Merhabalar;
toplumumuzda bazı yazılı olmayan kurallar vardır ki, bu kurallara uymak en insani(!) vazifelerimizdendir. Şimdi sizlere âcizane görgüsüzlük olarak nitelendirdiğim ve beni son derece rahatsız eden birkaç maddeden bahsetmek istedim. Bu tarz konuların ben gibi bir fâkirden okumanız ve bu durumu anlatmaya ben beceriksizin kalkışmasından dolayı hicab duyduğumu belirtmek isterim...
...
- Hasta ziyaretinde aynı hastalıktan vefat etmiş başkasından bahsetmek.
- Misafirin yanında bir şeyin kaybolduğunu söylemek ve hele de şurayı burayı karıştırıp aramak.
- Öğrencinin “-Hocam..” diye hitap ederken “-Mustafa/Ayşe Hocaaaaam!” diyerek hocanın ismini de anması.
- Akademisyen,müdür,görevli vs. kapıya, masaya, arkadaki tabloya, süs halısına ve neredeyse kendi alnına unvanını yazması.
- Telefona arama müziği olarak kıvrak göbek havaları yüklemek ve camide, cenazede, derste, taziyede… sessize almamak.
- Şiir okunurken araya girmek. (En önem verdiğim neredeyse
)
- Hesap ödemede: “Yok! Valla olmaz! Ben ödeyecem! Garsooon, sakın alma!” diye kendini paralamak.
- Yüzde yüz doğru da olsa evlada babayı kötülemek.
- Yaşlı büyüğün yanında, aynı yaşlarda rahmetli olmuş birinden bahsederken: “-Zaten yaşlıydı… Allâh, gençleri korusun…” gibi densizce laflar etmek.
- Bir açıklamada bulunurken, “Ya…” ünlemiyle söze başlamak.
- Teşekkür edilince “-Önemli değil…” demek.(Hele “Sorun değil… ” zaten facia!)
- Kendi paylaşımını herkesten önce kendisi “beğen”mek.
- Taziyelerde başsağlığı, rahmet, fatiha dışında yarenlikler etmek, rahmetlinin nasıl öldüğünü sormak.
- Çok gerekmedikçe sabah 09.00’dan önce ve akşam 22.00’den sonra telefonla aramak.
- Yemek yiyeni, uyuyanı, okuyanı… bön bakışlarla izlemek.
- Veli toplantılarında: “-Binim çucuoom… Binim çucuoom…” diye çığlıklar atarak ne kadar bilinçli olduğunu; temizliğe, hijyene ne denli önem verdiğini tekrar tekrar anlatmaya bayılmak.
- Kendinden büyük birine: “Aferin… Bırroo… Helal olsun…” gibi yılışmalarla takdirlerini sunmak.
- Evde kalmışa yaşını, dar gelirliye maaşını sormak...
Vesselam...

toplumumuzda bazı yazılı olmayan kurallar vardır ki, bu kurallara uymak en insani(!) vazifelerimizdendir. Şimdi sizlere âcizane görgüsüzlük olarak nitelendirdiğim ve beni son derece rahatsız eden birkaç maddeden bahsetmek istedim. Bu tarz konuların ben gibi bir fâkirden okumanız ve bu durumu anlatmaya ben beceriksizin kalkışmasından dolayı hicab duyduğumu belirtmek isterim...
...
- Hasta ziyaretinde aynı hastalıktan vefat etmiş başkasından bahsetmek.
- Misafirin yanında bir şeyin kaybolduğunu söylemek ve hele de şurayı burayı karıştırıp aramak.
- Öğrencinin “-Hocam..” diye hitap ederken “-Mustafa/Ayşe Hocaaaaam!” diyerek hocanın ismini de anması.
- Akademisyen,müdür,görevli vs. kapıya, masaya, arkadaki tabloya, süs halısına ve neredeyse kendi alnına unvanını yazması.
- Telefona arama müziği olarak kıvrak göbek havaları yüklemek ve camide, cenazede, derste, taziyede… sessize almamak.
- Şiir okunurken araya girmek. (En önem verdiğim neredeyse
- Hesap ödemede: “Yok! Valla olmaz! Ben ödeyecem! Garsooon, sakın alma!” diye kendini paralamak.
- Yüzde yüz doğru da olsa evlada babayı kötülemek.
- Yaşlı büyüğün yanında, aynı yaşlarda rahmetli olmuş birinden bahsederken: “-Zaten yaşlıydı… Allâh, gençleri korusun…” gibi densizce laflar etmek.
- Bir açıklamada bulunurken, “Ya…” ünlemiyle söze başlamak.
- Teşekkür edilince “-Önemli değil…” demek.(Hele “Sorun değil… ” zaten facia!)
- Kendi paylaşımını herkesten önce kendisi “beğen”mek.
- Taziyelerde başsağlığı, rahmet, fatiha dışında yarenlikler etmek, rahmetlinin nasıl öldüğünü sormak.
- Çok gerekmedikçe sabah 09.00’dan önce ve akşam 22.00’den sonra telefonla aramak.
- Yemek yiyeni, uyuyanı, okuyanı… bön bakışlarla izlemek.
- Veli toplantılarında: “-Binim çucuoom… Binim çucuoom…” diye çığlıklar atarak ne kadar bilinçli olduğunu; temizliğe, hijyene ne denli önem verdiğini tekrar tekrar anlatmaya bayılmak.
- Kendinden büyük birine: “Aferin… Bırroo… Helal olsun…” gibi yılışmalarla takdirlerini sunmak.
- Evde kalmışa yaşını, dar gelirliye maaşını sormak...
Vesselam...




