O "Gül", aşkın mihrâbıdır tende cânım "Gül" diyor,
Mihrâbıdır "Gül" uşşâkın âh eder bülbül diyor,
Tende cânım âh eder dil-beste gönül diyor,
"Gül" diyor, bülbül diyor, gönül diyor, Rasûl diyor.
Başkaları Gülü bir çiçek diye sever belki de& Ama biz, Gülü "Gül" olduğu için severiz& Bizim için; Gül sevgilidir, Gül güzelliktir, Gül coşkudur& Gül, esmânın eşyâya tecellisinin esrârıdır& Gül aşktır, Gül sevinçtir, Gül bahar muştusudur& Gül, ezelle ebet arasındaki bütün zamanların "En Güzeli'nden yansımalar taşıdığı için güzeldir& Ve katmer Gül; rengini şehit kanından, kokusunu Efendimiz(sav)'in mübârek teninden aldığı için çiçekler sultânıdır& Bu sebeple olsa gerek, Gülün kokusuyla kendimizden geçeriz& Gideriz bir başka âleme& Yol buluruz mâverâya& Biz Güle, Gülistanda açan katmer Güllere; "Peygamberlik Gülzârının Eşsiz Gülü"nün remzi olduğu için vurgunuz& Gülü her kokladığımızda salavat getiririz , O'nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettiğimizden &
"Gül"ü târife ne hâcet, "Gül"; Sevdâyı Muhammedî'dir& "Gül"ün sevdâsı kalbimizin hafî tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır& Ve bizler, gönlü Gülşen olan insanlara meftûn oluruz, "Kainatın Solmayan Gülü"nün aşkıyla& Gün gelir, gözyaşıyla Gül sularız& Bir Gül için bin dikene su veririz; biliriz ki, Güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde Gül vardır&
O, aşkımızın mihrâbındaki "Gül"& O, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir resûl& O, çöl sıcağındaki bir Kevser şelâlesi& O, teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şûlesi& Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar Onun sönmeyen ışığının en mütevâzı kandilleridir& Serâ da , süreyyâ da Onun nûruyla aydınlanır& Onun sîreti bir amaç, Onun sünneti bir hidâyet, Onun sûreti gönüllere ülfet ve nîmet veren bir âb-ı hayat& Ruhumuz Ona âşık& O, Gül mushaflı sevdâmızın sembolü& O, on sekiz bin âlemin emsali olmayan "Gül"ü&
Divan şairimiz Fuzûlî "Su Kasidesi"nde:
"Suya versün bâğbân Gülzârı zahmet çekmesün,
Bir Gül açılmaz yüzün tek verse min Gülzâre su."
diye "O Gül"ün dünyaya bir kere geleceğini, bahçıvanın bin Gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O'nun yüzü gibi bir Gül açılmayacağını en lâtif bir biçimde ifâde ediyor&
Lâkin , O "Gül"ün sevdâsını kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün& O, "Alemlere Rahmet" olarak gönderilen hayat güftesi& O, tebessümünden cennetler yaratılan mutluluk bestesi& O, bütün çağların önünü aydınlatarak Âdemoğlunu karanlıktan kurtaran yaratılmışların en yücesi& O, Rabbimizin terbiyesiyle yetişmiş bir ahlâk âbidesi& O, Çâresizlerin Çâresi& O, Kimsesizlerin Kimsesi& O, hurma kütüğünün bile hasretinden inlediği bir ülfet çeşmesi& O, mükemmel bir aile reisi& O, vefânın zirvesi& O, insanların en sabırlısı, en müsâmahalısı, en azimlisi, en kararlısı& O, yiğitlik ve cömertlik timsâli& O , kâinatın bir numûne-i imtisâli& O, Efendiler Efendisi& O, Allahın müjdesi& O , insanlığın müjdecisi& O, hem