Gerçek keramet ahlakı güzelleştirmektir
Allah dostları kerametin kendileri için büyük bir imtihan olduğunu bilerek bu halden endişe etmişler ve şükürle Rabblerine yönelmişlerdir. Onlar, asıl kerametin istikamet olduğunu yaşayarak göstermişlerdir.
Keramet, Allah dostu bir kişide harikulade bir halin meydana gelmesidir. Peygamberlerden zuhur eden olağanüstü hallere mucize denir. Keramet, Hakkın (cc) kuluna bir ikramıdır. Sufilere göre keramet iki çeşittir:
İstikamet kerametten üstündür. Çünkü keramet nefsin, istikamet Rabbin senden istediği şeydir. denilmiştir. Bu nedenle biz her namazda Fatiha Sûresini okurken Rabbimize Bizi doğru yola hidayet et (Fatiha, 1/5) diye duada bulunuruz.
Hakiki ve büyük sufiler ilim, irfan ve ahlak sahasında yapılan değişiklikleri, ilerlemeleri, gelişmeleri ve yükselmeleri gerçek ve paha biçilemez kerametler olarak görmüşler, şeklî ve kevnî kerametlere fazla önem vermemişlerdir. Bir şeyhin ve velinin gösterebileceği en büyük keramet, bir kafirin mümin olmasına, bir günahkarın kötü ahlak, eğilim ve fiillerin kaynağı nefsini terbiye etmesine vesile ve vasıta olmasıdır. Baba himmet diyen müridine Oğul gayret diye tavsiyede bulunan mürşitler bu noktayı gayet güzel tespit etmişlerdir. Gerekli sebep ve çalışmalara tevessül yerine, sadece olağanüstü hallerde ve bütün tedbirlerin bittiği ve çarelerin tükendiği zaman başvurulması gereken himmete müracaat edilmesi, İslam toplumunda sebep, gayret, çalışma, tedbir ve kendine güvenme gibi hususların zayıflamasına sebep olmuştur. (Abdülkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi, s. 434). Kuşeyri, hakiki kerametin kişinin dini bilgilerine ve dinin hükümlerine karşı olamayacağını ifade etmiştir.
Allah dostlarından biri, hakiki kerametin Allahın dostluğunu kazanmak ve Allahı sevmek olduğunu şöyle ifade etmiştir: Ne kalpte ne de yürekte sevgilinin göreceği boş bir yer yoktur. Benim arzum, hayalim ve neşem Allahtır. Ömrüm oldukça Onunla olursam hoş bir hayat yaşayacağım. Kalbime gelen dert konusunda ondan başka bir doktor bulamadım. (Abdülkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi, s. 450 ).
Hakiki kerametin, Allahın dostluğunu kazanmak, ahlaken yücelmek ve nefsin terbiye edilmesi olduğunu Hz. Rabia ile Hz. Hasan el-Basri arasındaki şu örnek çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Hasan Basri, bir gün Fırat Nehrinin kenarında oturan Rabiayı görünce seccadesini suyun üzerine serdikten sonra, Buyurun burada iki rekat namaz kılalım dedi. Rabia: Üstad ahiret ehline dünya pazarından bir gaye mi göstermek istiyorsun? O halde onu öyle göster ki insanoğlu benzerini göstermekten aciz kalsın. diye cevap verdi. Rabia daha sonra seccadesini havaya serdi ve Ey Hasan sen de buraya gel de insanların gözünden kaybol. dedikten sonra esas söylemek istediğini söyledi: Üstad, senin yaptığını balıklar, benim yaptığımı ise sinekler yapıyor. Hakiki keramet kişinin kendi ahlakını ve diğer insanların hal ve ahlaklarını geliştirmek, hikmet ve bilgisiyle etkili olmak ve insanlardaki kötü huyları gidermektir. ( Kara, Mustafa, Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi, s. 118 ).
Kanaatimizce keramet, Allahım yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzelleştir duasıyla hayatı huzur ve rıza içerisinde geçirmektir. Hakiki keramet, Hz. İbrahimin Benden sonra gelecek nesiller arasında hoşça anılıp iyi duygular içerisinde hatırlanmamı sağla (İbrahim 14/41) duasında buyurduğu gibi ölümsüz nitelik ve değerde eserler bırakarak, iki cihanımıza ve bütün insanlığa faydalı çalışmalar sunarak ölümsüzlük sırrına ermektir.
