Yeniden Doğuş

  • Konbuyu başlatan hayrunisa
  • Başlangıç tarihi
  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
H

hayrunisa

Guest
Onlar, Rasul'ün goncaları, yavru kuşları.
Açmayı O'ndan ö rendiler.
Uçmayı O'ndan ö rendiler.
O'nun kanatları altında büyüdüler.
Bedevî bir Arap, Efendimiz s.a.v.'e gelerek sorar:
- Ya Rasulallah ! Siz çocuklarınızı sever, öper misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız.
Rasul-i Ekrem s.a.v. bedeviye şöyle der:
- Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmış, ben ne yapabilirim?
Yine bir gün, sahabilerden Akra bin Habis r.a ., Rasulullah s.a.v.'ın torunu Hz Hasan'ı öptü ünü gördü. Ve şöyle dedi:
- Benim on tane çocu um var, hiçbirini öpmedim.
Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu:
- Merhamet etmeyene, merhamet edilmez.
. . .
Allah Rasulü s.a.v.'in huzuruna esirler getirilmişti. Esirlerin içinde emzikli bir kadın da vardı. Lâkin çocu unu kaybetmişti. Sütünü başka çocuklara içiriyordu.
Bu arada çocu unu buldu. Hemen sinesine bastı ve derin bir şefkatle çocu unu emzirmeye başladı. Bu şefkat halini görünce, Rasulullah s.a.v. ashabına sordu:
- Şu kadının çocu unu ateşe ataca ını düşünür müsünüz?
Dediler ki:
- Hayır . Atmamaya gücü yetti i müddetçe atmaz.
Rasulullah s.a.v. buyurdular:
- İşte , Allah Tealâ kullarına bu kadının çocu una şefkatinden daha merhametlidir.
. . .
Bir sahabi Hz. Peygamber s.a.v.'e gelerek sordu:
- Ya Rasulallah , kime iyilik yapayım?
Peygamber s.a.v .:
- Annene ve babana iyilikte bulun, dedi. Sahabi :
- Anne ve babam yok, dedi. Peygamber s.a.v .:
- O halde evladınıza ikram edin. Çünkü anne ve babanızın sizde hakkı oldu u gibi, evladınızın da üzerinizde hakkı vardır. Allah Tealâ o babaya rahmet etsin ki, çocu una iyilik etmesi hususunda yardımcı olur.
. . .
Onlar, Devr -i Saadet çocuklarıdır.
Saadetin küçük tanıklarıdır.
Küçücük gözleriyle Rasul'ü gören, küçük yürekleriyle O'nu sevip da lar kadar büyüyenlerdir.
Babaları olmasa ne gam&
. . .
Ebu Cehil bir yetimin vâsisiydi. Çocu un bütün malı ondaydı, fakat o çocu u bu mala yaklaştırmıyordu.
Bir gün çocuk aç ve çıplak olarak Ebu Cehil'e geldi ve bir şeyler istedi. Ebu Cehil çocu u yanından kovdu. Kureyş'in ileri gelenleri alay ederek, Muhammed'e git de sana yardımcı olsun dediler.
Çocuk saf ve masum bir halde Allah Rasulü s.a.v.'in yanına geldi, halini arz etti. Allah Rasulü çocu u alarak Ebu Cehil'e gitti, yetime hakkını vermesini söyledi. Efendimiz s.a.v.'i karşısında gören Ebu Cehil itiraz etmeden yetimin malını iade etti.