Halîl hem Habîb, hem Sıddık hem Emîn& O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi& Onda toplanmıştır bütün güzellikler, Onda cem olmuştur cümle özellikler& O, hep Ümmetim, ümmetim diyen nefsim demeyen Hâtemül Enbiyâ tâcının sâhibi& O, Sidretül Müntehânın misâfiri& O, kusursuz bir komutan& O, Gâye İnsan& O, Mahşer günündeki tek sığınak& O, kırık gönüllerin mîmârı& O, Hakka giden yolun rahmet kapısı& O, İslamı bütünüyle hayatında billurlaştıran, bizâtihî İslamın kendisi olan Habîb-i Kibriyâ& O, Hakkın nûrunu bütün cihâna yayarak tebliğini tamamlayan Nebîler Nebîsi& O, tek Lider, tek Önder, tek Rehber& Âşıklar O nun için yanar& Sâdıklar Onun için ağlar& Rüzgâr Onun yâdıyla eser& Bülbüller Onun kokusunun olmadığı yerlerde susar& Onun izinden gitmeyen saadet bulamaz& Onun nûruna pervâne olmayan Mahşerde kurtulamaz&
O, İlâhî nizâmın nâmütenâhi güzelliğini bahşetti gönüllerimize& O, ruhlarımıza üflediği sonsuzluk aşkıyla hilkâtin esrârını öğretti bize& Onsuz ne farkı vardı gündüzlerin geceden& Ona gelen vahiyle aydınlandık, karanlık her düşünceden& O olmasaydı, sonsuzluk iklimine ulaşamazdık& O olmasaydı, dünyadaki bu sarp yokuşları asla aşamazdık& Onunla kalbimize nûr olup, doldu ilham& Onunla ışık buldu; gece, gündüz ve akşam& Onsuz baharlar kıştı& Onsuz insanlık, öksüz ve yetim kalmıştı&
Kâinatta mütecellî olan Esmâ-i İlâhiyeyi şahsında en mükemmel bir biçimde tebârüz ettirip, en mücellâ keyfiyetiyle temsil eden Gâye İnsan Odur& Onun her kelâmı hakla bâtılı ayıran bir kıstas; Onun her hükmü şaşmaz bir adâlettir& Onun hayatı tebliğini temsille geçmiş ve cihana en iyi tebliğin temsil olduğunu göstermiştir&
O, ıstıraptan çatlamış dudaklara merhem, kuraklıktan çoraklaşmış gönüllere zemzem, insanlığını kaybetmiş ruhlara erdem ve alev alev yanan sinelere bir meltem gibi serinlik vererek bizlere cennet-âsâ baharlar ikrâm eder& Onun gelişi gecelerin ebedî bir gündüze dönüşüdür& Ve Onunla İslâmın nûru tulû etmiştir& O, ümmetini küfrün yakıcı sıcağından îmânın âsude ve serin iklimine kavuşturmuş, karanlıktan nûrun aydınlığına çıkartmıştır&
Uykuda bile uyanık kalmanın keyfiyetine vâsıl olan gönül erleri, nurani ışıltıların semâvi izdüşümlerini Ona teslimiyette bulurlar& Muhakkak ki, sema ile arz arasında meydana gelecek bir kutlu buluşma Gül Devrinden ilham alan bir iklimde gerçekleşir& O Gülün nâmütenâhi güzelliği kalplere yansıdığında gecesi olmayan bir gündüz tecelli edip gönüllerde Gül tomurcuklarının açılmasına vesile olur& Unutmayalım ki, en karanlık devirlerde bile dikenler arasında goncaya durmuştur Güller& Gülün çevresindeki dikenler, Gül kokusuyla hemhâl olunca, Güle dönüşür birer birer& Bizler Gül kokusunun ikliminde insanlığımızı yeniden keşfettiğimiz zaman; rahmet, bereket ve hidâyet yağmurlarıyla madde ve mânâ planında yeniden dirileceğiz& Mekanın ve zamanın ölü noktalarına Gül Devrinden gelen esintilerle hayat üflemeye muktedir olacağız& Gül yüzlüler göz yaşıyla Gül sularken, tomurcuk veren Güllerin açılmasını beklemektedir& Gonca Güller açıldığı zaman vuslat baharı gelecek, gönlümüz şâdumân olacaktır& Kalpler Ona bağlanıp râm olduğunda, yanlışlıklar bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkacaktır&
