Uzun ama çok faydalı bir yazı,
Sabırla okumanız tavsiye edilir!!)
GIYBET DİNLEYEN NE YAPMALI?
Engel olmazsak, bizimle konuşurken gıybet yapanla suç ortağıyız.
Çünkü gıybetin devam edebilmesi, bizim en azından dinliyor
görüntüsü verebilmemize bağlıdır.
Başkalarının gıybetine bilinçli kulak misafiri olan da
gıybetin suç ortağıdır.
İlk yapmamız gereken,
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı
halde, gücü yeterken ona yardım etmezse,
Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar(2)
hadis-i şerifini hatırlamak olmalıdır.
Bu söz sadece bizimle konuşanın yaptığı gıybeti değil;
çevremizde, radyoda veya televizyonda yapılırken
dinlediğimiz gıybetleri de kapsamaktadır.(reality showlara dikkat!!)
O anda kendimizi gıybeti yapılan kişinin yerine koymalı,
bizden gıyabımızda bu şekilde söz edildiğinde
rahatsız olup olmayacağımızı sormalıyız.
Onuru zedelenen kişinin üzülmesi gerekiyorsa üzülmeli,
hakkını savunması gerekiyorsa savunmalıyız.
Hatta kendi hakkımızı feda edebiliriz, ama başkasının
hakkını korumak namus borcumuzdur.
Önce kalbimizde derin bir rahatsızlık oluşmalı,
gıybeti dinlemeye tahammül edemez hâle gelmeliyiz.
Gıybeti yapılan kişi kişisel dostumuzsa, mutlaka sözel olarak
müdahale etmeli, onurunu savunmalı ve gıybeti suçlamalıyız.
Susturmanın bize zararı büyük olacaksa, rahatsızlığımızı hissettirmek
şartıyla oradan hemen uzaklaşmalıyız.
Radyo veya televizyonda yapılıyorsa, hemen kapatmalıyız.
Bunları yapamıyorsak, dinlememeye çalışmalıyız.
Dahası, gıybeti dinlediğimiz için Allahtan af dilemeli,
gıybeti yapılan kişiye dua etmeli,
ve duyduklarımızın etkisinde kalarak su-i zan etmemeye
özen göstermeliyiz. Dahası, uyarıp düzeltemediğimiz gıybetçiden,
elimizden geldiğince uzaklaşmalıyız.
GIYBET EDEN NE YAPMALI?
Yaşayan veya ölen bir insanın veya insanlar topluluğunun
gıyaplarında onları üzecek doğruları söylemiş olabiliriz.
Eğer yaşıyor(lar)sa, helalleşmenin bir yolunu aramalıyız.
Biliyoruz ki, şehit bile olsak, kul hakkını ödemek zorundayız.
Eğer vefat edenin gıybeti yapılmışsa, helallik dilemek
ne yazık ki imkânsız. O zaman onun için ömür boyu
dua etmekten, onun adına iyilik yapmaktan başka çare kalamaz.
Zalimleri aşağılamak dışında, tarihteki insanları bile eleştirirken,
haksızlık yapmamaya dikkat etmeli;
herkesin hakkının ve onurunun Allah tarafından
sonsuza dek korunacağını unutmamalıyız.
Bugünden başlayarak;
gıybetlerini bilmeden yapabileceğimiz ihtimaliyle,
tüm tanıdığımız insanlarla ilk karşılaşmamızda mutlaka helalleşmeli,
hatta helalleşmeyi periyodik bir alışkanlık hâline getirmeliyiz.
Aksi halde burada birkaç günde tamamlayabileceğimiz
helalleşme faslını ihmal etmemiz, haşir meydanında binlerce yıl
beklememize mal olabilir.
Gıybetini yaptığımız kişilere ismen dua etmeli,
onların affı ve tüm hayatlarının rahmetle ve ihsanla
kuşatılması için, ısrarlı ve vazgeçmeden gizli dualarda bulunmalıyız.
Tüm bunları yaparken, bilhassa vefat edenlerin ve toplulukların
bir daha gıybetlerini yapmamak için de ilâhî yardım dileğimizi
ihmal etmemeliyiz. Çünkü, bu tür gıybetlerde helalleşmek pratik
olarak neredeyse imkânsız gibidir.
GIYBET EDİLEN NE YAPMALI?
Hakkımızda yapılan gıybetler bir şekilde bize ulaşır.
Ya başkaları bize aktarır, ya söz dolaştırılırken kulak misafiri oluruz,
ya da kalbimizde gıybetimizi yapana karşı bir soğukluk ve sevgisizlik
ilhamı alarak ondan uzaklaşma eğilimine gireriz.
