- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
sen gözlerine mahkûmsun; gözlerin bana
ben şiir yazmazsam, kim tanır gözlerini…
Yavaşça kâğıdın gözlerine dokunuyor hattat. Mürekkep usulca yayılıyor bir gözyaşı endamıyla… Gözünü yumduğunda hayâline düşen bir çift gözün suretiyle kamaşıyor gözü.
Kef’le başlıyor.
Vav ile devam eden fırçanın mürekkebi Ze’de kuruyor sonra. Göz diyor, derin bir nefes alarak… Yüreğinin göz göz kabarmış yarası, yavaş yavaş köze dönüyor. Ve hattat aslında usul usul öze dönüyor.
Ve sıralıyor harfleri.
Sevilenin gözüne benzer suretleri nakşediyor göz ucuyla.
Sad diyor.
Ve sonra güzel he… Gözleri kan çanağına dönmüş bir güzel he hem de…
Göz diyor.
Gözünde tüten bir çift gözün göz kamaştıran hayâlini göz göz işlerken sayfaların kalbine, hattat da harflerini idam ediyor göz göre göre. Ve gözüne mil çekilmiş harfler duruyor fırçanın göz ucunda.
Nihayetinde… Göz hapsine alınmış cümleler dillerden düşecek hükmü bekliyor, gözü yolda kalmış umutlarla…
Göz diyor hattat.
Ve yazıyor. Gözü yazıyor. Göze yazıyor.
yüreğimden fışkıran bir “âh” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvâh” mıdır gözlerin
Önce göz alabildiğine siyah bir mürekkeple göz göze geliyor hattat. Gözden ırak olanın gönülden de ırak olamayacağını düşünerek yıllardır gözüne gözükmeyen mürekkebe bakıyor.
Bir gözgüye bakar gibi önce kendini görüyor hattat. Sonra kâğıdın, gözünden bile kıskandığı tenine dokunuyor. Sayfaların üzerinde göz gezdiriyor usulca. Gözünde tüten fırçayı kararlı bir hamleyle alan hattat siyaha boyadığı mürekkep gibi gözünü de karartıyor sonunda.
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
Sorular yığılıyor üst üste. Hattatın göz ardı ettiği sualler gözünün içine baka baka çığ gibi büyümekte. Kelimeler gözdağı veriyor, bir kurşuna benzettiği gözleriyle. Ve hattat göz yumuyor bir çift gözün hasretine. “Göz görmeyince gönül katlanır” diyor ve bir “Bismihû” çekerek gözüne karasu inen kaleme sarılıyor hattat.. Gözü gibi baktığı, gözünden bile sakındığı kamış kalemine. Göz alıcı güzelliğiyle yıllarca hattatın kelimelerine gözü kapalı itaat eden kamış kalemine…
Nihayet…
Kalemin gözlerini gözleriyle tartıyor ve sonra yazmaya devam ediyor hattat.
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyâh mıdır gözlerin
Yüreğinde gözükara bir sevda taşıyan hattat, göz nuru döktüğü harflerini seyrediyor usul usul… Aşkını yansıttığı harflerini…
Sonra ilk göz ağrısına bakıyor.
He’ye, güzel he’ye hem de…
Bir çift göze benzeyen he’ye bakıyor gözünü üstünden ayırmadan… Ve dahi gözünü kırpmadan…
Gözünü sevda bürümüş yılları hatırlıyor sonra. Önce gönlüne düşen ve neden sonra gözünden düşen aşkları… Gözünden yaş düşüyor. Üşüyor gözyaşları…
Ve hattat…
Gözünün yaşına bile bakmadan par(ç)alıyor gözlerinin ilk harfini. Harflerinin gözü dumanlı, harflerinin gözleri kan çanağı… En nihayetinde yazmaya devam ediyor hattat…
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece mi, sabah mıdır gözlerin
Kemgözlerden sakınıp kalemini, gözleri çakmak çakmak bakan harflere dikiyor gözlerini hattat. Gözü kalıyor, gözü dalıyor bir müddet. Gözlerini çivilediği harflerden sıyırıp ellerine bakıyor neden sonra.
Gözü toprağa bakan ellerine…
Gözünü toprağın bile doyuramadığı ellerine…
Maddenin eşi elleriyle, mânânın kardeşi gözlerinin göz göze gelmesinden korkup gözlerini kaçırıyor ellerinden. Kendinden kaçı(rı)yor hattat. Ve yeniden dönüyor huzurun kollarına.