Yeter artık uykunun yollarını gözleme& Çıkmaz sokaklarda koşup dolaşmaktan yorulmadın mı? Umranların verâsındaki insanlar mesut değilse, huzuru bulamıyorsa; beşeriyet kendisini yeniden mîzâna çekmek, yeniden Kâinatın Efendisinin aşkıyla yanmak, yeniden Onun ışığıyla nurlanmak, yeniden Asr-ı Saadet iklimine bağlanmak mecbûriyetindedir&
Âdemoğlu, Muhammedî Nurdan ışık alıyorsa, davranışlar ve duygular semâvi kalıplarda şekillenip Güle meftûn oluyorsa; akıl ve kalp mecrâsını bulmuş, ruh ve gönül Hakka kavuşmuş, gözler Kevser, sözler zemzem ile yıkanmış demektir&
Muhabbeti sâdık olanlar sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder& İlahi sevginin menzîli de, istikâmeti de, yolu da Muhammedî sevdâdan geçer& Onu sevmek, Ona itaat etmektir& Onu sevmek, Onun sevmediklerini sevmemektir& Onu sevmek Onun şerefli ashabını ve Onu sevenleri sevmektir& O, Kişi sevdiğiyle berâberdir müjdesini vererek ümmetine cennette beraberlik vâdetmiştir& Onun sevgisi öyle bir aşk olmalıdır ki, bütün sevgiler onun yanında sönük kalmalıdır& Onun sevgisi öyle bir muhabbet olmalıdır ki, sahibini îmânın en zirve noktasına ulaştırmalıdır&
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl ?
diye ifâde edilen bir aşktır Sevdâyı Muhammedî&
Esmâ-i İlâhiyenin beşer planında en kâmil mânâsıyla tezâhür ettiği Sultanlar Sultanını rehber edinme ve Ona Esselâm diyebilme irtifâsıdır Sevdâyı Muhammedî& Kalplere hükmeden varlığı duyma, hissetme, halef olma mükellefiyetiyle her şeye lâhutî âlemin penceresinden bakabilmedir Sevdâyı Muhammedî& Onun aşkı, kainata mânâ kazandıran bir sır hazinesidir& Eşyanın ruhuna nüfûz ederek eşyâdan esmâya ulaşabilme yoludur Sevdâyı Muhammedî& Esmadan Sıfata, sıfattan Zâta intikâl ederek yaratılış gâyesini idrâktir Sevdâyı Muhammedî& Kendisini nefs ve enâniyet cihetiyle dizginleyen ve Güle râm olan Gül yüzlü insanların gönüllerinde İlâhî aşkın şahikalaşmasıdır Sevdâyı Muhammedî&
Sevdim Seni ben, Âleme Rahmet diye sevdim,
Bir benzeri yok, Cenâb-ı Ahmet diye sevdim
dizeleriyle terennüm edilen bir İlâhî muhabbettir Sevdâyı Muhammedî&
Onsuz zaman, mekan ve insan hayatiyetini kaybeder& Gönüller Ona dönünce dirilir& Onun varlığı insanlığın vâroluş sebebidir& Onu her dem kalbinde hissederek selât-ü selamla yâdetmek ne büyük mutluluk& Onun sevgisini yüreğinde büyütebilmek ne büyük saadet&
Gerçekten de, asırlardır buhran ve bunalımlar içinde kıvranan beşeriyetin mutluluk ve saadeti; İnsanlığın İftihar Tablosunun sünnet-i seniyyelerine ittibâ etmekten geçer& Ve insanlık, Onun getirdiği altın düsturları hayata geçirmeye, bugün her zamankinden çok daha fazla muhtaçtır& Asrın getirdiği problemlere çözüm arayan insanlığın kara bulutlarla kaplı dünyasının aydınlanması; Onu yeniden tanımak, Ona yönelmek, Onu rehber edinmek ve Ondan alacağı umut kıvılcımlarını beşeriyetin ufkuna taşımakla mümkün olacaktır& Şeyh Gâlipin:
