetle uyaracak ve dogru yolu gösterecek olgun bir kisiye her zaman ihtiyaç duyacaksiniz. Bu kisi, anne ve babaniz olabilecegi gibi, bir üstad ve tecrübeli bir arkadas da olabilir.
Hislerin dimaga menfi tesir yapabildigi ve akl-i selim ile bagdastirilmasi kabil olmayan gençlik devresine isik tutan bir hadis-i serifte, söyle buyurulmaktadir:
"Gençlik delilikten bir subedir. Kadin da seytanin kemendidir" (Feyz'ul-Kadir, c. 4, s.
171).
Akillarin muallimi ve vicdanlarin mürebbisî bulunan Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Islâmî ölçülere uymayan ve erdem akil sahiplerine yakismayan islere karsi genç ümmetlerini uyarmaktadir. Zira seytan, agina düsürmek istedigi gençleri kadinlar vasitasiyla tavlamakta ve avlamaktadir. Mülevves kollarini boynuna doladigi genci seytanin tuzagina düsüren, ruhunu iblise kiralamis ve iffetini müsterilerine satmaya alismis bir kadin, seytanin kemendi ve gençleri avlama aleti olmaktadir.
Seytan kötü emellerin ve çirkin amellerin takipçisi ve tatbikçisi olan kadinlari, balik avciligi yapan sahislarin oltaya taktigi yem gibi kullanarak gençlerin sehvânî hislerini tahrik eder ve isyan vadisine sürükler. Fuhus pazarinin sermayesi olarak kullanilan kadinlarin, gençleri ifsat etmekteki zarari çok büyük olmaktadir.
Gençler, kendi heves ve arzularini "ilim"; takip ettikleri yolu da "sirat-i müstekim"(2) sanirlar. O, tesiri altinda kaldigi çevrenin ve kendini kaptirdigi zevklerin etrafinda bir pervane misali dönüp dolasmaya alisir ve bu zevklere kavusmayi gaye haline getirir. Onun böyle bir yanlisa saplanip kalmasini önlemek için, hakiki ilmin ne oldugu ve onu nasil elde edecegi kendisine küçük yasta iken ögretilmelidir.
Delikanlilik çaginda bulunan insanlar, ilmin, görgünün ve akl-i selimin uzaginda yasayan bir enerji kaynagidir. Atisini gören ve memleketinin gelecegini düsünen insanlar, bu enerjiyi hikmetin ve milli harslarin çerçevesi içinde tutmaya gayret sarfetmelidirler. Aksi halde yetisen gençler dinine düsman, tarihine yabanci, vatan sevgisinden habersiz ve serseri bir güruh haline gelirler, Gençler, hayati ehemmiyeti haiz meseleierde tercih yapacaklari zaman, bir "yol göstericiye muhtaçtirlar. Ahlâki faziletlerin nefsanî zevklere feda edilmemesi gerektigi, onlara ögretilmezse yanilabilirler. Zirâ sehvani zevkler sekere, insanî ve ahlâkî degerler ise tuzlu yiyeceklere benzer. Saglam ve sasmaz bir ölçüden haberi olmayan nesiller, ahlâkî hasletleri nefsanî lezzetlere feda etmekten çekinmezler.
Kalbinde iman, basinda irfan ve gögsünde vicdan bulunan bir genç, gösterise kapilmamali ve pörsüyen fikirlere talip olmamali, ilim dilberini "nefs-i emmâre" cadisina fedâ etmemeli ve kalbinden Allah korkusunu çikarmamalidir.
DEVAMI VAR
Gençlere Öğütlerim, Mehmed Emre
"Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden, sonra bir kan pahtisindan yaratip sonra bebek olarak çikaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çaga erismeniz için, sonra da ihtiyarlar olmaniz için yasatandir. Içinizden kimi de daha evvel öldürülmektedir. (Allah, yasatmayi) muayyen bir vakte (ecele) ulasmaniz ve, olur ki, aklinizi kullanmaniz için (yapar)" (Sûre-i Mü'min 67).