. . .
Güzel bir bayram günü.
Bayramlar bayram.
Sahabiler Allah Rasulü s.a.v.'in ardında bayram namazlarını kılmışlar, neşeyle evlerine da ılıyorlar.
Efendimiz s.a.v. de mescidden çıkıyor. Çocukları görüyor. Neşe, sevinç içinde, rengârenk, yepyeni bayramlıklarıyla oyunlar oynuyor çocuklar.
O en merhametli insan&
O hayatı en ince, en dikkatli yaşayan&
Neşeler, sevinçler, gülücükler içinde, bir bayram gününde O, mahzun bir çocu u fark ediyor.
Çocuk bir duvarın dibine çömelmiş, elbiseleri perişan.
A lamaklı.
Çocu un yanına varıyor. Soruyor:
- Yavrum neyin var, neden böyle üzgünsün? Niçin arkadaşlarınla birlikte oynamıyorsun?
Ve, çocu un Uhud şehidi bir babanın yetimi oldu unu ö reniyor. Gözleri doluyor, gönlü Uhud gününe akıyor&
Çocu un ellerinden tutuyor, başını okşuyor, gönlünü alıyor. Sevindirici bir haber veriyor:
- A lama . Ben baban olayım. Aişe annen, Fatıma kardeşin olsun. İstemez misin?
Çocuk sevincinden uçacak gibidir.
- Nasıl razı olmam, nasıl istemem?
Efendimiz s.a.v. çocu u alır, evine götürür. Yedirir, içirir, üstünü başını giydirir. Çocu un ismi Buceyr'dir . Efendimiz s.a.v. bu ismi de iştirerek ona Beşir ismini verir. Artık karnı tok, güvende olan Beşir güle oynaya arkadaşlarının yanına gider. Arkadaşları sorar:
- Biraz önce a layıp duruyordun. Şimdi ne oldu?
Beşir cevap verir.
- Açtım , doydum; çıplaktım, giyindim; yetimdim, Rasulullah babam, Aişe annem oldu.
Bunun üzerine di er çocuklar ona gıpta ederek, Keşke bizim babamız da Uhud'da şehit olaydı da, biz de böyle bir babaya kavuşmuş olsaydık. derler.
Beşir bin Akra r.a. Efendimiz s.a.v.'in vefatına kadar O'nun yanında kaldı. O vefat etti inde asıl yetimli i başlamıştı. Şöyle a lar dururdu:
- İşte şimdi yetim kaldım. İşte şimdi garip oldum.
. . .
Rasulullah s.a.v. şehit eşi Ümmü Seleme ile evlenmeyi dilemişti. Ümmü Seleme'nin yetim kalmış beş evladı vardı. Çocuklarını bahane eden Ümmü Seleme'ye , çocukların çocuklarımdır, demiş, onları öz babalarını aratmayacak şefkatle büyütmü ştür.
Ve Efendimiz s.a.v. kendisine gelerek kalbinin katılı ından şikayet eden birisine şu tavsiyede bulunmu ştur:
- Kalbinin yumuşak olmasını ve ihtiyacın olan şeylere kavuşmayı ister misin? Öyleyse yetime şefkat göster, yetimin başını okşa. Yedi inden ona yedir ki kalbin yumuşasın ve muhtaç oldu un şeylere kavu şasın.
.
 