Sen Ahmedi Mahmûdu Muhammedsin Efendim,
Hakktan bize Sultân-ı Müeyyedsin Efendim
diye hitâb ettiği; şefaatçımız, yardımcımız, müjdecimiz, kurtarıcımız olan Sonsuz Nûr bütün bir beşeriyet gibi bizleri felâha erdirilecektir&
Ufkumuzu saran sisler, kurşûni bulutlar, endişeler ve karanlıklar kaybolur; Onun rahmet elinden bizlere yansıyan bereket ve feyz ikliminde& Hep birlikte yeniden, yeni baştan yenileyelim Âlem-i Ervahtaki Elestü bi Rabbiküm sualine verdiğimiz Belâ cevâbını& Ürpertisini kalplerimizin en derin köşelerinde hissederek tâzeleyelim ahd-ü peymânımızı& Gülün gölgesindeki toprağın bile Gül koktuğunu hiç unutmayalım& Güle sevdâmızı eksiltmeyelim& Allahım! Bize Onun sîretini öğret& Onun yolundan gitmeyi bizlere nasip et& ..Kim Peygambere itaat ederse şüphesiz Allaha itaat etmiş olur.. (Nisâ 4/80) emr-i İlâhîsi gereğince Habîbullahı sevmek Allah(cc)ı sevmektir& Resûlulaha duyulan muhabbetin derecesi îmânın ölçüsüdür& Bu sebeple bizlere Onun muhabbetini lütfet& Yâ Erhamer-Râhimîn!& Onun aşkını sînelerimizde bir alev deryâsı hâlinde volkanlaştır& Bizleri Onun yolundan ayırma Yâ Rabbi& Ve iki cihanda ebediyen Gülmek için, Gülün gölgesinde olmayı bizlere müyesser eyle Yâ İlâhel-Âlemîn!&
Onun gölgesinde olmak, cennet-âsâ baharlara ermektir& Ondan medet ummak, çölde susuzluktan çatlamış dudaklara âb-ı hayat vermektir& O, hicranla yanan sînelerin mutluluk rüzgârıdır& O, sonsuzluk iklîminin îtîbârıdır& O, ümidin temsilcisidir& O, şefâat bekleyenlerin; mütebessim incisidir& O, bizim gönüllerimizin sultanı& O, bizim dertlerimizin dermanı& O, bizim kurtuluşumuzun fermanı& Bizde, O Habîb-i Kibriyânın, O Sevgililer Sevgilisinin eşiğine baş koyup - yüzümüz olmasa da affına sığınarak- şefkâtine muhtaç olduğumuzu, arzetmek için, Yunus Emrenin diliyle:
Canım kurban olsun Senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed
diyerek medet bekliyor, Efendimizden şefâat dileniyoruz&
Ey Sultanlar Sultânı! 15 asır önce yol verdiğin sevgi kervânına bizleri de kabul buyur& Ey Resûller Resûlü! Bizler için; kapına Kıtmir, bastığın yere türâb, ayağına toz, tebliğine köle olmak ne büyük ümran& Senin ümmetin olma berâtını almak ne büyük ikram& Sultanım, bizler Seni dünyada görme saadetine erişemedik& Ama bizler, çok günahkar bir ümmet olmamıza rağmen - hakkımız olmasa da - rüyâlarımızda Seninle olmak, Senin aşkın ve muhabbetinle dolmak istiyoruz& Cüretimizi bağışla Efendim& Gül Yüzünü görmemiz, şefâatine ermemiz için, bizlere de lütfeyle destur& Ne olur!..
Ezel bezminde bir dinmez figândım Yâ Resûllalâh,
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûllalâh&
diye Yaman Dedenin dizeleriyle arz-ı hâl ediyoruz&
"En Güzel"e yâr olanlara, "Gül "e gönülden bağlananlara binlerce selâm olsun&
Dr. Mehmet Güneş
Mihrâbıdır "Gül" uşşâkın âh eder bülbül diyor,
Tende cânım âh eder dil-beste gönül diyor,
"Gül" diyor, bülbül diyor, gönül diyor, Rasûl diyor.