Toplumsal bölünmelerin ve kitleler arasında bağlılığın
azalmasının ardında, kitlesel gıybetlerin ne denli etkili olduğunu hatırlamalıyız.
Şayet size gıybet yapana küfür, hakaret ve aşağılama
savurarak kendinizi savunursanız, gıybetlerinin bedelini
büyük ölçüde dünyada almış olursunuz.
Ancak, bunun yerine şahsınızı savunmaya girmeyip,
gıybetle mücadele eder de gıybetçinin bu hasletten kurtulmasına
uğraşırsanız, büyük mükafatları hak edersiniz.
Hasan-ı Basrî, kendisine gıybet edene bir tabak taze hurma
göndermiş ve Duydum ki sen ibadetini bana hediye göndermişsin.
Ben de buna bir karşılık vermek istedim.
Kusura bakma, tam karşılığını veremedim
diye de bir not eklemiştir.
Gıybetinizi yapanlarla savaşmadığınızda, karşılarına ilâhî adalet çıkıyor ki,
tevbe etmeyenleri kuşatan ilâhî ceza kimsenin intikamına benzemez.
Hatalarını düzeltmedikleri sürece, ayıpladıkları şey başlarına gelinceye
ve üstelik ebedî hayatta bedelini ödeyinceye kadar kurtulamazlar.
Ancak kul kişisel hakkını affedip, muhatabı için hidayet dilerse,
elde edeceği mükafat, aksi halde kazanacağından çok daha
değerli olacaktır.
İnsan, kendine yapılan gıybete ne oranda affedici olması gerekiyorsa,
başkasına yapılan gıybete o oranda acımasız ve zemmedici olmalıdır.
Ayrıca, şayet bir insanın ismi ve eserleri bir topluluğa mal olmuşsa,
o insana veya eserine yapılan gıybet,
aynı zamanda taraftarlarına yapılmıştır. Örneğin peygamberlerin
gıybetini yapan, inananlarının da gıybetlerini yapmış olur.
Bir babayı haksız yere aşağılayan, çocuğunu da aşağılamış sayılır.
Bu durumda, bize yapılan gıybetin yakın dostlarımıza düşen hissesini affedemeyiz.
Kader başkasına ait hisselerin bedelini tahsil edecektir.
.
Sabırla okumanız tavsiye edilir!!)
GIYBET DİNLEYEN NE YAPMALI?
Engel olmazsak, bizimle konuşurken gıybet yapanla suç ortağıyız.
Çünkü gıybetin devam edebilmesi, bizim en azından dinliyor
görüntüsü verebilmemize bağlıdır.
Başkalarının gıybetine bilinçli kulak misafiri olan da
gıybetin suç ortağıdır.
İlk yapmamız gereken,
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı
halde, gücü yeterken ona yardım etmezse,
Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar(2)
hadis-i şerifini hatırlamak olmalıdır.
Bu söz sadece bizimle konuşanın yaptığı gıybeti değil;
çevremizde, radyoda veya televizyonda yapılırken
dinlediğimiz gıybetleri de kapsamaktadır.(reality showlara dikkat!!)
O anda kendimizi gıybeti yapılan kişinin yerine koymalı,
bizden gıyabımızda bu şekilde söz edildiğinde
rahatsız olup olmayacağımızı sormalıyız.
Onuru zedelenen kişinin üzülmesi gerekiyorsa üzülmeli,
hakkını savunması gerekiyorsa savunmalıyız.
Hatta kendi hakkımızı feda edebiliriz, ama başkasının
hakkını korumak namus borcumuzdur.
Önce kalbimizde derin bir rahatsızlık oluşmalı,
gıybeti dinlemeye tahammül edemez hâle gelmeliyiz.
Gıybeti yapılan kişi kişisel dostumuzsa, mutlaka sözel olarak
müdahale etmeli, onurunu savunmalı ve gıybeti suçlamalıyız.
Susturmanın bize zararı büyük olacaksa, rahatsızlığımızı hissettirmek
şartıyla oradan hemen uzaklaşmalıyız.
Radyo veya televizyonda yapılıyorsa, hemen kapatmalıyız.
Bunları yapamıyorsak, dinlememeye çalışmalıyız.
Dahası, gıybeti dinlediğimiz için Allahtan af dilemeli,
gıybeti yapılan kişiye dua etmeli,
ve duyduklarımızın etkisinde kalarak su-i zan etmemeye
özen göstermeliyiz. Dahası, uyarıp düzeltemediğimiz gıybetçiden,
elimizden geldiğince uzaklaşmalıyız.
