Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

azerin

uhuvvetnur
 
Üyelik Tarihi
13 May 2010
Mesajlar
724
Aldığı Beğeniler
12
Konum
ikamet-İstanbul... / memleket Azerba
Gıybet hakkındadır



بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ



Yirmibeşinci Söz'ün Birinci Şu'lesinin Birinci Şuaının Beşinci Noktasının makam-ı

zemm ve zecrin misallerinden olan birtek âyetin, mu'cizane altı tarzda

gıybetten tenfir etmesi; Kur'an'ın nazarında gıybet ne kadar şeni' bir şey

olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet

Kur'anın beyanından sonra beyan olamaz, ihtiyaç da yoktur.

İşte اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا âyetinde altı derece zemmi, zemmeder. Gıybetten

altı mertebe şiddetle zecreder. Şu âyet bilfiil gıybet edenlere müteveccih

olduğu vakit, manası gelecek tarzda oluyor. Şöyle ki:


Malûmdur: Âyetin başındaki hemze, sormak (âyâ) manasındadır. O sormak

manası, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımnî

var.
İşte birincisi, hemze ile der: Âyâ, sual ve cevab mahalli olan aklınız yok mu ki,

bu derece çirkin bir şey'i anlamıyor?


kincisi, يُحِبُّ lafzıyla der: Âyâ, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?

Üçüncüsü, اَحَدُكُمْ kelimesiyle der: Cemaatten

hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı

zehirleyen bir ameli kabul eder?

Dördüncüsü, اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ kelâmıyla der:

İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı

yapıyorsunuz?


Beşincisi, اَخِيهِ kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu

ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini

insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi âzanızı kendi dişinizle

divane gibi ısırıyorsunuz?

Altıncısı, مَيْتًا kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki,

enmuhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir

işi yapıyorsunuz?

Demek şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle: Zemm ve

gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten

mezmumdur. İşte bak nasıl şu âyet, îcazkârane altı mertebe zemmi

zemmetmekle, i'cazkârane altı derece o cürümden zecreder.


Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez. Nasıl meşhur bir zât demiş:



اُكَبِّرُ نَفْسِى عَنْ جَزَاءٍ بِغِيْبَةٍ * فَكُلُّ اِغْتِيَابٍ جَهْدُ مَنْ لاَ لَهُ جَهْدٌ

Yani: "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır."


Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.

******​


Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:

Birisi: Şekva suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.

Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesaî etmek ister. Senin ile meşveret eder. Sen de sırf maslahat için garazsız olarak, meşveretin hakkını eda etmek için desen: "Onun ile teşrik-i mesaî etme. Çünki zarar göreceksin."

Birisi de: Maksadı, tahkir ve teşhir değil; belki maksadı, tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filan yere gitti."


Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikâre bir surette işliyor.


İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a'mal-i sâlihayı yer bitirir.




Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit اَللَّهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَ لِمَنِ اغْتَبْنَاهُ demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, "Beni helâl et" demeli.



اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى



Said Nursî



* * *

(Mektubat - )

 

azerin

uhuvvetnur
 
Üyelik Tarihi
13 May 2010
Mesajlar
724
Aldığı Beğeniler
12
Konum
ikamet-İstanbul... / memleket Azerba
Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.
 

Hafız_70

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
29 Eyl 2007
Mesajlar
8,243
Aldığı Beğeniler
6,432
Takım
Fenerbahçe
Nur (24/16) “Onu duyduğunuzda: "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır" demeli değil miydiniz?”
Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”
Allah bizleri bu kötü illetten korusun.Allah razı olsun kardeşim.
 

reyyan_38

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
18 Haz 2010
Mesajlar
126
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Diğer
Allah razı olsun Allah bizi iftira etmekten ve gıybet etmekten korusun insAllah...
 

derviş2

فَأَيْن&
 
Üyelik Tarihi
12 Haz 2013
Mesajlar
423
Aldığı Beğeniler
46
Dil emanetini korumanın sanıldığı kadar kolay olmayacağını anlıyoruz. Hayatımızı bir üniversiteye dönüştürmeli, gıybetin inanılmaz inceliklerini kavrayabilecek akıl ve vicdan keskinliğine kavuşabilmek için, öğrendiklerimizi tüm iletişimlerimize uyarlamalıyız. Birisinden gıyabında söz edeceğimizde, aklımızdan geçen cümle ağzımızdan çıkmadan önce kendimizi onun yerine koymalı, onu hissetmeli ve rencide olacağını hissettiğimiz anda susmayı tercih etmeliyiz. En iyisi, çok az konuşmalıyız. Gıybet en sade anlamda, kendimiz hakkında istemediğimizi başkalarına'da rava görmemektir denilebilir. Allah (cc) razı olsun inşâallah.
 
Üst Alt