- Üyelik Tarihi
- 7 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,242
- Aldığı Beğeniler
- 9
- Takım
- Galatasaray
H. Ahmed SCHMIEDE
Büyük şair ve mütefekkir Johann Wolfgang von Goethe İslâmiyet hakkındaki bir sohbetinde şöyle bir ifade kullanmıştır: Görüyorsunuz ki, bu akidede hiçbir eksiklik yoktur. Biz, bütün ne kadar sistemlerimiz varsa ondan ileri gidememişiz. Zaten hiç kimsenin ondan daha ileri gitmesi mümkün de değildir. Müslümanların bu felsefî sistemi, faziletin hangi aşamasında bulunduğumuzu öğrenmek üzere kendimize ve başkalarına uygulayabileceğimiz yararlı bir ölçüdür. Demek, Goethe İslâm düşüncesinin, İslâm felsefesinin üstünde bir fikir âlemi tanımıyor, onu hatta medeniyetler tarihinde gelmiş geçmiş cümle felsefî sistemlerin tutarlılığını ölçmek işinde tatbik edilecek ölçek kabul ediyor.
Bu söyleyiş o kadar şümullüdür ki, cihan şairinin İslâm tasavvuru hakkında aslında daha fazla söz harcamaya gerek yoktur. Ancak tetkik gerektirici bir nokta kalıyor: Goethenin Eckermannla yaptığı konuşmalar sırasında dile getirmiş olduğu yukarıdaki ifade, şairin düşünce âleminde özel terkibi mi, yoksa bir anlık hayranlığın dışa vuruşundan mı ibarettir? Bu soruyu sormak elbette caiz olmalı, zira filozofluğunun yanı sıra Goethe şairdir, kâinat ve hayat tecellilerinin karşısında o da vecde gelir; gelmeseydi, Vahabzadenin sözü ile söylemek gerekirse: Hayretsiz hâline hayret ederdi... Coşmak, coşturmak şairin hakkı, hatta görevidir. Hakikî şairin hayat anlayışı bitmek tükenmek bilmeyen bir fokurdayıştır. Nabzının süreklice en yüksek seviyede vurmasıdır, günlük sürünmede olan bizleri uyanık tutan, tatlı gaflet yatışından hiç değilse arada sırada kaldıran.
Büyük şair ve mütefekkir Johann Wolfgang von Goethe İslâmiyet hakkındaki bir sohbetinde şöyle bir ifade kullanmıştır: Görüyorsunuz ki, bu akidede hiçbir eksiklik yoktur. Biz, bütün ne kadar sistemlerimiz varsa ondan ileri gidememişiz. Zaten hiç kimsenin ondan daha ileri gitmesi mümkün de değildir. Müslümanların bu felsefî sistemi, faziletin hangi aşamasında bulunduğumuzu öğrenmek üzere kendimize ve başkalarına uygulayabileceğimiz yararlı bir ölçüdür. Demek, Goethe İslâm düşüncesinin, İslâm felsefesinin üstünde bir fikir âlemi tanımıyor, onu hatta medeniyetler tarihinde gelmiş geçmiş cümle felsefî sistemlerin tutarlılığını ölçmek işinde tatbik edilecek ölçek kabul ediyor.
Bu söyleyiş o kadar şümullüdür ki, cihan şairinin İslâm tasavvuru hakkında aslında daha fazla söz harcamaya gerek yoktur. Ancak tetkik gerektirici bir nokta kalıyor: Goethenin Eckermannla yaptığı konuşmalar sırasında dile getirmiş olduğu yukarıdaki ifade, şairin düşünce âleminde özel terkibi mi, yoksa bir anlık hayranlığın dışa vuruşundan mı ibarettir? Bu soruyu sormak elbette caiz olmalı, zira filozofluğunun yanı sıra Goethe şairdir, kâinat ve hayat tecellilerinin karşısında o da vecde gelir; gelmeseydi, Vahabzadenin sözü ile söylemek gerekirse: Hayretsiz hâline hayret ederdi... Coşmak, coşturmak şairin hakkı, hatta görevidir. Hakikî şairin hayat anlayışı bitmek tükenmek bilmeyen bir fokurdayıştır. Nabzının süreklice en yüksek seviyede vurmasıdır, günlük sürünmede olan bizleri uyanık tutan, tatlı gaflet yatışından hiç değilse arada sırada kaldıran.