- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
Çocukluğumdan beri dar mekanlardan sıkılır ve bu tür
yerlerden feryat edercesine uzaklaşırdım. İleri
yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu
illetten bir türlü kurtulamamıştım.
Oysa ki o dar mekânlara, şimdi ister istemez
girecektim. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir
tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların sesini
gayet iyi duyuyor gözlerim kapalı olmasına rağmen, her
nasılsa onları görebiliyordum.
Genç yaşta öldü zavallı, diyorlardı. Halbuki yapacak
çok işi vardı.
Gerçekten de bir çok işim yarım kalmıştı. Mesela
oğluma iyi bir iş yeri açamamış, araba ile renkli
televizyonunun taksitlerini henüz bitirememiştim.
Büyük bir firma kurup dostlarımı orada toplamak ta
arık hayal olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde
odun kömür işini halledememiş ve çatının akan
yerlerini aktaramamıştım. Yarıda kalan işlerimi arka
arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan bir sesle
irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses, beynimin
en ücra köşelerinde yankılanıyor ve:
Geçti artık, geçti diyordu. İçimden Keşke geçmemiş
olsaydı diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza
bilmem ki Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.
Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarım
çevremi sardığını ve içinde bulunduğum tabutun
kapağını örtmeye çalıştıklarını farkettim. Onları
engellemek için avazın çıktığı kadar bağırmak ve
çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de
bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir
karanlıkta kalmış ve gözlerimi tabutun tahtaları
arasından sızan ışığa çevirmiştim.
Dehşet içinde ;
Aman Allahım ,dedim .
Ne olacak şimdi halim?
Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara
kaldırılmış ve sallana sallana götürülmeye
başlanmıştı. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli
oluyor ve su damlacıklarının sesi tabutumun
gıcırtısına karışıyordu.
Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık. Cami
deyince aklıma gelmişti. Çok yanımızda olmasına ve
hergün 5 defa davet edilmesine rağmen bir türlü vakit
bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi 50
yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikayet
ettiği kötü alışkanlıklarımı terkedecektim. Evet evet,
şu kaza olmasaydı, ilerde ne iyi bir insan olacaktım.
Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini
kestiremediğim ses.
Geçti artık geşti diye tekrarladı. Bitti artık.
Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara
kaldırılmıştım. Mahallemizdeki kahvehanenin, önünden
geçerken, hergün iskambil oynadığımız arkadaşların
neşeli kahkahalarını işitiyor ve herhalde ölüm
haberimi duymamış olacaklar diye düşünüyordum. Sesler
iyice uzaklaştığında eğik bir şekilde taşındığımı
hissederek, mezarlığa çıkan yokuşu turmandığımızı
anlasım. Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki
çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer ıslattığının da
farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak
verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan
bahsediyo, bir kısmı da milli takımın son oyununu
methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise
yanındakinin kulağına fısıldayarak.
Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu.
Sırılsıklam olduk birader..!
Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar
uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım
değilmiydi?
Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere
indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu
yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan
çukura doğru indirdi.
Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım.
Aman Allahım, bu kabir değilmiydi?
O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim?
Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın
üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum.
Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün acizliğimle
duâ etmeye başlamıştım.
Ya Rabbi, diyordum. Bir fırsat daha yık mu, senin
istediğin gibi bir kul olayım. Ve kabrimi, cennet
bahçelerinden bir bahçeye çevireyim.
Aynı ses, her zamankinden daha şiddetle olarak:
Geçti artık, geçti diye tekrarladı. Her şey bitti
artık.
Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların
çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün
benliğimi sarsıyordu.
Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım.
Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir
kabus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor
arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak;
Geçti artık, geçti diye bağırıp duruyordu. Geçti,
bak hiç bir şey kalmadı.
Yattığım yerden yavaşça, doğruldum .Terden sırılsıklam
olmuş ve sanki 20 kilo birden vermiştim.Dışarıda
sağanak halinde yağmur yağıyor, şimşek ve gök
gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu.
Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi
toparlamaya çalışırken.