Âyet-i kerimenin ifâde ettigi manâ karsisinda hayatin tabakalarina bir bakis.
Erkek ile kadinin nikâh akdi ile izdivaci sonunda ana rahminde tesekkül etmis, hayiz kani ve kudreti ilahi firçasiyla tersim olunmus yavruya "cenin"(1) adi verilmektedir.
Ana karnindan ayrilip dünyaya ayak basan çocuga "tifl" denilmektedir. Bu kelimenin cemi (çogul) sigasi "etfâl" olarak gelmektedir.
Günlerin geçmesi, haftalarin ve aylarin birbirini kovalamasi ile gelisen ve emeklemeye baslayip yürümeye çalisan çocuga "sabi" ismi verilmektedir, Bu lafzin cemî (çogul) sigasi "sibyet" ve "sibyan" olarak gelmektedir. Bu çagda bulunan yavruya bu ismin verilmesindeki hikmet, çocugun kipirdakligi ve gördügü her seye meyletmesi sebebiyledir. Yararli olani zararlidan ayirt etmedigi; çiçegi görse koparmaya, yilani görse yakalamaya kalkistigi ve cazibesine kapildigi her seyin pesine takildigi içindir.
Çocuk, ergenlik çagina ayak basinca, "sâbb" denilmektedir. Bu kelimenin çogul sigasi, "Sübbân" olarak gelmektedir. Ergenlik devresinden itibaren otuz yasina kadar olan zaman dilimine "Sebab" adi verilmektedir
Otuzdan kirkdokuz yasina kadar uzanan devreye "kehl", çogul sigasina da "kühûl" ismi verilmektedir.
Kirkdokuzdan altmis yasina kadar uzanan zaman dilimine "seyhûhat", bu devrede bulunan kimseye "seyh" adi verilmektedir. Bu kelimenin cemi sigasi, "süyûh" ve "esyâh" olarak gelmektedir.
Altmis yasindan hayatin noktalandigi devreye "pîr-i fânilik" ismi verilmektedir.
Hayatin bu tabakalarinda en çok dikkat edilmesi gereken devre, hiç süphe yok ki, gençlik yillaridir. Çünkü bu zaman dilimi üzerinde bulunan kimsenin çocukluk günleri son bulmus ve sorumluluk çagi baslamis olmaktadir. Çocukluk devresindeki aliskanliklarin tesiri ve ayak bastigi hayat tabakasinin kendisine yükledigi mükellefiyetleri tam olarak kavrayamayisi sebebiyle, gençleri uyarmak yasli ve tecrübeli insanlarin vazifesi olmaktadir.
Bir bilye gibi parlak ve yuvarlak karaktere sahip bulunan genç insanin oturakli bir hale gelebilmesi, dini bilgilerle donatilmasina baglidir. O, kendi hâline terkedilecek olursa, erdem akil ile uyusmasi kabil olmayan nefsani heveslerin pesine takilir.
His ve heveslerin aklina galip geldiginden dolayi ona "delikanli adi verilmektedir. Ihatali bir kavrayisa sahip olamadigindan, bir nevi zem ifâde eden bu kelime ile kendisine hitap edilmesinden hoslanmaktadir. Hayatinin ilkbaharini yasamakta olan bir gence "delikanli" denilmesi, çok kere, fevri ve düsüncesiz haraket etmesinden kaynaklanmaktadir.
Fikir fikir hareketlerin depolandigi "gençlik çaginin degeri hakkiyle bilinmis ve yerli yerinde kullanilmis olursa, memleketimizin gelecegi için çok faydali temeller atilmis olur.
Aziz milletimizin ümmid-i istikbali bulunan gençler!
Sizler, çok degerli ve meyve vermeye müsait bir fidana benzemektesiniz. Olgunluk çagina ulasasiya kadar kendinizi devamli bir kontrol altinda tutmak zorundasiniz. Nefs terbiyesi ile mesgul olmaniz, sevhânî arzulari gemlemeniz ve kendinizi iyi hasletlerle bezemeniz, en mühim vazifeleriniz olmaktadir.