Başkaları Gülü bir çiçek diye sever belki de& Ama biz, Gülü "Gül" olduğu için severiz& Bizim için; Gül sevgilidir, Gül güzelliktir, Gül coşkudur& Gül, esmânın eşyâya tecellisinin esrârıdır& Gül aşktır, Gül sevinçtir, Gül bahar muştusudur& Gül, ezelle ebet arasındaki bütün zamanların "En Güzeli'nden yansımalar taşıdığı için güzeldir& Ve katmer Gül; rengini şehit kanından, kokusunu Efendimiz(sav)'in mübârek teninden aldığı için çiçekler sultânıdır& Bu sebeple olsa gerek, Gülün kokusuyla kendimizden geçeriz& Gideriz bir başka âleme& Yol buluruz mâverâya& Biz Güle, Gülistanda açan katmer Güllere; "Peygamberlik Gülzârının Eşsiz Gülü"nün remzi olduğu için vurgunuz& Gülü her kokladığımızda salavat getiririz , O'nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettiğimizden &
"Gül"ü târife ne hâcet, "Gül"; Sevdâyı Muhammedî'dir& "Gül"ün sevdâsı kalbimizin hafî tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır& Ve bizler, gönlü Gülşen olan insanlara meftûn oluruz, "Kainatın Solmayan Gülü"nün aşkıyla& Gün gelir, gözyaşıyla Gül sularız& Bir Gül için bin dikene su veririz; biliriz ki, Güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde Gül vardır&
O, aşkımızın mihrâbındaki "Gül"& O, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir resûl& O, çöl sıcağındaki bir Kevser şelâlesi& O, teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şûlesi& Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar Onun sönmeyen ışığının en mütevâzı kandilleridir& Serâ da , süreyyâ da Onun nûruyla aydınlanır& Onun sîreti bir amaç, Onun sünneti bir hidâyet, Onun sûreti gönüllere ülfet ve nîmet veren bir âb-ı hayat& Ruhumuz Ona âşık& O, Gül mushaflı sevdâmızın sembolü& O, on sekiz bin âlemin emsali olmayan "Gül"ü&
Divan şairimiz Fuzûlî "Su Kasidesi"nde:
"Suya versün bâğbân Gülzârı zahmet çekmesün,
Bir Gül açılmaz yüzün tek verse min Gülzâre su."
diye "O Gül"ün dünyaya bir kere geleceğini, bahçıvanın bin Gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O'nun yüzü gibi bir Gül açılmayacağını en lâtif bir biçimde ifâde ediyor&
Lâkin , O "Gül"ün sevdâsını kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün& O, "Alemlere Rahmet" olarak gönderilen hayat güftesi& O, tebessümünden cennetler yaratılan mutluluk bestesi& O, bütün çağların önünü aydınlatarak Âdemoğlunu karanlıktan kurtaran yaratılmışların en yücesi& O, Rabbimizin terbiyesiyle yetişmiş bir ahlâk âbidesi& O, Çâresizlerin Çâresi& O, Kimsesizlerin Kimsesi& O, hurma kütüğünün bile hasretinden inlediği bir ülfet çeşmesi& O, mükemmel bir aile reisi& O, vefânın zirvesi& O, insanların en sabırlısı, en müsâmahalısı, en azimlisi, en kararlısı& O, yiğitlik ve cömertlik timsâli& O , kâinatın bir numûne-i imtisâli& O, Efendiler Efendisi& O, Allahın müjdesi& O , insanlığın müjdecisi& O, hem Halîl hem Habîb, hem Sıddık hem Emîn& O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi& Onda toplanmıştır