Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

@Cihan**

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Ağu 2005
Mesajlar
3,994
Aldığı Beğeniler
9
Konum
Sinop&Egypt
Takım
Beşiktaş
.
GERÇEK ZENGİNLİK


Başlangıçta Türkistan taraflarında bir bölgenin hükümdarı yani dünya sultanı iken vâkî olan bazı ikazlarla hükümdarlığını bırakıp maneviyat sultanı olmaya azmeden, bunu da gerçekten başaran İbrahim Edhem (VIII. y.yıl) dünya malına karşı o kadar tenezzülsüzdü ki kimseden bir şey istemez ve beklemezdi. Nefsini yokluğa ve mahrumiyete o derece alıştırmıştı ki bir benzerine

rastlanamazdı. Birgün büyük velilerden çağdaşı ve hemşehrisi Şakik Belhi ile karşılaştı ve ona sordu:

- Ey Şakik nasıl geçiniyorsun? Şakik Belhi cevap verdi:

- Bulunca yiyoruz, bulmayınca sabrediyoruz. İbrahim Edhem:

- Horasan'ın köpekleri de aynı şeyi yapıyorlar, bulunca yiyorlar, bulmayınca sabrediyorlar, diye karşılık verdi.

Belhi sordu:

- Peki siz ne yapıyorsunuz?

- Biz bulunca dağıtıyoruz, bulmayınca sabrediyoruz.

Bizim İbrahim Edhem Hazretleri hakkında söylemek istediğimiz bu değil. İbrahim Edhem'in, amaç edindiği ve ulaşmayı başardığı yokluk ve mahrumiyeti o derece aşikar, o derece göze batıcı idi ki görenlerde kendisine yardım hissi uyandırıyordu.

Varlıklı bir kişi İbrahim Edhem'e yardım etmek istedi. İbrahim Edhem:

- Yardımını gerçekten zenginsen kabul ederim, dedi.

Adam gerçekten zengin olduğunu, bir şeye ihtiyacı bulunmadığını söyledi. Büyük veli sordu:

- Ne kadar paran var?

- Üç bin altınım var.

- Dört bin olmasını istemez misin?

- Elbette isterim.

- Beşbin olmasını?

- İsterim.

- On bin altının olsa çok sevinirsin değil mi?

- Şüphesiz çok memnun olurum.

- Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin. Sen, on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin. Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz. Gerçekten zengin olsaydın yardımını kabul edecektim.

__________________.
 

Başak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
1,488
Aldığı Beğeniler
5
Allah Allah ne kadar ferasetle ve incelikle cevap veriyorlar Mübarekler..

Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin. Sen, on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin. Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz. Gerçekten zengin olsaydın yardımını kabul edecektim.

Bir şey kayıp olduğu zaman bulunması için şöyle derler..

İbrahim Ethem,
Kürkünü diken,
Eğer felan eşyam bulunursa,
Ruhuna felan surayi hediye edem..

Burada kürkünü dikem deniliyor, yukarıda da kendisini görenlerin yardım etme hissini uyandıracak derecede fakir oluğu söylenince böyle bir bağlantı kurdum... :) :p

Tevbe Estağfirullah !
 

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Orjinal Yazarı @Cihan**
.
- Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin. Sen, on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin. Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz. Gerçekten zengin olsaydın yardımını kabul edecektim.

__________________.

Ne kadar doğru.Allah razı olsun.
 

silaucan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
1,962
Aldığı Beğeniler
7
M. Latif SALİHOĞLU

Üstad Bediüzzaman'ın yeme içme kültürü (1)

Fikir ve yorumları gibi, yaşayış tarzını da dikkat ve merakla araştırıp öğrenmeye çalıştığımız Üstad Bediüzzaman'ın, yeme ve içme alışkanlığı gibi özel hallerinin "sünnet-i seniyye" ölçülerine tamamiyle uygunluk arzettiğini görmekteyiz.

Az uyuyor, çok çalışıyor; az yemek yiyiyor, çok gayret sarfediyor; kendinden çok başkasını düşünüyor; en zengin biri gibi yaşayabilecekken, en fakir bir insan gibi yaşıyor, vesâire...

Ana hatlarıyla, esasında bütün yaşantısı böyle âdâb-ı sünnet üzeredir.

Hayatının hiçbir devresinde, ne israfın ve ne de cimriliğin izine rastlamak mümkün.

O, tam bir iktisat, kanaat ve bereket üzere yaşadı.

Zaman oldu, açlığa, fakirliğe kanaat getirdi; ama, kimseye el açmadı, yüzsuyu dökmedi, kimseden yardım dilemedi, kimsenin minneti altına girmedi.

Kasten ve bilerek ne zekât aldı kimseden, ne de sadaka...

Bu "istiğna" düstûru ve "nâsın hediyelerini mukabilsiz kabul etmeme" prensibi, hayatının başından sonuna kadar kesintisiz devam etti.