H

hayrunisa

Guest
. . .
Müslüman olsun, olmasın fark etmezdi.
Devrin tüm çocukları Rasulullah s.a.v.'in himayesi altındaydı.
Yahudi bir çocuk O'na hizmet ederdi. Bir ara hastalandı. Rasulullah s.a.v. çocu u ziyaret etti. Başucunda oturdu ve duada bulunduktan sonra ona müslüman olmasını teklif etti. O da babasına baktı. Babası:
- O lum , Ebu'l Kasım'a itaat et, dedi, çocuk müslüman oldu.
Rasul -i Ekrem s.a.v. çocu un yanından çıkınca,
- Şu genci cehennem azabından kurtaran Cenab -ı Hakk'a senalar olsun, dedi.
. . .
Kız çocukları hangi suçtan dolayı, diri diri topra a gömülürdü?
Devrinin tüm günahlarını yüklenirdi de gömülürdü.
Sanki aklanırlardı.
Devir gerçekten aklandı da&
Bir gün iki kızı ile bir kadın Hz. Aişe r.a.'a geldi. O sırada Hz. Aişe'nin önünde yalnızca bir hurma vardı. O hurmayı kadına verdi. Kadın hurmayı iki kızı arasında taksim etti, kendisi yemedi. Sonra kalkıp çıkıp gitti.
Peşinden Hz. Ai şe r.a.'ın yanına Nebi s.a.v. geldi. Hz. Aişe bu hadiseyi anlattı. Nebi s.a.v. buyurdu:
- Kadın -erkek herhangi bir mümin, şu kız çocukları yüzünden ne surette sıkıntı çekerse, bunu hayır bilsin. Çünkü kız çocukları, onlar için cehennem ateşinden koruyan birer perde olurlar.
Ve Efendimiz s.a.v. Allah nezdindeki üç büyük günaha karşı bizleri uyardı:
Bizi yaratan Allah Tealâ'ya ortak koşmak,
Rızkımıza ortak olup ve geçimimizi daraltacak diye çocuklarımızı öldürmek,
Komşumuzun namusuna gölge düşürmek.
. . .
Allah'ın Rasulü s.a.v. dokunulmaz de ildi.
Yetimdi, yetimlerle birlikteydi; garipti, gariplerle beraberdi.
Ve çocuklarla...
Allah Rasulü s.a.v. namaz kılarken secdeye varırdı, Hasan ile Hüseyin gelirler sırtına tırmanırlardı. Çocukları engellemek isteyen biri çıktı ında ilişmemelerini işaret buyurur, namazı bitince torunlarını dizlerine oturtur, sinesine basarak severdi.
- Beni seven bu ikisini sevsin, buyururdu.
Bazen Hasan veya Hüseyin sırtına tırmandı ında secdeyi uzatır da uzatırdı. Namazdan sonra cemaat sorardı:
- Ya Rasulallah , secdeyi uzattın, sebebi ne ki?
Efendimiz s.a.v. cevap verirdi:
- O lum beni binek yaptı, onu çabucak indirmek istemedim.
. . .
Allah Rasulü s.a.v ., bakacak kimse olmadı ı için küçük bir kız olan Ümame'yi omuzunda taşıyarak namaz kılar ve kıldırır; secdeye vardıkça Ümame'yi bırakır, secdeden kalktıkça da tekrar binmesine izin verirdi.
Ve buyururlardı:
- Çok kere ben namaza kıraati uzatmak niyetiyle dururum da, geriden bir çocu un a ladı ını duyunca anasına meşakkat ve zahmet getirmeyeyim diye kısa keserim.
. . .
Namazlarımıza neler neleri ortak ederiz de, sırtımızda bir çocukla secdeye varmışlı ımız var mıdır?
Bir çocu un yalap-şalap abdest alışını en son ne zaman tebessümlerle seyrettik?
Küçük avuçlarda su nasıl durur?
Belki gafletteyizdir de surelerimiz uçar gider. Secdelerimiz silinir.
Merhametimiz yazılır.
Tebessümümüz kalır.
O masumlar secdelerimize şahitlik eder de, sayılırız.
Allah'ın Rasulü s.a.v. her haliyle niyazda, yakarıştaydı.
Duaları çocuklarına idi, torunlarına idi.
Devrinin goncalarına idi, bizlere idi.
O, Zeyd r.a.' ın o lu Üsame'yi alır bir dizine oturturdu. Torunu Hasan r.a.'ı da di er dizine oturturdu. Sonra onları sinesine basar, öpüp koklar ve şöyle niyazda bulunurdu:  Allahım ! Bu çocuklara rahmet ve saadet nasip buyur. Çünkü ben senden bu çocukların hayır ve saadetlerini temenni ediyorum.
. .
Bir gün Kaynuka çarşısına kadar yürüdü. Sonra oradan dönüp Hz. Fatıma r.a.' ın evinin önünde bir kenara oturdu. Ve Hz. Hasan'ı kastederek: Küçük orada mısın, küçük orada mısın? diye seslendi.