bütün güzellikler, Onda cem olmuştur cümle özellikler& O, hep Ümmetim, ümmetim diyen nefsim demeyen Hâtemül Enbiyâ tâcının sâhibi& O, Sidretül Müntehânın misâfiri& O, kusursuz bir komutan& O, Gâye İnsan& O, Mahşer günündeki tek sığınak& O, kırık gönüllerin mîmârı& O, Hakka giden yolun rahmet kapısı& O, İslamı bütünüyle hayatında billurlaştıran, bizâtihî İslamın kendisi olan Habîb-i Kibriyâ& O, Hakkın nûrunu bütün cihâna yayarak tebliğini tamamlayan Nebîler Nebîsi& O, tek Lider, tek Önder, tek Rehber& Âşıklar O nun için yanar& Sâdıklar Onun için ağlar& Rüzgâr Onun yâdıyla eser& Bülbüller Onun kokusunun olmadığı yerlerde susar& Onun izinden gitmeyen saadet bulamaz& Onun nûruna pervâne olmayan Mahşerde kurtulamaz&
O, İlâhî nizâmın nâmütenâhi güzelliğini bahşetti gönüllerimize& O, ruhlarımıza üflediği sonsuzluk aşkıyla hilkâtin esrârını öğretti bize& Onsuz ne farkı vardı gündüzlerin geceden& Ona gelen vahiyle aydınlandık, karanlık her düşünceden& O olmasaydı, sonsuzluk iklimine ulaşamazdık& O olmasaydı, dünyadaki bu sarp yokuşları asla aşamazdık& Onunla kalbimize nûr olup, doldu ilham& Onunla ışık buldu; gece, gündüz ve akşam& Onsuz baharlar kıştı& Onsuz insanlık, öksüz ve yetim kalmıştı&
Kâinatta mütecellî olan Esmâ-i İlâhiyeyi şahsında en mükemmel bir biçimde tebârüz ettirip, en mücellâ keyfiyetiyle temsil eden Gâye İnsan Odur& Onun her kelâmı hakla bâtılı ayıran bir kıstas; Onun her hükmü şaşmaz bir adâlettir& Onun hayatı tebliğini temsille geçmiş ve cihana en iyi tebliğin temsil olduğunu göstermiştir&
O, ıstıraptan çatlamış dudaklara merhem, kuraklıktan çoraklaşmış gönüllere zemzem, insanlığını kaybetmiş ruhlara erdem ve alev alev yanan sinelere bir meltem gibi serinlik vererek bizlere cennet-âsâ baharlar ikrâm eder& Onun gelişi gecelerin ebedî bir gündüze dönüşüdür& Ve Onunla İslâmın nûru tulû etmiştir& O, ümmetini küfrün yakıcı sıcağından îmânın âsude ve serin iklimine kavuşturmuş, karanlıktan nûrun aydınlığına çıkartmıştır&
Uykuda bile uyanık kalmanın keyfiyetine vâsıl olan gönül erleri, nurani ışıltıların semâvi izdüşümlerini Ona teslimiyette bulurlar& Muhakkak ki, sema ile arz arasında meydana gelecek bir kutlu buluşma Gül Devrinden ilham alan bir iklimde gerçekleşir& O Gülün nâmütenâhi güzelliği kalplere yansıdığında gecesi olmayan bir gündüz tecelli edip gönüllerde Gül tomurcuklarının açılmasına vesile olur& Unutmayalım ki, en karanlık devirlerde bile dikenler arasında goncaya durmuştur Güller& Gülün çevresindeki dikenler, Gül kokusuyla hemhâl olunca, Güle dönüşür birer birer& Bizler Gül kokusunun ikliminde insanlığımızı yeniden keşfettiğimiz zaman; rahmet, bereket ve hidâyet yağmurlarıyla madde ve mânâ planında yeniden dirileceğiz& Mekanın ve zamanın ölü noktalarına Gül Devrinden gelen esintilerle hayat üflemeye muktedir olacağız& Gül yüzlüler göz yaşıyla Gül sularken, tomurcuk veren Güllerin açılmasını beklemektedir& Gonca Güller açıldığı zaman vuslat baharı gelecek, gönlümüz şâdumân olacaktır& Kalpler Ona bağlanıp râm olduğunda, yanlışlıklar bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkacaktır&