Allah dostları kerametin kendileri için büyük bir imtihan olduğunu bilerek bu halden endişe etmişler ve şükürle Rabblerine yönelmişlerdir. Onlar, asıl kerametin istikamet olduğunu yaşayarak göstermişlerdir.
Keramet, Allah dostu bir kişide harikulade bir halin meydana gelmesidir. Peygamberlerden zuhur eden olağanüstü hallere mucize denir. Keramet, Hakkın (cc) kuluna bir ikramıdır. Sufilere göre keramet iki çeşittir:
İstikamet kerametten üstündür. Çünkü keramet nefsin, istikamet Rabbin senden istediği şeydir. denilmiştir. Bu nedenle biz her namazda Fatiha Sûresini okurken Rabbimize Bizi doğru yola hidayet et (Fatiha, 1/5) diye duada bulunuruz.
Hakiki ve büyük sufiler ilim, irfan ve ahlak sahasında yapılan değişiklikleri, ilerlemeleri, gelişmeleri ve yükselmeleri gerçek ve paha biçilemez kerametler olarak görmüşler, şeklî ve kevnî kerametlere fazla önem vermemişlerdir. Bir şeyhin ve velinin gösterebileceği en büyük keramet, bir kafirin mümin olmasına, bir günahkarın kötü ahlak, eğilim ve fiillerin kaynağı nefsini terbiye etmesine vesile ve vasıta olmasıdır. Baba himmet diyen müridine Oğul gayret diye tavsiyede bulunan mürşitler bu noktayı gayet güzel tespit etmişlerdir. Gerekli sebep ve çalışmalara tevessül yerine, sadece olağanüstü hallerde ve bütün tedbirlerin bittiği ve çarelerin tükendiği zaman başvurulması gereken himmete müracaat edilmesi, İslam toplumunda sebep, gayret, çalışma, tedbir ve kendine güvenme gibi hususların zayıflamasına sebep olmuştur. (Abdülkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi, s. 434). Kuşeyri, hakiki kerametin kişinin dini bilgilerine ve dinin hükümlerine karşı olamayacağını ifade etmiştir.
Allah dostlarından biri, hakiki kerametin Allahın dostluğunu kazanmak ve Allahı sevmek olduğunu şöyle ifade etmiştir: Ne kalpte ne de yürekte sevgilinin göreceği boş bir yer yoktur. Benim arzum, hayalim ve neşem Allahtır. Ömrüm oldukça Onunla olursam hoş bir hayat yaşayacağım. Kalbime gelen dert konusunda ondan başka bir doktor bulamadım. (Abdülkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi, s. 450 ).
Hakiki kerametin, Allahın dostluğunu kazanmak, ahlaken yücelmek ve nefsin terbiye edilmesi olduğunu Hz. Rabia ile Hz. Hasan el-Basri arasındaki şu örnek çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Hasan Basri, bir gün Fırat Nehrinin kenarında oturan Rabiayı görünce seccadesini suyun üzerine serdikten sonra, Buyurun burada iki rekat namaz kılalım dedi. Rabia: Üstad ahiret ehline dünya pazarından bir gaye mi göstermek istiyorsun? O halde onu öyle göster ki insanoğlu benzerini göstermekten aciz kalsın. diye cevap verdi. Rabia daha sonra seccadesini havaya serdi ve Ey Hasan sen de buraya gel de insanların gözünden kaybol. dedikten sonra esas söylemek istediğini söyledi: Üstad, senin yaptığını balıklar, benim yaptığımı ise sinekler yapıyor. Hakiki keramet kişinin kendi ahlakını ve diğer insanların hal ve ahlaklarını geliştirmek, hikmet ve bilgisiyle etkili olmak ve insanlardaki kötü huyları gidermektir. ( Kara, Mustafa, Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi, s. 118 ).
Kanaatimizce keramet, Allahım yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzelleştir duasıyla hayatı huzur ve rıza içerisinde geçirmektir. Hakiki keramet, Hz. İbrahimin Benden sonra gelecek nesiller arasında hoşça anılıp iyi duygular içerisinde hatırlanmamı sağla (İbrahim 14/41) duasında buyurduğu gibi ölümsüz nitelik ve değerde eserler bırakarak, iki cihanımıza ve bütün insanlığa faydalı çalışmalar sunarak ölümsüzlük sırrına ermektir.