Sizler, hayati ehemmiyeti bulunan meselelerde, dogru yolu gösterecek bilgili ve tecrübeli kimselere muhtaç bulundugunuzu hatirdan çikarmayiniz. Ahlâkî faziletleri nefsanî ve sehvânî zevklere feda etmemek gerektigini uzun bir tefekkürle bilip anlamak, her genç için mümkün olamamaktadir. Bu sebeple, sizleri samimiyetle uyaracak ve dogru yolu gösterecek olgun bir kisiye her zaman ihtiyaç duyacaksiniz. Bu kisi, anne ve babaniz olabilecegi gibi, bir üstad ve tecrübeli bir arkadas da olabilir.
Hislerin dimaga menfi tesir yapabildigi ve akl-i selim ile bagdastirilmasi kabil olmayan gençlik devresine isik tutan bir hadis-i serifte, söyle buyurulmaktadir:
"Gençlik delilikten bir subedir. Kadin da seytanin kemendidir" (Feyz'ul-Kadir, c. 4, s.
171).
Akillarin muallimi ve vicdanlarin mürebbisî bulunan Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Islâmî ölçülere uymayan ve erdem akil sahiplerine yakismayan islere karsi genç ümmetlerini uyarmaktadir. Zira seytan, agina düsürmek istedigi gençleri kadinlar vasitasiyla tavlamakta ve avlamaktadir. Mülevves kollarini boynuna doladigi genci seytanin tuzagina düsüren, ruhunu iblise kiralamis ve iffetini müsterilerine satmaya alismis bir kadin, seytanin kemendi ve gençleri avlama aleti olmaktadir.
Seytan kötü emellerin ve çirkin amellerin takipçisi ve tatbikçisi olan kadinlari, balik avciligi yapan sahislarin oltaya taktigi yem gibi kullanarak gençlerin sehvânî hislerini tahrik eder ve isyan vadisine sürükler. Fuhus pazarinin sermayesi olarak kullanilan kadinlarin, gençleri ifsat etmekteki zarari çok büyük olmaktadir.
Gençler, kendi heves ve arzularini "ilim"; takip ettikleri yolu da "sirat-i müstekim"(2) sanirlar. O, tesiri altinda kaldigi çevrenin ve kendini kaptirdigi zevklerin etrafinda bir pervane misali dönüp dolasmaya alisir ve bu zevklere kavusmayi gaye haline getirir. Onun böyle bir yanlisa saplanip kalmasini önlemek için, hakiki ilmin ne oldugu ve onu nasil elde edecegi kendisine küçük yasta iken ögretilmelidir.
Delikanlilik çaginda bulunan insanlar, ilmin, görgünün ve akl-i selimin uzaginda yasayan bir enerji kaynagidir. Atisini gören ve memleketinin gelecegini düsünen insanlar, bu enerjiyi hikmetin ve milli harslarin çerçevesi içinde tutmaya gayret sarfetmelidirler. Aksi halde yetisen gençler dinine düsman, tarihine yabanci, vatan sevgisinden habersiz ve serseri bir güruh haline gelirler, Gençler, hayati ehemmiyeti haiz meseleierde tercih yapacaklari zaman, bir "yol göstericiye muhtaçtirlar. Ahlâki faziletlerin nefsanî zevklere feda edilmemesi gerektigi, onlara ögretilmezse yanilabilirler. Zirâ sehvani zevkler sekere, insanî ve ahlâkî degerler ise tuzlu yiyeceklere benzer. Saglam ve sasmaz bir ölçüden haberi olmayan nesiller, ahlâkî hasletleri nefsanî lezzetlere feda etmekten çekinmezler.
Kalbinde iman, basinda irfan ve gögsünde vicdan bulunan bir genç, gösterise kapilmamali ve pörsüyen fikirlere talip olmamali, ilim dilberini "nefs-i emmâre" cadisina fedâ etmemeli ve kalbinden Allah korkusunu çikarmamalidir.
DEVAMI VAR
Gençlere Öğütlerim, Mehmed Emre