GIYBET EDEN NE YAPMALI?
Yaşayan veya ölen bir insanın veya insanlar topluluğunun
gıyaplarında onları üzecek doğruları söylemiş olabiliriz.
Eğer yaşıyor(lar)sa, helalleşmenin bir yolunu aramalıyız.
Biliyoruz ki, şehit bile olsak, kul hakkını ödemek zorundayız.
Eğer vefat edenin gıybeti yapılmışsa, helallik dilemek
ne yazık ki imkânsız. O zaman onun için ömür boyu
dua etmekten, onun adına iyilik yapmaktan başka çare kalamaz.
Zalimleri aşağılamak dışında, tarihteki insanları bile eleştirirken,
haksızlık yapmamaya dikkat etmeli;
herkesin hakkının ve onurunun Allah tarafından
sonsuza dek korunacağını unutmamalıyız.
Bugünden başlayarak;
gıybetlerini bilmeden yapabileceğimiz ihtimaliyle,
tüm tanıdığımız insanlarla ilk karşılaşmamızda mutlaka helalleşmeli,
hatta helalleşmeyi periyodik bir alışkanlık hâline getirmeliyiz.
Aksi halde burada birkaç günde tamamlayabileceğimiz
helalleşme faslını ihmal etmemiz, haşir meydanında binlerce yıl
beklememize mal olabilir.
Gıybetini yaptığımız kişilere ismen dua etmeli,
onların affı ve tüm hayatlarının rahmetle ve ihsanla
kuşatılması için, ısrarlı ve vazgeçmeden gizli dualarda bulunmalıyız.
Tüm bunları yaparken, bilhassa vefat edenlerin ve toplulukların
bir daha gıybetlerini yapmamak için de ilâhî yardım dileğimizi
ihmal etmemeliyiz. Çünkü, bu tür gıybetlerde helalleşmek pratik
olarak neredeyse imkânsız gibidir.
GIYBET EDİLEN NE YAPMALI?
Hakkımızda yapılan gıybetler bir şekilde bize ulaşır.
Ya başkaları bize aktarır, ya söz dolaştırılırken kulak misafiri oluruz,
ya da kalbimizde gıybetimizi yapana karşı bir soğukluk ve sevgisizlik
ilhamı alarak ondan uzaklaşma eğilimine gireriz.
Toplumsal bölünmelerin ve kitleler arasında bağlılığın
azalmasının ardında, kitlesel gıybetlerin ne denli etkili olduğunu hatırlamalıyız.
Şayet size gıybet yapana küfür, hakaret ve aşağılama
savurarak kendinizi savunursanız, gıybetlerinin bedelini
büyük ölçüde dünyada almış olursunuz.
Ancak, bunun yerine şahsınızı savunmaya girmeyip,
gıybetle mücadele eder de gıybetçinin bu hasletten kurtulmasına
uğraşırsanız, büyük mükafatları hak edersiniz.
Hasan-ı Basrî, kendisine gıybet edene bir tabak taze hurma
göndermiş ve Duydum ki sen ibadetini bana hediye göndermişsin.
Ben de buna bir karşılık vermek istedim.
Kusura bakma, tam karşılığını veremedim
diye de bir not eklemiştir.
Gıybetinizi yapanlarla savaşmadığınızda, karşılarına ilâhî adalet çıkıyor ki,
tevbe etmeyenleri kuşatan ilâhî ceza kimsenin intikamına benzemez.
Hatalarını düzeltmedikleri sürece, ayıpladıkları şey başlarına gelinceye
ve üstelik ebedî hayatta bedelini ödeyinceye kadar kurtulamazlar.
Ancak kul kişisel hakkını affedip, muhatabı için hidayet dilerse,
elde edeceği mükafat, aksi halde kazanacağından çok daha
değerli olacaktır.
İnsan, kendine yapılan gıybete ne oranda affedici olması gerekiyorsa,
başkasına yapılan gıybete o oranda acımasız ve zemmedici olmalıdır.
Ayrıca, şayet bir insanın ismi ve eserleri bir topluluğa mal olmuşsa,
o insana veya eserine yapılan gıybet,
aynı zamanda taraftarlarına yapılmıştır. Örneğin peygamberlerin
gıybetini yapan, inananlarının da gıybetlerini yapmış olur.
Bir babayı haksız yere aşağılayan, çocuğunu da aşağılamış sayılır.
Bu durumda, bize yapılan gıybetin yakın dostlarımıza düşen hissesini affedemeyiz.
Kader başkasına ait hisselerin bedelini tahsil edecektir.
.