Ancak kâğıdın ve kalemin huzurunda gözünü sevda bürüyor baştan sona. Sadece kâğıdın ve kalemin huzurunda ellerini günahlarından arındırıp kalbinin bir işe yaradığını anlıyor aslında. Gözüne bir bir çarpıyor gerçekler…
Ve yazıyor hattat… Zira mürekkep de yolunu gözler.
renkler âvâre; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
Son bir güzel he çekiyor sayfaya hattat.
Gözünde tüten bir çift gözün güzelliğine benzeyen bir güzel he… Gözünden uyku aktığı hâlde gözünü bile kırpmadan bir güzel yârin gözlerini tasvir eden hattat, gecelerini gözden çıkarıyor bir güzel he’nin hayâliyle… Bunca yıl sevdasına göz kulak olan hattat aşkını gözü gibi sevdiği harflere aktarıyor. Harflerin gözlerinden anlıyor yârin hâlini. Ve hayâlini gözler önüne getiriyor gözlerinin içi gülerken, için için…
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
Zaman göz açıp kapayıncaya kadar küle dönmüşken ve gözden kaybolmuşken mekân… Leylâ’dan Mevlâ’ya geçerken insan… Hattat son bir kez daha doğruluyor masadan.
Masanın üzerinde yüzlerce harf… Göz gözü görmüyor. Oysa o büyük kâğıtta tek bir cümle yazıyor.
Hattat bırakıp giderken eşyayı… Kâğıdı, kalemi, mürekkebi, masayı… Ve bütün harfleri, kelimeleri, şiirleri, cümle sedâyı…
Tek bir cümle yazıyor kâğıtta. Gözlerine inanamıyor hattat; çünkü gördüğüne değil gönlüne sığınanlardan o da… Hattat terk edip giderken cümle eşyayı…
Tek bir cümle yazıyor kâğıtta.
“Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür.”
(En’** 103)
Not: Metinde geçen şiirler Nurullah GENÇ’e aittir.
Berceste Dergisi, Temmuz 2012, Sayı 121..
Senem Gezeroğlu — Salı, 17/07/2012
ben şiir yazmazsam, kim tanır gözlerini…
Yavaşça kâğıdın gözlerine dokunuyor hattat. Mürekkep usulca yayılıyor bir gözyaşı endamıyla… Gözünü yumduğunda hayâline düşen bir çift gözün suretiyle kamaşıyor gözü.
Kef’le başlıyor.
Vav ile devam eden fırçanın mürekkebi Ze’de kuruyor sonra. Göz diyor, derin bir nefes alarak… Yüreğinin göz göz kabarmış yarası, yavaş yavaş köze dönüyor. Ve hattat aslında usul usul öze dönüyor.
Ve sıralıyor harfleri.
Sevilenin gözüne benzer suretleri nakşediyor göz ucuyla.
Sad diyor.
Ve sonra güzel he… Gözleri kan çanağına dönmüş bir güzel he hem de…
Göz diyor.
Gözünde tüten bir çift gözün göz kamaştıran hayâlini göz göz işlerken sayfaların kalbine, hattat da harflerini idam ediyor göz göre göre. Ve gözüne mil çekilmiş harfler duruyor fırçanın göz ucunda.
Nihayetinde… Göz hapsine alınmış cümleler dillerden düşecek hükmü bekliyor, gözü yolda kalmış umutlarla…
Göz diyor hattat.
Ve yazıyor. Gözü yazıyor. Göze yazıyor.
yüreğimden fışkıran bir “âh” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvâh” mıdır gözlerin
Önce göz alabildiğine siyah bir mürekkeple göz göze geliyor hattat. Gözden ırak olanın gönülden de ırak olamayacağını düşünerek yıllardır gözüne gözükmeyen mürekkebe bakıyor.
Bir gözgüye bakar gibi önce kendini görüyor hattat. Sonra kâğıdın, gözünden bile kıskandığı tenine dokunuyor. Sayfaların üzerinde göz gezdiriyor usulca. Gözünde tüten fırçayı kararlı bir hamleyle alan hattat siyaha boyadığı mürekkep gibi gözünü de karartıyor sonunda.