Ya Rabbi sana zerrelerim adedince şükürler
olsun,diyordum. İyi bir kul olmak için ya bir fırsat
daha vermeseydin!...
yerlerden feryat edercesine uzaklaşırdım. İleri
yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu
illetten bir türlü kurtulamamıştım.
Oysa ki o dar mekânlara, şimdi ister istemez
girecektim. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir
tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların sesini
gayet iyi duyuyor gözlerim kapalı olmasına rağmen, her
nasılsa onları görebiliyordum.
Genç yaşta öldü zavallı, diyorlardı. Halbuki yapacak
çok işi vardı.
Gerçekten de bir çok işim yarım kalmıştı. Mesela
oğluma iyi bir iş yeri açamamış, araba ile renkli
televizyonunun taksitlerini henüz bitirememiştim.
Büyük bir firma kurup dostlarımı orada toplamak ta
arık hayal olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde
odun kömür işini halledememiş ve çatının akan
yerlerini aktaramamıştım. Yarıda kalan işlerimi arka
arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan bir sesle
irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses, beynimin
en ücra köşelerinde yankılanıyor ve:
Geçti artık, geçti diyordu. İçimden Keşke geçmemiş
olsaydı diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza
bilmem ki Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.
Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarım
çevremi sardığını ve içinde bulunduğum tabutun
kapağını örtmeye çalıştıklarını farkettim. Onları
engellemek için avazın çıktığı kadar bağırmak ve
çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de
bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir
karanlıkta kalmış ve gözlerimi tabutun tahtaları
arasından sızan ışığa çevirmiştim.
Dehşet içinde ;
Aman Allahım ,dedim .
Ne olacak şimdi halim?
Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara
kaldırılmış ve sallana sallana götürülmeye
başlanmıştı. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli
oluyor ve su damlacıklarının sesi tabutumun
gıcırtısına karışıyordu.
Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık. Cami
deyince aklıma gelmişti. Çok yanımızda olmasına ve
hergün 5 defa davet edilmesine rağmen bir türlü vakit
bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi 50
yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikayet
ettiği kötü alışkanlıklarımı terkedecektim. Evet evet,
şu kaza olmasaydı, ilerde ne iyi bir insan olacaktım.
Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini
kestiremediğim ses.
Geçti artık geşti diye tekrarladı. Bitti artık.
Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara
kaldırılmıştım. Mahallemizdeki kahvehanenin, önünden
geçerken, hergün iskambil oynadığımız arkadaşların
neşeli kahkahalarını işitiyor ve herhalde ölüm
haberimi duymamış olacaklar diye düşünüyordum. Sesler
iyice uzaklaştığında eğik bir şekilde taşındığımı
hissederek, mezarlığa çıkan yokuşu turmandığımızı
anlasım. Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki
çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer ıslattığının da
farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak
verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan
bahsediyo, bir kısmı da milli takımın son oyununu
methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise
yanındakinin kulağına fısıldayarak.
Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu.
Sırılsıklam olduk birader..!
Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar
uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım
değilmiydi?
Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere
indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu
yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan
çukura doğru indirdi.
Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım.
Aman Allahım, bu kabir değilmiydi?
O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim?
Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın
üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum.
Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün acizliğimle
duâ etmeye başlamıştım.
Ya Rabbi, diyordum. Bir fırsat daha yık mu, senin
istediğin gibi bir kul olayım. Ve kabrimi, cennet
bahçelerinden bir bahçeye çevireyim.
Aynı ses, her zamankinden daha şiddetle olarak:
Geçti artık, geçti diye tekrarladı. Her şey bitti
artık.
Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların
çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün
benliğimi sarsıyordu.
Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım.
Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir
kabus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor
arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak;
Geçti artık, geçti diye bağırıp duruyordu. Geçti,
bak hiç bir şey kalmadı.
Yattığım yerden yavaşça, doğruldum .Terden sırılsıklam
olmuş ve sanki 20 kilo birden vermiştim.Dışarıda
sağanak halinde yağmur yağıyor, şimşek ve gök
gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu.
Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi
toparlamaya çalışırken.
Ya Rabbi sana zerrelerim adedince şükürler
olsun,diyordum. İyi bir kul olmak için ya bir fırsat
daha vermeseydin!...