Yeter artık uykunun yollarını gözleme& Çıkmaz sokaklarda koşup dolaşmaktan yorulmadın mı? Umranların verâsındaki insanlar mesut değilse, huzuru bulamıyorsa; beşeriyet kendisini yeniden mîzâna çekmek, yeniden Kâinatın Efendisinin aşkıyla yanmak, yeniden Onun ışığıyla nurlanmak, yeniden Asr-ı Saadet iklimine bağlanmak mecbûriyetindedir&
Âdemoğlu, Muhammedî Nurdan ışık alıyorsa, davranışlar ve duygular semâvi kalıplarda şekillenip Güle meftûn oluyorsa; akıl ve kalp mecrâsını bulmuş, ruh ve gönül Hakka kavuşmuş, gözler Kevser, sözler zemzem ile yıkanmış demektir&
Muhabbeti sâdık olanlar sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder& İlahi sevginin menzîli de, istikâmeti de, yolu da Muhammedî sevdâdan geçer& Onu sevmek, Ona itaat etmektir& Onu sevmek, Onun sevmediklerini sevmemektir& Onu sevmek Onun şerefli ashabını ve Onu sevenleri sevmektir& O, Kişi sevdiğiyle berâberdir müjdesini vererek ümmetine cennette beraberlik vâdetmiştir& Onun sevgisi öyle bir aşk olmalıdır ki, bütün sevgiler onun yanında sönük kalmalıdır& Onun sevgisi öyle bir muhabbet olmalıdır ki, sahibini îmânın en zirve noktasına ulaştırmalıdır&
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl ?
diye ifâde edilen bir aşktır Sevdâyı Muhammedî&
Esmâ-i İlâhiyenin beşer planında en kâmil mânâsıyla tezâhür ettiği Sultanlar Sultanını rehber edinme ve Ona Esselâm diyebilme irtifâsıdır Sevdâyı Muhammedî& Kalplere hükmeden varlığı duyma, hissetme, halef olma mükellefiyetiyle her şeye lâhutî âlemin penceresinden bakabilmedir Sevdâyı Muhammedî& Onun aşkı, kainata mânâ kazandıran bir sır hazinesidir& Eşyanın ruhuna nüfûz ederek eşyâdan esmâya ulaşabilme yoludur Sevdâyı Muhammedî& Esmadan Sıfata, sıfattan Zâta intikâl ederek yaratılış gâyesini idrâktir Sevdâyı Muhammedî& Kendisini nefs ve enâniyet cihetiyle dizginleyen ve Güle râm olan Gül yüzlü insanların gönüllerinde İlâhî aşkın şahikalaşmasıdır Sevdâyı Muhammedî&
Sevdim Seni ben, Âleme Rahmet diye sevdim,
Bir benzeri yok, Cenâb-ı Ahmet diye sevdim
dizeleriyle terennüm edilen bir İlâhî muhabbettir Sevdâyı Muhammedî&
Onsuz zaman, mekan ve insan hayatiyetini kaybeder& Gönüller Ona dönünce dirilir& Onun varlığı insanlığın vâroluş sebebidir& Onu her dem kalbinde hissederek selât-ü selamla yâdetmek ne büyük mutluluk& Onun sevgisini yüreğinde büyütebilmek ne büyük saadet&
Gerçekten de, asırlardır buhran ve bunalımlar içinde kıvranan beşeriyetin mutluluk ve saadeti; İnsanlığın İftihar Tablosunun sünnet-i seniyyelerine ittibâ etmekten geçer& Ve insanlık, Onun getirdiği altın düsturları hayata geçirmeye, bugün her zamankinden çok daha fazla muhtaçtır& Asrın getirdiği problemlere çözüm arayan insanlığın kara bulutlarla kaplı dünyasının aydınlanması; Onu yeniden tanımak, Ona yönelmek, Onu rehber edinmek ve Ondan alacağı umut kıvılcımlarını beşeriyetin ufkuna taşımakla mümkün olacaktır& Şeyh Gâlipin:
Sen Ahmedi Mahmûdu Muhammedsin Efendim,
Hakktan bize Sultân-ı Müeyyedsin Efendim
diye hitâb ettiği; şefaatçımız, yardımcımız, müjdecimiz, kurtarıcımız olan Sonsuz Nûr bütün bir beşeriyet gibi bizleri felâha erdirilecektir&
Ufkumuzu saran sisler, kurşûni bulutlar, endişeler ve karanlıklar kaybolur; Onun rahmet elinden bizlere yansıyan bereket ve feyz ikliminde& Hep birlikte yeniden, yeni baştan yenileyelim Âlem-i Ervahtaki Elestü bi Rabbiküm sualine verdiğimiz Belâ cevâbını& Ürpertisini kalplerimizin en derin köşelerinde hissederek tâzeleyelim ahd-ü peymânımızı& Gülün gölgesindeki toprağın bile Gül koktuğunu hiç unutmayalım& Güle sevdâmızı eksiltmeyelim& Allahım! Bize Onun sîretini öğret& Onun yolundan gitmeyi bizlere nasip et& ..Kim Peygambere itaat ederse şüphesiz Allaha itaat etmiş olur.. (Nisâ 4/80) emr-i İlâhîsi gereğince Habîbullahı sevmek Allah(cc)ı sevmektir& Resûlulaha duyulan muhabbetin derecesi îmânın ölçüsüdür& Bu sebeple bizlere Onun muhabbetini lütfet& Yâ Erhamer-Râhimîn!& Onun aşkını sînelerimizde bir alev deryâsı hâlinde volkanlaştır& Bizleri Onun yolundan ayırma Yâ Rabbi& Ve iki cihanda ebediyen Gülmek için, Gülün gölgesinde olmayı bizlere müyesser eyle Yâ İlâhel-Âlemîn!&
Onun gölgesinde olmak, cennet-âsâ baharlara ermektir& Ondan medet ummak, çölde susuzluktan çatlamış dudaklara âb-ı hayat vermektir& O, hicranla yanan sînelerin mutluluk rüzgârıdır& O, sonsuzluk iklîminin îtîbârıdır& O, ümidin temsilcisidir& O, şefâat bekleyenlerin; mütebessim incisidir& O, bizim gönüllerimizin sultanı& O, bizim dertlerimizin dermanı& O, bizim kurtuluşumuzun fermanı& Bizde, O Habîb-i Kibriyânın, O Sevgililer Sevgilisinin eşiğine baş koyup - yüzümüz olmasa da affına sığınarak- şefkâtine muhtaç olduğumuzu, arzetmek için, Yunus Emrenin diliyle:
Canım kurban olsun Senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed
diyerek medet bekliyor, Efendimizden şefâat dileniyoruz&
Ey Sultanlar Sultânı! 15 asır önce yol verdiğin sevgi kervânına bizleri de kabul buyur& Ey Resûller Resûlü! Bizler için; kapına Kıtmir, bastığın yere türâb, ayağına toz, tebliğine köle olmak ne büyük ümran& Senin ümmetin olma berâtını almak ne büyük ikram& Sultanım, bizler Seni dünyada görme saadetine erişemedik& Ama bizler, çok günahkar bir ümmet olmamıza rağmen - hakkımız olmasa da - rüyâlarımızda Seninle olmak, Senin aşkın ve muhabbetinle dolmak istiyoruz& Cüretimizi bağışla Efendim& Gül Yüzünü görmemiz, şefâatine ermemiz için, bizlere de lütfeyle destur& Ne olur!..
Ezel bezminde bir dinmez figândım Yâ Resûllalâh,
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûllalâh&
diye Yaman Dedenin dizeleriyle arz-ı hâl ediyoruz&
"En Güzel"e yâr olanlara, "Gül "e gönülden bağlananlara binlerce selâm olsun&
Dr. Mehmet Güneş