Hz. Fatıma r.a. muhtemelen üstünü başını düzeltmek için çocu un dışarı çıkışını biraz geciktirdi. Sonra Hz. Hasan koşarak geldi. Allah Rasulü s.a.v. çocu u kucakladı, öpüp kokladı ve  Allahım , sen bu çocu u sev, bunu seveni de sev. diye dua etti.
. . .
Birisi Abdullah bin Mübarek r.a.'a gelerek çocu undan şikayetçi olur. Abdullah r.a. sorar:
- Çocu una hiç beddua ettin mi?
O zat:
- Evet , ettim, der. Abdullah b. Mübarek der ki:
- Çocu unun ahlâkını sen bozmuşsun!
. . .
Dualarımızda olsun çocuklarımız.
Âsilik onlarda olsa, şefkat ve anlayış büyüklerde olsun.
Hiddet onlarda olsa, yumuşaklık, hilm büyüklerde olsun.
Onlar anne-babalara, bizlere emanetler.
Bir zamanlar ne kadar küçüktüler, ne kadar çaresizdiler.
Hâlâ öyleler.
Hâlâ küçükler ve çaresizler&
. . .
Onlar, Rasulullah s.a.v.'in eline do anlardı.
İlk lokmalarını annelerinden önce Rasulullah s.a.v.' dan alanlardı.
Sahabe yeni do an bebeklerini Rasulullah s.a.v.'a götürürler, bebe in midesine anne sütü inmeden, bereket vesilesi olması için Rasul -i Ekrem s.a.v.'in hurma çi nemini emdirirlerdi.
Bir süre muhacirlerin çocukları olmamıştı. Yahudiler de: Size büyü yaptık. Bundan sonra neslinizden erkek çocuk do mayacak! diyorlardı.
Ve Hz. Ebu Bekir'in kızı Hz. Esma'nın o lu Abdullah dünyaya geldi. O hicretten sonra do an ilk bebekti. Onun do uşuyla muhacirler son derece ferahladılar. O, müjdelerle geldi.
Hz. Esma r.a. o lunu Rasulullah s.a.v.'e getirdi. Rasul -i Ekrem s.a.v. çocu u aldı, sonra bir hurma istedi. Verilen hurmayı çi neyip tatlısından çocu un a zına çaldı. Bu suretle çocu un a zına giren ilk şey Allah Rasulü s.a.v.'in hurma çi nemi oldu.
. . .
Gül devriydi.
Çocuklar Medine sokaklarında koşturur, oynar, Allah'ın Rasulü s.a.v. çocukların arasına karışırdı.
Medine sokakları gül kokardı.
O gül yüzünde güller açarak çocuklara latifeler ederdi. Enes r.a.' ın küçük kardeşinin bir kuşu vardı. Ona,  Ebu Umeyr , nügayr ne oldu? diyerek latife ederdi. ( Nügayr küçük kuş demektir.)
Hz. Enes r.a. şöyle der: Ben çocukken, arkadaşlarımla oynadı ım bir sırada Peygamber bize geldi ve selam verdikten sonra elimden tuttu, bir vazife ile beni bir yere gönderdi. Dönünceye kadar da beni bir duvarın gölgesinde çocukları izleyerek bekledi.
Yine Efendimiz s.a.v. Enes r.a. ile yürür, gezerken çocuklara rastlar, onlara selam verirdi. .
Çocuklar, çocuklarımız&
Bir bakıyoruz küçücükler.
Bir bakıyoruz büyümüşler.
Ne zaman büyüdüler?
Ne güzel nimetler, bir güzel nimetler. Varlıkları nimet, yoklukları nimet. Her nimet gibi onlar da imtihanımız elbet. Varlıklarıyla, yokluklarıyla&
. . .
Bir gün nasihat isteyen hanımlara Rasulullah s.a.v ., Üç evladı ölen her kadın için ölmüş evlatları ateşten koruyan birer perde olacaktır. diyordu.
Hanımlardan biri soruyordu: İki evladı da ölse öyle mi?
Rasulullah s.a.v. Evet! İki evladı da ölse, öyle. buyuruyordu.
Merhamet etmeyene merhamet edilmiyor. Merhamet görmeyenler, şefkatle büyütülmeyenler merhamet etmiyor. Ve bugün dünya, merhamet görmeyenlerin elinde ki, her tarafta zulüm kol geziyor.
İsyanla büyütülenlerin elinde ki, devir Yaradanına âsi .
Oysa şefkat, üst üste kilitler vurdu umuz gönüllerimizdedir. Kilitleri bir kırsak&
Camide bir o yana, bir bu yana koşturan çocukların arasına karışsak&
Çocuklar her devirde çocuk.
Göz ucuyla bizi süzerek namaz kılacaklar.
Yanılacaklar gülece iz. Düşecekler tutaca ız.
Dualarımızı, hayatımızı süsleyecekler.
Çocuklar şakıdıkça, mutlu-mesut oldukça, devir Saadet Devri olacak her daim
 
Üst Alt