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
Sorular yığılıyor üst üste. Hattatın göz ardı ettiği sualler gözünün içine baka baka çığ gibi büyümekte. Kelimeler gözdağı veriyor, bir kurşuna benzettiği gözleriyle. Ve hattat göz yumuyor bir çift gözün hasretine. “Göz görmeyince gönül katlanır” diyor ve bir “Bismihû” çekerek gözüne karasu inen kaleme sarılıyor hattat.. Gözü gibi baktığı, gözünden bile sakındığı kamış kalemine. Göz alıcı güzelliğiyle yıllarca hattatın kelimelerine gözü kapalı itaat eden kamış kalemine…
Nihayet…
Kalemin gözlerini gözleriyle tartıyor ve sonra yazmaya devam ediyor hattat.
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyâh mıdır gözlerin
Yüreğinde gözükara bir sevda taşıyan hattat, göz nuru döktüğü harflerini seyrediyor usul usul… Aşkını yansıttığı harflerini…
Sonra ilk göz ağrısına bakıyor.
He’ye, güzel he’ye hem de…
Bir çift göze benzeyen he’ye bakıyor gözünü üstünden ayırmadan… Ve dahi gözünü kırpmadan…
Gözünü sevda bürümüş yılları hatırlıyor sonra. Önce gönlüne düşen ve neden sonra gözünden düşen aşkları… Gözünden yaş düşüyor. Üşüyor gözyaşları…
Ve hattat…
Gözünün yaşına bile bakmadan par(ç)alıyor gözlerinin ilk harfini. Harflerinin gözü dumanlı, harflerinin gözleri kan çanağı… En nihayetinde yazmaya devam ediyor hattat…
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece mi, sabah mıdır gözlerin
Kemgözlerden sakınıp kalemini, gözleri çakmak çakmak bakan harflere dikiyor gözlerini hattat. Gözü kalıyor, gözü dalıyor bir müddet. Gözlerini çivilediği harflerden sıyırıp ellerine bakıyor neden sonra.
Gözü toprağa bakan ellerine…
Gözünü toprağın bile doyuramadığı ellerine…
Maddenin eşi elleriyle, mânânın kardeşi gözlerinin göz göze gelmesinden korkup gözlerini kaçırıyor ellerinden. Kendinden kaçı(rı)yor hattat. Ve yeniden dönüyor huzurun kollarına.
Ancak kâğıdın ve kalemin huzurunda gözünü sevda bürüyor baştan sona. Sadece kâğıdın ve kalemin huzurunda ellerini günahlarından arındırıp kalbinin bir işe yaradığını anlıyor aslında. Gözüne bir bir çarpıyor gerçekler…
Ve yazıyor hattat… Zira mürekkep de yolunu gözler.
renkler âvâre; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
Son bir güzel he çekiyor sayfaya hattat.
Gözünde tüten bir çift gözün güzelliğine benzeyen bir güzel he… Gözünden uyku aktığı hâlde gözünü bile kırpmadan bir güzel yârin gözlerini tasvir eden hattat, gecelerini gözden çıkarıyor bir güzel he’nin hayâliyle… Bunca yıl sevdasına göz kulak olan hattat aşkını gözü gibi sevdiği harflere aktarıyor. Harflerin gözlerinden anlıyor yârin hâlini. Ve hayâlini gözler önüne getiriyor gözlerinin içi gülerken, için için…
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
Zaman göz açıp kapayıncaya kadar küle dönmüşken ve gözden kaybolmuşken mekân… Leylâ’dan Mevlâ’ya geçerken insan… Hattat son bir kez daha doğruluyor masadan.
Masanın üzerinde yüzlerce harf… Göz gözü görmüyor. Oysa o büyük kâğıtta tek bir cümle yazıyor.
Hattat bırakıp giderken eşyayı… Kâğıdı, kalemi, mürekkebi, masayı… Ve bütün harfleri, kelimeleri, şiirleri, cümle sedâyı…
Tek bir cümle yazıyor kâğıtta. Gözlerine inanamıyor hattat; çünkü gördüğüne değil gönlüne sığınanlardan o da… Hattat terk edip giderken cümle eşyayı…
Tek bir cümle yazıyor kâğıtta.
“Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür.”
(En’** 103)
Not: Metinde geçen şiirler Nurullah GENÇ’e aittir.
Berceste Dergisi, Temmuz 2012, Sayı 121..
Senem Gezeroğlu — Salı, 17/07/2012