Gerçek Sevgili
Sevgili, önce güzellik ve yücelik adına sevilmeyi hak eder, sonra onu bir seven çıkar. Allah, kullarına eriştirdiği her türlü ihsan ve iyilik ile, onların kalplerine koyduğu güzellik ve estetik ile sevilmeyi hak etmiş, hatta belki kullarına gerekli kılmıştır. Şüphesiz Allahın bir şeyi vermesi yahut vermemesi, yapması yahut yapmaması, sevinç veya kedere boğması, kolaylaştırması da zorlaştırması da, kahrı yahut lütfu da, üzmesi yahut üzüntüsünü gidermesi ve de bütün bunları, hiç de kendisinin ihtiyacı olmadığı halde, müstağnî ve münezzeh olduğu halde yapması, ancak kişiyi bir Sevgiliye yöneltecek İlahlığındandır. Ta ki kalpler böylece Onu ilah edinip sevsinler. Daha ileri gidelim; Allahın, günah işlemesi için kulunu serbest bırakması, günah işlerken onu koruması, bekçiliğini yapması, yardım etmesi, günahını gizlemesi, hatta kendisine isyan derecesine gelse de izin vermesi ve nimetlerini kesmemesi, hep kulunu sevmesindendir. Ta ki sevme hamuru üzerine yaratılan kul bunu fark etsin ve tevbe ile gerçek Sevgiliyi bulsun. Yoksa hangi zat, kendisine düşmanlık besleyen birini sevmeye; hangi patron kendisine küfreden birinin rızkını vermeye devam eder? Bir an düşünülsün, acaba, herhangi bir yaratık, bir başka yaratığa bu derece müsamahakar olsa ve iyi davranıp nimet bağışlasa, onu sevmemek mümkün olur mu?!.. Kulunun bütün kötü sırlarını bildiği halde onları ortaya saçmayan, bütün günahlarını örtüp ona bir de lütuf ve ihsanlarda bulunan birine dost olmamak, yahut onu sevmemek mümkün müdür?!.. Peki de, sürekli iyiliğini gördüğümüz, nefeslerimiz sayısınca nimetlerine kavuştuğumuz, her saniye kendisine muhtaç olduğumuz bir Sevgiliyi sevmemek, daha da iğrenci, başka sevgilileri ilahlaştırmak ne demektir?!.. Üstelik O, bir kudsî hadiste Kulum! Herkes seni kendisi için ister; ben ise kendin için isterim! deyip dururken. İskender Pala
Sevgili, önce güzellik ve yücelik adına sevilmeyi hak eder, sonra onu bir seven çıkar. Allah, kullarına eriştirdiği her türlü ihsan ve iyilik ile, onların kalplerine koyduğu güzellik ve estetik ile sevilmeyi hak etmiş, hatta belki kullarına gerekli kılmıştır. Şüphesiz Allahın bir şeyi vermesi yahut vermemesi, yapması yahut yapmaması, sevinç veya kedere boğması, kolaylaştırması da zorlaştırması da, kahrı yahut lütfu da, üzmesi yahut üzüntüsünü gidermesi ve de bütün bunları, hiç de kendisinin ihtiyacı olmadığı halde, müstağnî ve münezzeh olduğu halde yapması, ancak kişiyi bir Sevgiliye yöneltecek İlahlığındandır. Ta ki kalpler böylece Onu ilah edinip sevsinler. Daha ileri gidelim; Allahın, günah işlemesi için kulunu serbest bırakması, günah işlerken onu koruması, bekçiliğini yapması, yardım etmesi, günahını gizlemesi, hatta kendisine isyan derecesine gelse de izin vermesi ve nimetlerini kesmemesi, hep kulunu sevmesindendir. Ta ki sevme hamuru üzerine yaratılan kul bunu fark etsin ve tevbe ile gerçek Sevgiliyi bulsun. Yoksa hangi zat, kendisine düşmanlık besleyen birini sevmeye; hangi patron kendisine küfreden birinin rızkını vermeye devam eder? Bir an düşünülsün, acaba, herhangi bir yaratık, bir başka yaratığa bu derece müsamahakar olsa ve iyi davranıp nimet bağışlasa, onu sevmemek mümkün olur mu?!.. Kulunun bütün kötü sırlarını bildiği halde onları ortaya saçmayan, bütün günahlarını örtüp ona bir de lütuf ve ihsanlarda bulunan birine dost olmamak, yahut onu sevmemek mümkün müdür?!.. Peki de, sürekli iyiliğini gördüğümüz, nefeslerimiz sayısınca nimetlerine kavuştuğumuz, her saniye kendisine muhtaç olduğumuz bir Sevgiliyi sevmemek, daha da iğrenci, başka sevgilileri ilahlaştırmak ne demektir?!.. Üstelik O, bir kudsî hadiste Kulum! Herkes seni kendisi için ister; ben ise kendin için isterim! deyip dururken. İskender Pala