Zaten o "yemek için yaşamıyor; belki yaşamak için yiyor"du.

Onun bütün hayatı, yine kendi ifadesi olan "Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam" gerçeğiyle, tam bir paralellik içinde sürüp gitti.

En büyük kuvvet kaynağı olarak kabul ettiği "hakiki ihlâs"ın gereği olarak, fikrinde olduğu gibi, hayatında da tam bir "minnetsizlik" hali tahakkuk etti.

Hasılı, sünnet üzere yaşamak, onun yegâne hayat düsturu oldu.

Temel özellikleri itibariyle, yaşayış tarzı böyledir.

Yiyecek-içecek listesi
(Risâle-i Nur Külliyatı ile "Son Şahitler" isimli seri kitaptan yaptığımız muhtelif iktibaslardan)

Üstad Bediüzzaman'ın yeme ve içme tarzına dair mâlumat aktaran bütün kaynaklar, birbirini aynen teyid ve te'kit ediyor.

Muhtelif kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, hayatının çeşitli safhalarında Üstad Bediüzzaman'ın yiyecek ve içecekler listesine dahil olmuş İlâhî nimetlerin önemli bir kısmı şunlardır: Çorba, bulgur, pirinç, sade ekmek, yoğurt, peynir, yumurta, tereyağı, bal, kabak tatlısı, hurma, incir, üzüm, kuru üzüm, kayısı kurusu, üryani erik (hoşafı), limon, limon tuzu, elma, çay (daha çok limonlu), su (genellikle soğuk ve buzlu)...

Paylaşma âdeti

Üstad'ın kendisi ve bilhassa talebeleri, dışarıdan alacakları yiyecek ve içecekleri kimsenin göremeyeceği şekilde ve âzami derecede bir dikkat ve itina ile taşıyıp eve getirirlerdi. Tâ ki, o nimetin üzerine kimsenin nazarı düşmesin, onda kimsenin gözü kalmış olmasın...

Hatta, fırından bir ekmek aldıracak olursa, onu da kimsenin gözüne görünmeden torbanın içine konularak getirilmesini tembihlerdi. Aksi halde, yiyeceği herşey Üstad'a dokunurdu.

Öte yandan, Üstad'ın kendisi fakr û zaruret içinde yaşadığı halde, kendi yiyeceklerinden de talebelerine ve misafirlerine ayrıca ikram ederek, onların nefsini kendi nefsine tercih eder.

Bir başka ifade ile, elinde avucunda ne varsa, çevresindekilerle paylaşır.

"Yarıdan fazlasını kendine alan"

Gençliğinde çok zaman Üstad Bediüzzaman'ın yanında ve hizmetinde bulunan Sıddık Süleyman'ın yeğeni Barlalı Hüseyin Bülbül'den bizzat dinlediğimiz bir diğer hatıra da şudur:

Birlikte kahvaltı yaptıkları bir gün, eline bir parça ekmek alan Üstad, ona şunları söyler:

"Hüseyin, bak kardaşım. Birisi seninle bir dilim ekmek paylaşırsa, yahut bir elmayı bölüşürse, eğer yarıdan fazlasını kendine alırsa, o kişiyle sakın arkadaşlık yapma."

Buradaki inceliği hiç de basite almamak lâzım. Zira, bu bir ibre, bir gösterge mahiyetindedir. Böyle basit bir paylaşımda arkadaşını değil de kendi nefsini önceleyen bir kimse, başka zaman daha büyük ve daha mühim meselelerde de arkadaşını dışlayıp, kendi nefsini tercih edecek demektir.

Bu ise, Risâle-i Nur'daki ihlâs sırrına, uhuvvet esasına ve tefâni düstûruna uygun düşmüyor.
 

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Orjinal Yazarı silaucan
"Hüseyin, bak kardaşım. Birisi seninle bir dilim ekmek paylaşırsa, yahut bir elmayı bölüşürse, eğer yarıdan fazlasını kendine alırsa, o kişiyle sakın arkadaşlık yapma."


Yazı çok güzeldi.Ellerine sağlık.
 

Başak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
1,488
Aldığı Beğeniler
5
Evet çok güzeldi sağ olun..

Müslüman kişi kendi için sevdiğini, mümin kardeşi için de sevmeli...

Kendisinin hoşuna gitmediği bi hareketi de karşısındakinede uygulamamalı..

Hayatü's Sahabe isimli kitapda az yemek üzere Hz Aişe şöyl buyurur;

Rasülullah'ın vefatından sonra ümmetinin başına gelen ilk afet mide tokluğudur..

Bütün nimetlerden hesaba çekileceğiz. :sulugoz:
 

@Cihan**

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Ağu 2005
Mesajlar
3,994
Aldığı Beğeniler
9
Konum
Sinop&Egypt
Takım
Beşiktaş
sizlerde sagolasiniz...

yazi icinde tesekurler...silaucan
 
Üst Alt